YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/11937
KARAR NO : 2021/1727
KARAR TARİHİ : 18.02.2021
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasında birleştirilerek görülen alacak davalarının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, mahkemece asıl davanın kabulüne, birleşen davanın açılmamış sayılmasına yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı (birleşen davada davacı) tarafından asıl dava yönünden temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalıya ait 440 parsel sayılı taşınmazı 04/11/2008 tarihli sözleşme ile satın aldığını, satış bedeli olarak kararlaştırılan 6.600 TL’yi sözleşme hükümleri gereğince davalıya ödediğini, aradan geçen süreye rağmen davalının taşınmazı devretmediğini, satım sözleşmesinin resmi şekil şartını içermemesi nedeniyle geçersiz olması karşısında davalının sebepsiz zenginleştiğini ileri sürerek; 6.600 TL’nin, ödemeyi gerçekleştirdiği 04/11/2008 tarihinden işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı; taşınmaz malikinin yasal engel nedeniyle devri gerçekleştiremediğini, bu nedenle davanın kendisine yöneltilmesinin doğru olmadığını, davacı tarafından satış bedeli olarak 5.000 TL ödendiğini, bu tutarın 2.500 TL’sini taşınmaz malikine teslim ettiğini, geriye kalan tutarın ise vermiş olduğu emlakçılık hizmetinin karşılığı olduğunu savunarak, davanın reddini istemiş; birleşen davada ise; davaya konu 440 parsel sayılı taşınmazın satışı hususunda davalıların murisi olan Halil tarafından vekil tayin edildiğini, bu nedenle … isimli kişi ile sözleşme imzaladığını, ancak yürürlükteki mevzuat nedeniyle taşınmazın devredilemediğini, bu nedenle sözleşme imzaladığı kişi tarafından aleyhine ödenilen bedelin tahsili istemiyle dava açıldığını ileri sürerek, taşınmazın güncel değerinin davalılardan tahsilini talep etmiştir.
Mahkemece; davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine dair verilen karar, davacı tarafın temyizi üzerine Dairece verilen 18/05/2017 tarihli ve 2016/238 E. 2017/7522 K. sayılı ilamla; davacının, davaya konu satış sözleşmesinde satıcı olarak ismi ve imzası olan davalıya, satıcı sıfatıyla husumet yöneltmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesi ile bozulmuştur.
Davacı, 10/10/2019 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini 10.590,41 TL’ye artırmıştır.
Bozmaya uyan mahkemece; davacı ile davalı arasında 440 parsel sayılı taşınmazın 6.600 TL bedelle satışı konusunda adi yazılı bir sözleşme yapıldığı, davacının sözleşme gereğince 6.600 TL’yi davalıya ödediğini bildirdiği, davalının ise cevap dilekçesinde taşınmaz sahibinin davacıya satışı verememesinin yasal bir engelden kaynaklandığını savunduğu, satış sözleşmesini inkar etmeyen davacının satış bedeli olarak belirlenen 6.600 TL ‘yi almadığını iddia etmediği, yargılamanın ilerleyen safhalarında verdiği dilekçesinde ise davacının 5.000 TL ödemede bulunduğu, kalan 1.600 TL’nin ise tapuda devir yapılamadığı için ödenmediğini bildirdiği, ancak bu hususu ispat edemediği, davalı tanığı olarak dinlenen Müzeyyen’in beyanına ise tapu malikinin gelini olması sebebiyle beyanına itibar edilmediği, davacının ödediği bedelin uyarlanarak tahsilini talep ettiği, bu nedenle alınan bilirkişi raporu ile ödenen 6.600 TL ‘nin güncel değerinin 10.590,41 TL olarak belirlendiği, geçersiz sözleşme uyarınca herkesin verdiğini iade etmekle yükümlü olduğu gerekçesiyle; davanın kabulü ile 10.590,41 TL’nin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, birleşen davanın ise açılmamış sayılmasına karar verilmiş; hüküm, davalı (birleşen davada davacı) tarafından asıl davaya yönünden temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinin artık mümkün olmamasına göre, davalı (birleşen davada davacı) tarafın sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Davalı tarafın, asıl davaya yönelik diğer temyiz itirazının incelenmesinde;
Tapulu taşınmazın satışına ilişkin 04/11/2008 tarihli sözleşme; TMK’nın 706, BK’nın 213 (TBK’nın 237), Tapu Kanunu’nun 26 ve Noterlik Kanunu’nun 60 ve 89 uncu maddeleri uyarınca, resmi şekilde yapılmadığı için geçersizdir. Bu nedenle, taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilirler. Esasen bu husus, mahkemenin de kabulündedir.
Türk Medeni Kanunu’nun 6 ncı maddesi hükmü uyarınca; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür. Gerek doktrinde, gerek Yargıtay içtihatlarında kabul edildiği üzere; ispat yükü, hayatın olağan akışına aykırı durumu iddia eden ya da savunmada bulunan kimseye düşer. Öte yandan, ileri sürdüğü bir olaydan kendi yararına haklar çıkarmak isteyen kimsenin, iddia ettiği olayı ispatlaması gerekir.
Taraflarca imzalanan ve davaya konu edilen satım sözleşmesinde; satış bedelinin 6.600 TL olarak kararlaştırıldığı, bu bedelin 5.000 TL’lik bölümünün ödendiği, bakiye kalan 1.600 TL’nin ise ödeneceğinin belirtildiği anlaşılmaktadır.
Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; satış bedeli olarak kararlaştırılan 6.600 TL’yi sözleşme hükümleri uyarınca ödediğini ileri süren davacı, davaya konu sözleşmede 5.000 TL ödediğinin yazılı olması nedeniyle, satış bedelinin tamamını, diğer bir anlatımla sözleşmede sonradan ödeneceği belirtilen 1.600 TL’yi de davalıya ödediğini ispatla yükümlüdür.
Hal böyle olunca, mahkemece; satış bedelinin tamamını ödediğini ileri süren davacı tarafından bildirilen delillerin usulünce toplanması, sonrasında toplanan delillerin dosyada yer alan diğer bilgi ve belgeler ile birlikte değerlendirilmesi, hukuken geçersiz sözleşme nedeniyle davacı tarafın kararlaştırılan satış bedelinin tamamını ödediği sonucuna varılır ise
şimdiki gibi davanın kabulüne karar verilmesi, davacının bakiye satış bedeli olan 1.600 TL’yi ödediğini ispat edemediği sonucuna varılır ise, sözleşmede davacı tarafından ödendiği belirtilen 5.000 TL’nin; denkleştirici adalet ilkesi uyarınca, bilirkişi tarafından dava tarihinde ulaştığı güncel değer olarak belirlenen 8.023,03 TL üzerinden davanın kabulüne, fazlaya ilişkin istemin ise reddine karar verilmesi gerekirken, ispat yükünün davalı üzerinde olduğu yönündeki yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, asıl davada verilen hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince davalı (birleşen davada davacı) yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 18/02/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.