Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2020/3348 E. 2021/1704 K. 18.02.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/3348
KARAR NO : 2021/1704
KARAR TARİHİ : 18.02.2021

MAHKEMESİ : İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen sözleşmenin iptali davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; davalı kardeşi ile inşaat ve emlak alanında sözlü olarak adi ortaklık ilişkisi kurduklarını, daha sonra anlaşamadıklarını, kendisinin ekonomik anlamda zor durumda olduğunu bilen davalının bu durumu kullanarak adi ortaklık sözleşmesini 02.01.2014 tarihli protokol ile sonlandırdığını, aralarında imzalanan bu protokolün adaletsiz ve haksız hükümler içerdiğini, fahiş gabin oluşturduğunu ileri sürerek; taraflar arasında hakkaniyete uygun paylaşım yapılabilmesi adına, taraflar arasında imzalanan 02.01.2014 tarihli protokolün iptaline karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince; davacı tarafa, davaya konu protokolde belirtilen taşınır ve taşınmaz malların değerlerinin bildirilerek harcın yatırılması hususunda süre verildiği, verilen süre içerisinde harcın tamamlanmadığı, Harçlar Kanununun 30. ve 32. maddelerine göre bu işlemlerin yerine getirilmediği ve adli yardım talebinde bulunulmadığı gerekçesi ile dosyanın işlemden kaldırıldığı, işlemden kaldırıldığı tarihten itibaren 3 aylık sürenin dolması üzerine de davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği, kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince; davacının, taraflar için hakkaniyete uygun bir paylaşım yapılabilmesi adına davaya konu protokolün iptalini talep ettiği, böylece icra edilebilir bir
hüküm elde etmeye çalıştığı, davaya konu protokolün tek taraflı bildirimle iptalinden sonra davacı tarafça ayrıca tespit davası açmasına gerek olmaksızın adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine ilişkin dava açılabileceğinden korunmaya değer hukuki yararının olmadığı ve hukuki yarara ilişkin dava şartının kamu düzenine ilişkin olduğu gerekçesi ile davacının istinaf başvurusunun resen istinaf sebebi olarak kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 353/1-a-4. bendinde yer alan diğer dava şartlarına aykırılık bulunması şeklindeki düzenleme gereğince esası incelenmeden kaldırılmasına, davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.
İlk derece mahkemesince; davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı ve bu dava şartının giderilemeyecek dava şartı olması nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı taraf istinaf başvurusunda bulunmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; ilk derece mahkemesince, dairenin gerekçeli ve kesin kararına uygun şekilde karar verildiği, davacının istinaf dilekçesinde belirttiği hususların daire kararında irdelendiği ve tartışıldığı gerekçesiyle, davacının istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davacının sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-6098 sayılı TBK’nın 28. maddesinde ” Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir. Zarar gören bu hakkını, düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği; zor durumda kalmada ise, bu durumun ortadan kalktığı tarihten başlayarak bir yıl ve her hâlde sözleşmenin kurulduğu tarihten başlayarak beş yıl içinde kullanabilir.” düzenlemesi yer almaktadır.
Yukarıda da açıklandığı üzere; zarar gören, bu hakkını düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrenme tarihinden itibaren bir yıl içerisinde ileri sürülmesi zorunludur. Hak düşürücü süre niteliğindeki bu sürenin, hakim tarafından re’sen gözetilmesi gereklidir. Bir yıllık sürenin öğrenme tarihinden itibaren başlayacağı, öğrenme tarihinin işlem tarihi olabileceği gibi, somut olayın özelliğine göre işlem tarihinden ileri bir tarihin de olabileceği kabul edilebilmelidir.
Somut olayda; dava konusu protokolün 02/01/2014 tarihli olduğu, davanın ise 11/05/2018 tarihinde açıldığı nazara alındığında, dava tarihi itibariyle hak düşürücü sürenin dolduğu anlaşılmıştır.
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince, dava tarihi itibariyle hak düşürücü sürenin geçtiği gözetilerek davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken bölge adliye mahkemesinin kaldırma kararı doğrultusunda davacının dava açmakta hukuki yararı bulunmadığı ve bu dava şartının giderilemeyecek dava şartı olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmesi, bozmayı gerektirir.
Ne var ki, bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılması ve sonucu itibariyle doğru bulunan ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinin açıklandığı şekilde değiştirilerek ve düzeltilerek onanması, HMK’nın 370/4 maddesi hükmü gereğidir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacının sair temyiz itirazlarının REDDİNE, ikinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının kaldırılmasına ve sonucu itibariyle doğru olan ilk derece mahkemesi kararının gerekçesinin değiştirilerek ve düzeltilerek ONANMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 18/02/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.