Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2020/5007 E. 2021/2158 K. 03.03.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/5007
KARAR NO : 2021/2158
KARAR TARİHİ : 03.03.2021

MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki vekalet sözleşmesinden kaynaklanan alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı, dava dışı … Ltd. Şti’nin aylık ücretli avukatlığını yaptığını, davalının şirketin en büyük hissedarı olduğunu ve davalının da şahsi vekilliğini yaptığını, … Ltd. Şti’nin 19/10/2012 günü kendisini işten çıkardığını, davalının da 19/10/2012 günlü azilname ile vekillik görevini sonlandırdığını, ancak davalının biten işlerin vekalet ücretini ödemediğini,… Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2012/6 Esas, …Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/70 Esas,… Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/823 Esas sayılı dosyalarından hem karşı taraf vekalet ücreti hem de … Barosunca belirlenen asgari ücret tarifesi gereğince akdi vekalet ücreti alacağının bulunduğunu ve toplamda 18.770,00-TL. vekalet ücreti alacağının olduğunu belirterek 18.770,00-TL vekalet ücreti alacağının azilname tarihi olan 19/12/2012 gününden itibaren işleyecek faiziyle birlikte talep etmiştir.
Davalı, öncelikle taleplerin zamanaşımına uğradığını beyan ederek davacının vekil olarak 4857 Sayılı Yasa kapsamında hizmet yürüttüğünü, davacı tarafından takip edilen davaların dava dışı şirketlerin iştigal konusu olan gazetecilik mesleği ile ilgili tazminat davaları olduğunu, Dünya gazetesi davalarında kendilerinin taraf olmasının 5187 sayılı basın kanunu gereği olduğunu, dosyaların iş sözleşmesi kapsamında takip edilen işlerden olduğundan ayrıca vekalet ücreti gerekmeyeceğini, davacının karşı yan vekalet ücretini hak ettiğine dair yazılı delil sunmasının gerektiğini, vekalet ücretlerinin tahsil edilmediğini ve Baro tarifesinin tavsiye niteliğinde olduğunu savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 5.100,00-TL nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınıp davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.

1-Bir mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını, ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da ancak gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi Anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup, gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Nitekim, 07.06.1976 gün ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yeralan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye, vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141/3.maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı …nun 297. (Mülga HUMK.nun 388.) maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine …nun 27.maddesinin (HUMK.nun 73.m) 2. bendi “c” bölümünde de hukuki dinlenilme hakkının “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği açıklanarak bu husus vurgulanmıştır.
Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.

Somut olayda, mahkemece, “… Asliye hukuk mahkemesinin 2009/70 sayılı dava dosyasında davalının şahsi bir işine bağlı 10.000,00 TL manevi tazminatın hüküm altına alındığı, avukatlık kanunu 164 md. gereğince %15 oranla 1.500,00-TL ve karşı yan vekalet ücreti olarak 1.200,00-TL ye hak edildiği, yine… Asliye hukuk mahkemesinin 2012/6 esas sayılı dava dosyasında açılan manevi tazminat davasına yönelik olarak aynı kanunun 164 md. gereğince %15 tutarla 750,00-TL vekalet ücreti ile 1.200,00-TL karşı yan vekalet ücretinin oluşacağı, bu şekilde toplam vekalet ücreti alacak bedelinin 5.100,00-TL olduğu…” gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 5.100,00-TL’nin davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Ancak mahkemece taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık konusu olan, “azlin haklı olup olmadığı” hususu ile ilgili yeterli inceleme ve değerlendirme yapılarak, %15 üzerinden akdi vekalet ücreti hesabının gerekçesi oluşturularak ve 5.100,00-TL toplam vekalet ücretinin nasıl hesaplandığı da açıklanarak, şüphe yaratmayacak şekilde denetime açık olarak gerekçe oluşturulması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.
2-Bozma nedenlerine göre, davacı ve davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan hükmün BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davacı ve davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440.maddesi gereğince her iki tarafın karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 03/03/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.