YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/6468
KARAR NO : 2021/9853
KARAR TARİHİ : 11.10.2021
MAHKEMESİ : ANKARA 11. TÜKETİCİ MAHKEMESİ
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen tazminat davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın reddine yönelik olarak verilen kararın, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz isteminin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalının yüklenicisi olduğu … mevkii, 98 ada 2 parselde bulunan … Konutlarından A2 blok 24 nolu daireyi 09/10/2015 tarihinde 824.151 TL’ye satın aldığını ve bedelini ödediğini, teslimin Haziran 2015 tarihi olarak kararlaştırıldığını ancak taşınmazın 09/05/2016 tarihinde eksik ve ayıplı olarak teslim edildiğini, teslim tutanağına ilgili ayıpları belirtir şekilde ihtirazi kayıt konulduğunu, olayda tanıtım ve proje albümü ile ilanen taahhüt edilene göre eksiklikler ile gizli ayıplar bulunduğunu, ayrıca ortak ve sosyal alanlar için davalı firma tarafından vaad edilen ve katalogda da yer alan demirbaşların da eksik ve ayıplı olduğunu, taahhüt edilen akıllı ev sisteminin ise anlatıldığı gibi çalışmadığını, kullanım sırasında da zamanla ayıpların çıktığını ve belirtilen eksikliklerin ve ayıpların defalarca davalıya bildirildiğini ileri sürerek; davalı şirketin, tanıtım-satış aşamasında ortak alanın ve satılan dairenin vaat edilen şekilde yapılmaması sebebiyle eksik ve ayıplı işler bedeli için oluşan zararlara mahsuben şimdilik 50.000 TL’ nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı; davacının konut teslim tutanağı ve ibraname imzaladığını, dava konusu ayıpların gizli ayıp niteliğinde olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.
İlk derece mahkemesince, davanın bağımsız bölümdeki eksik ve kusurlu işler nedeni ile oluşan değer kaybı yönünden kısmen kabulü ile 3.632,80 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, taraf vekilleri istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge adliye mahkemesince; 09/05/2015 tarihli tutanak ile eksik işlerin tespit edildiği ancak bu tutanağa konu borçların 21/09/2016 tarihli ibraname ve davacının imzasını taşıyan aynı tarihli teslim tutanağı ile ibra edildiği gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmiş; karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2- Dava, satış esnasında sunulan projede tanıtımlarında belirtilen ancak dairelerde ve ortak alanlarda bunlara uygun olarak yapılmayan ayıplı ve eksik işler nedeni ile uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.
Davacının, davalıdan bir daire satın aldığı ve dairenin 21/09/2016 tarihinde davacıya teslim tutanağı ve ibraname başlıklı yazı ile teslim edildiği uyuşmazlık konusu değildir. Uyuşmazlık; dava konusu dairenin teslim tutanağı ile teslim alındıktan sonra kullanıma bağlı olarak ortaya çıktığı iddia olunan eksiklikler yönünden talep hakkı olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.
Sözleşmenin yapıldığı tarihte yürürlükte olan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 8. maddesine göre, “Ayıplı mal, tüketiciye teslimi anında, taraflarca kararlaştırılmış olan örnek ya da modele uygun olmaması ya da objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımaması nedeniyle sözleşmeye aykırı olan maldır.
Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda, internet portalında ya da reklam ve ilanlarında yer alan özelliklerinden bir veya birden fazlasını taşımayan; satıcı tarafından bildirilen veya teknik düzenlemesinde tespit edilen niteliğe aykırı olan; muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplı olarak kabul edilir.”
Kanun’un ispat yükü başlıklı 10. maddesinde de; “Teslim tarihinden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim tarihinde var olduğu kabul edilir. Bu durumda malın ayıplı olmadığının ispatı satıcıya aittir. Bu karine, malın veya ayıbın niteliği ile bağdaşmıyor ise uygulanmaz.
Tüketicinin, sözleşmenin kurulduğu tarihte ayıptan haberdar olduğu veya haberdar olmasının kendisinden beklendiği hâllerde, sözleşmeye aykırılık söz konusu olmaz. Bunların dışındaki ayıplara karşı tüketicinin seçimlik hakları saklıdır.” hükmü ile ayıpların varlığı halinde tarafların ispat yükü düzenlenmiştir. 6502 sayılı Kanun’un gerekçesinde de açıklandığı üzere, “İspat yükü” başlığı altında düzenlenen 10. maddesinin birinci fıkrasında yapılan düzenlemeyle, 1999/44 sayılı AB Yönergesinin 5. maddesinin üçüncü paragrafına uygun olarak, tüketici lehine getirilmiş olan bir ispat kolaylığı benimsenmiştir. Buna göre, teslimden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların, teslim anında var olduğu kabul edilir. Bu durumda malın ya da hizmetin ayıplı olmadığının ispatı satıcıya aittir.
Bir malın altı ay boyunca sorunsuz çalışması, hayatın olağan akışına uygun olarak kabul edilmiş ve bu süre içinde mal yine de bozulmuşsa, kaynağında yani teslim anında var olan bir ayıbın yarattığı sonucuna varılmıştır. Kuşkusuz satıcının bunun aksini ispat etmesi imkânı her zaman vardır.
Yine Kanun gerekçesinde açıkça vurgulandığı üzere, ayıplı malda tüketicinin seçimlik haklarından faydalanabilmesi için, ayıbı belirli bir süre içinde ihbar etmesi yükümlülüğü kaldırılmıştır. Nitekim, tüketicinin seçimlik haklarından birini kullandığı yönünde satıcıya her halükarda bildirimde bulunması gereğinin olması, bunun öncesinde ayrıca bir de ayıbı ihbar etmesi zorunluluğunu anlamsız kılmaktadır.
O halde tüketici; taşınır mallarda iki yıllık, taşınmaz mallarda beş yılllık zamanaşımı süresi içinde ayıbı tespit ettiği sürece seçimlik haklarını da kullanabilecektir. Ayıbın çok erken bir safhada tespit edilmiş olmasına rağmen tüketicinin uzun bir süre seçimlik haklarını kullanmamış olması, duruma göre Türk Medenî Kanunu’nun 2. maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde bir hakkın kötüye kullanılması itirazı ile karşılaşabilecektir.
Bu durumda, 6502 sayılı Kanun’un 10. maddesi gereğince ayıbın açık ya da gizli olduğu husususun bir öneminin bulunmadığı, malın teslim ya da taşınmazın devir tarihinden itibaren altı ay içinde bildirilen ya da dava açılan uyuşmazlıklarda malın ayıplı olmadığına dair ispat yükünün satıcıda, altı aylık süre geçtikten sonra bildirilen ya da dava açılan uyuşmazlıklarda da malın ayıplı olduğuna dair ispat yükünün alıcıda olduğunun kabulü gerekmiştir.
Somut olayda; davacının dava konusu daireyi 21/09/2016 tarihinde teslim tutanağı ve ibraname başlıklı yazı ile teslim aldığı ve bu sebeple teslim tutanağında yer alan hususlar bakımından talep hakkı bulunmadığı sabittir. Ancak davacı taşınmazı teslim aldıktan sonra ortaya çıkan ayıplar bakımından satıcının sorumluluğu devam etmektedir. Bu durumda ise ayıbın ortaya çıkışı açısından altı aylık zaman dilimi önem arz etmektedir. Şayet davacının talep edebileceği ayıplar teslimden itibaren ilk altı ay içerisinde çıkmış ise bu durumda malın ayıplı olmadığını ispat yükü davalı satıcının üzerinde olacak, altı ayı geçtikten sonra çıktı ise malın ayıplı olduğunu ispat yükü davacı alıcıda olacaktır.
Hal böyle olunca bölge adliye mahkemesince; davanın açıldığı tarih gözetilerek, davacının teslimden sonra ortaya çıktığını ileri sürdüğü ayıplarla ilgili inceleme yapılması için dosyanın bilirkişiye tevdii edilerek rapor alınması ve tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi suretiyle hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile davanın reddine karar verilmesi, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davacı tarafın sair temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle; 6100 sayılı HMK’nın 371. maddesi uyarınca temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararının davacı yararına BOZULMASINA, dosyanın aynı Kanun’un 373. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 11/10/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.