Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2020/6514 E. 2021/13596 K. 23.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/6514
KARAR NO : 2021/13596
KARAR TARİHİ : 23.12.2021

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, davalı idare ile aralarında 25/10/2010 tarihinde onbeş bin hastanın kan gazı testini yapmak üzere cihaz temini için sözleşme imzalandığını, sözleşme gereklerini yerine getirmesine karşın idarenin teslim prosedürünü tamamlamadığı gibi sözleşmeyi daha sonra haksız feshederek zarara uğramalarına neden olduğunu ileri sürerek, cihazlar için gerekli solüsyon masrafı, ihale masrafı, teminat bedelleri, cihazların kiralanması için harcanan bedeller ile teknik servis elemanı için harcanan işçilik bedeleri toplamı 61.068,53 TL masrafın maddi tazminat bedeli olarak ayrıca zedelenen ticari itibar nedeni ile de 20.000,00 TL manevi tazminatın davalı idareden faizi ile tahsilini istemiştir.
Davalı, davacının şartnameye uygun mal teslim etmediğini savunarak davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece bozma üzerine yapılan yargılama neticesinde; taraflar arasında yapılan 25/08/2010 tarihli merkezi depo kan gazı + elektrolit (Na-K-Ca) Glikoz Laktat işine ait sözleşme uyarınca 2 adet kangazı cihazının teslim edildiği ve davacı tarafından istenen tespit talebi ile ilgili olarak Sivas 1 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/126 değişik işler dosyası 09/11/2010 tarihinde Makine Mühendisi bilirkişi … ile birlikte yapılan tespitte cihazın çalışır durumda olduğu, ancak cihazın kan almayarak test yapmadığı, firma yetkilisi tarafından cihazın tamir yoluna gidildiği ve kan alma ucu propan denilen parçanın değiştirilerek cihaza tekrar kan verildiği, verilen kanın cihaz tarafından alınarak işlemin tamamlandığı ve çıktısının eksiksiz olarak alındığı, davacı firmanın teslim ettiği ürünün, davalı idare ile davacı firma arasında imzalanan teknik şartnameye uygun olduğu, davacı tarafından davalı şirketi teslim edilen tıbbi cihazların çalışır durumda olmasına karşın davalı
tarafın davaya konu cihazları arızalı olduğundan bahisle kabul etmediği, hesap bilirkişisi tarafından davacı şirketin alacağının yapılan hesaplamalar ile 11 adet solüsyon bedeli 17.591,53TL, damga vergisi 761,80TL, irat kaydedilen teminat mektubu bedelinin 3.465,00TL, kira bedeli 8.085,00TL, 5000 test bedeli 19.250,00 TL teknik servis elemanına ödenen 2.092,30 TL olmak üzere toplam 51.245,63TL olduğunun bildirildiği, davalı şirketin davaya konu cihazları arızalı olduğundan bahisle teslim almamasının davacı şirketin ticari itibarını zedelediği, manevi tazminat miktarının olayın vehameti, davacı şirkete verdiği zarar ve tarafların sosyal ekonomik durumu gözönünde bulundurulduğunda makul olduğu gerekçesiyle maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 51.245,63 TL’ye dava tarihi olan 29/12/2010 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmek sureti ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine, manevi tazminat talebinin kabulü ile 20.000,00 TL’nin dava tarihi olan 29/12/2010 tarihinden itibaren yasal faiz işletilmek sureti ile davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş;hüküm,davalı vekili tarafındam temyiz edilmiştir.
Mahkemece, davanın reddine dair verilen hükmün davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 02.02.2015 tarih 2014/17386 Esas, 2015/2189 Karar sayılı ilamı ile “…mahkemece idare tarafından tutulan cihaza ilişkin tutanaklar tanık beyanları ve yargılama öncesi alınan tespit raporuna dayanılarak davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki uyuşmazlığa ilişkin cihazlar teknik inceleme gerektirmekte olup delil tespit raporuna göre hüküm kurulamaz. Mahkemece yapılacak iş, tarafların iddialarının değerlendirilmesi amacıyla uzman bilirkişiler aracılığıyla dosya üzerinde veya gerektiğinde cihazlar üzerinde keşif yapılarak, inceleme yaptırılması ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak sonuca göre hüküm tesisi gerekirken, eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir. .” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
1-Mahkeme hükmünde, tarafların iddia ve savunmalarının özetinin, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususların, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delillerin, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesinin, sabit görülen vakıalarla, bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebeplerin birer birer, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde hükümde gösterilmesi gereklidir. Bu kısım, hükmün gerekçe bölümüdür. Gerekçe, hakimin (mahkemenin) tespit etmiş olduğu maddi vakıalar ile hüküm fıkrası arasında bir köprü görevi yapar. Gerekçe bölümünde hükmün dayandığı hukuki esaslar açıklanır. Hakim, tarafların kendisine sundukları maddi vakıaların hukuki niteliğini (hukuk sebepleri) kendiliğinden (re’sen) araştırıp bularak hükmünü dayandırdığı hukuk kurallarını ve bunun nedenlerini gerekçede açıklar.
Hakim, gerekçe sayesinde verdiği hükmün doğru olup olmadığını, yani kendini denetler. Üst mahkeme de, bir hükmün hukuka uygun olup olmadığını, ancak gerekçe sayesinde denetleyebilir. Taraflar da gerekçe sayesinde haklı olup olmadıklarını daha iyi anlayabilirler. Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz (Kuru, Baki/ Arslan, Ramazan/ Yılmaz, Ejder; Medeni Usul Hukuku Ders Kitabı 6100 sayılı HMK’na Göre Yeniden Yazılmış, 22 Baskı, Ankara 2011, s.472). Anayasa’nın 141. maddesi gereğince bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olması gereklidir. Gerekçenin önemi anayasal olarak hükme bağlanmakla gösterilmiş olup gerekçe ve hüküm birbirine sıkı sıkıya bağlıdır.
Yasanın aradığı anlamda oluşturulacak kararların hüküm fıkralarının açık, anlaşılır, çelişkisiz, uygulanabilir olmasının gerekliliği kadar; kararın gerekçesinin de, sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak; kısaca, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira, tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtay’ın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için, ortada, usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.
Nitekim, 07/06/1976 tarihli ve 3/4-3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde yeralan “Gerekçenin ilgili bilgi ve belgelerin isabetle takdir edildiğini gösterir biçimde geçerli ve yasal olması aranmalıdır. Gerekçenin bu niteliği yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi, kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek niteliği de tartışma götürmez bir gerçektir.” şeklindeki açıklama ile de aynı ilkeye vurgu yapılmıştır.
Bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılması gerektiğini öngören Anayasanın 141/3.maddesi ve ona koşut bir düzenleme içeren 6100 sayılı HMK’nin 297. maddesi, işte bu amacı gerçekleştirmeye yöneliktir. Yine HMK’nn 27. maddesinin 2. bendinin “c” bölümünde de; hukuki dinlenilme hakkının, “Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini” de içerdiği hükme bağlanmıştır.
Öte yandan, mahkeme kararlarının taraflar, bazen de ilgili olabilecekleri başka hukuki ihtilaflar yönünden etkili ve bağlayıcı kabul edilebilmeleri, başka bir dava yönünden kesin hüküm, kesin veya güçlü delil oluşturup oluşturamayacağı gibi hukuksal değerlendirmeler de bu kararların yukarıda açıklanan nitelikte bir gerekçeyi içermesiyle mümkündür.
Somut olayda ise, mahkemece bozma ilamından sonra alınan Kimya Mühendisi, Makine Mühendisi, Elektrik ve Elektronik Mühendisinde oluşan heyetten 09.12.2016 tarihli raporda; cihazın, çalışır ve kan ölçümü yapar durumda olduğu, ancak ileriki cihazda aynı kan örneği kullanılarak elde edile ölçüm sonuçlarının aynı değerlerde olması gerekirken (ekli yazıcı çıktılarında görüldüğü üzere) farklı değerlerde çıkmış olmasının, cihazların, kullanıma almadan önce mutlaka, yetkili servisleri tarafından yapılacak kurulumları esnasında, üretici firmanın cihaz kurulumu ve kullanımı kılavuzlarında verildiği şekil ve değerlere uygun olarak, kalibrasyonlannın, ayarlarının doğru şekilde yapılması ile önlenebileceği, kurulum sonrasında yapılacak ölçümler sonucunda elde edilecek değer sonuçlarının doğru olup olmadığı hususunun, konu uzmanı hekimler tarafından değerlendirilmesinin gerekli olduğu bildirilmiş sonrasında ünvanları açık olmayan profesör olan üç kişilik heyetten rapor alınmış bu rapordan gerekçede bahsedilmemiş,sonrasında 09.12.2016 tarihli raporu veren heyetten ek rapor alınmış ve ayrıca hesap bilirkişisinden de rapor alınmıştır.
Sonuç olarak; mahkemece, bozma ilamından sonra hesap bilirkişi raporu haricinde bozma ilamının gereği olan teknik inceleme gerektiren uzman bilirkişi raporuna gerekçesinde yer vermediği gibi bozma ilamına (Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 02.02.2015 tarih 2014/17386 Esas, 2015/2189 Karar) uymuş olmasına rağmen gerekçesini sonuç olarak Sivas 1 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/126 d. iş dosyasında alınan 09/11/2010 tarihli Makine Mühendisi bilirkişi …’ın raporuna aynen yer verilerek sonuca varıldığı belirtilmiştir.
Hal böyle olunca; yasanın aradığı anlamda, dava konusu uyuşmazlığa ilişkin ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün bulunmadığı anlaşılmaktadır. Bu sebeple mahkemece toplanan deliller birlikte değerlendirildikten sonra açık ve anlaşılır bir gerekçe ile hüküm kurulması alınan bilirkişi raporlarının irdelenip değerlendirilmesi gerekirken, gerekçesiz ve (Yargıtay 13.Hukuk Dairesinin 02.02.2015 tarih 2014/17386 Esas, 2015/2189 Karar sayılı) bozma ilamına rağmen delil tespit raporuna göre karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.
2-Bozma nedenine göre, davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle kararın BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, HUMK’nin 440/I maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 23/12/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi