YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/7074
KARAR NO : 2021/1516
KARAR TARİHİ : 16.02.2021
MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 19. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE
MAHKEMESİ : İSTANBUL 17. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ(İHTİSAS MAH. SIF.)
Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen maddi ve manevi tazminat davasının reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacı tarafın istinaf başvurusunun reddine yönelik olarak verilen karar, davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 16/02/2021 tarihinde davacı asil ve vekili Av. … ile davalı vekili yetki belgesine istinaden Av. … geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı, davalı şirketin donatanı/işleteni olduğu … adlı yabancı bayraklı gemide (kimyasal tanker) güverte lostromosu olarak çalışırken 10.06.2009 tarihinde iş kazası geçirdiğini, kaza sonucu sağ gözünün tamamen kapandığını, iş sözleşmesinin davalı tarafından feshedildiğini ve gözü görmediği için kendisi işten ayrılmış gibi tutanak düzenlendiğini, meydana gelen olayda hiçbir kusuru olmadığını, tüm sorumluluğun gerekli iş güvenliği ve iş sağlığı önlemlerini almayan davalıya ait olduğunu, gözünün kapanmasının ardından derhal hastaneye götürülmediğini, ilk tıbbi müdahalenin yapılması için geminin seferini tamamlaması beklendiğini, tedavisi sonrası düzenlenen sağlık raporunda sağ gözünün geçirdiği iş kazası sonucu görme yeteneğini tamamen yitirdiğini, düzelme olasılığı kalmadığını ve %27 oranında malul kaldığının Rize Eğitim ve Araştırma Hastanesi Özürlü Sağlık Kurulu tarafından tespit edildiğini, bunun üzerine Rize Valiliği Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimliği tarafından gemi adamı olamayacağı kararı verildiğini, tek gelirinin maaşı olduğunu, sağlığını ve mesleğini kaybetmesinden sonra ailesinin geçimini sağlayamaz hale geldiğini, maddi ve manevi zararının tazmini için davalı işverene başvurmasına rağmen cevap alamadığını ileri sürerek, şimdilik 10.000 USD maddi, 50.000 USD manevi olmak üzere toplam 60.000 USD (95.172,00-TL) tutarındaki alacağın davalıdan tahsiline, alacağa iş kazasının meydana geldiği tarihten itibaren 3095 sayılı kanun gereği işlemiş ve işleyecek en yüksek yıllık orana göre faiz işletilmesine, gemi üzerine kanuni rehin hakkı tesis edilmesine karar verilmesini istemiştir.
Davalı, davacının yabancı bir donatana ait yabancı bayraklı bir gemide çalışması ve hadisenin gemide meydana gelmesinin davada yabancılık unsuru bulunduğunu gösterdiğini, MÖHUK çerçevesinde dosya hakkında yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, davacının işvereni olmadığını, pasif husumeti bulunmadığını, sunulan belgeler arasında herhangi bir kaza raporu olmayıp davacı tarafından gemide iş kazası geçirildiği yönündeki iddianın kanıtlanmadığını, gemide iş güvenliğine ilişkin her türlü önlemin alındığını, tazminat talebinin fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Yerel mahkemece, Yargıtay 20. Hukuk Dairesinin yargı yeri belirlemesinden sonra davanın reddine karar verilmiş; karara karşı davacı istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
1-Dava, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Davacı, davalı şirketin donatanı/işleteni olduğu … adlı yabancı bayraklı gemide geçirdiği iş kazası sonucu sağ gözünün görme yeteneğini tamamen yitirdiğini, gerekli iş güvenliği ve iş sağlığı önlemlerini almayan, kaza sonrası tedavisi için özen ve çaba göstermeyen davalının kusurlu olduğunu belirterek, maddi ve manevi tazminat istemiş; davalı, davacının işvereni olmadığını, davacı tarafından gemide iş kazası geçirildiği yönündeki iddianın kanıtlanmadığını, gemide iş güvenliğine ilişkin her türlü önlemin alındığını savunarak, davanın reddini dilemiştir. Mahkemece, davacının maluliyetinin olay tarihinden önce de kendisinde bulunduğu, iş kazası ile uygun illiyet bağı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davacının istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, tazminata esas teşkil eden olayla meydana gelen zarar arasında illiyet bağının kurulması gerektiği, alınan adli tıp raporlarının içeriğinde açıkça, kişide mevcut arazların olay tarihinden önce kendisinde mevcut olduğu ve iş kazası ile illiyet kurulamadığı, bu nedenle maluliyet tayinine mahal bulunmadığının belirtildiği, çalıştıranın iş yerinde işletme tehlikesine karşı yeterli koruma önlemlerini almak, uygun ve sağlıklı çalışma yeri sağlamakla yükümlü olduğu gibi çalışanın da işi özenle ifa etmek, iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü olduğu, davacının tazminata konu ettiği olayla meydana gelen zarar arasında alınan bilirkişi raporları ile illiyet bağı kurulamadığı tespit edildiği gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Dosyada mevcut, İstanbul Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 04.05.2017 tarihli ve İstanbul Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Dairesinin 14.06.2013 tarihli raporlarında; “…’in 10.06.2009 tarihinde iş kazası geçirdiğini ifade ettiği, Yeditepe Üniversitesi Hastanesinin 24.06.2009 muayene tarihli 167842 protokol nolu raporunda; ön tanının beyin sapında hemoraji, muayenesinde sağda ptozis, solda parsiyel 3. sinir paralizisi, sağ gözde lateral deviasyon olduğu tespit edildiği, ancak Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesinin 16.07.2008 geliş tarihli 1334073 protokol nolu raporunda; sağ göz kapağında düşme, çift görme şikayetleriyle gelen hastanın yapılan tetkiklerinde mezensefalon kavernomu ile uyumlu görünüm saptandığı, Gamma Knife uygulanması için kliniğe yatırıldığı bildirildiği, kişide mevcut bu arızalarının olay tarihinden (10.06.2009) önce kendinde mevcut olduğu cihetle, iddia edilen iş kazası ile illiyet kurulamadığı, bu nedenle maluliyet tayinine mahal olmadığı” belirtilmiştir. Davacı, hükme esas alınan adli tıp raporlarına, gerekçelerini de göstermek suretiyle itiraz etmiştir. İlk derece mahkemesince, davacının rapora karşı itirazları karşılanmaksızın, adli tıp raporları dikkate alınarak karar verilmiştir.
HMK’nın 281. maddesinde; tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını, belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkemenin, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği, ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabileceği açıklanmıştır.
Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak, bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.
Bilirkişi raporu kural olarak hakimi bağlamaz. Hakim, raporu serbestçe takdir eder. Hakim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasında çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.
Hal böyle olunca, ilk derece mahkemesince, yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular çerçevesinde, iki göz hastalıkları uzmanı ile bir iş sağlığı ve güvenliği uzmanından oluşacak konusunda uzman üç kişilik bilirkişi heyetinden, meydana gelen kazada davacıya geç müdahale edilmesinden dolayı zararın ağırlaşıp ağırlaşmadığı, zamanında müdahale edilmesi halinde davacının sağ gözünün görme yeteneğini tamamen kaybedip kaybetmeyeceği tespit edilerek, davacının adli tıp raporlarına karşı itirazlarını da karşılayacak şekilde rapor alınmak suretiyle, hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ve hatalı değerlendirme ile yetersiz adli tıp raporları benimsenerek yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.
İlk derece mahkemesi kararının, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmiş olduğundan, HMK’nın 373/1 maddesi uyarınca, işbu karara karşı yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin bölge adliye mahkemesi kararının da kaldırılmasına karar verilmiştir.
2-Bozma nedenine göre davacının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açılanan nedenlerle ilk derece mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılarak İstanbul 17. Asliye Ticaret Mahkemesinin (Denizcilik İhtisas Mahkemesi Sıfatıyla) 2016/155 esas, 2017/300 karar sayılı kararının BOZULMASINA, ikinci bentte açıklanan nedenle davacının sair temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, 3.050 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca dava dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 16/02/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.