YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/7986
KARAR NO : 2021/1514
KARAR TARİHİ : 16.02.2021
Davacılar 1-…, 2-… ile davalılar 1-…, 2- (Müflis) Egeberk Sağlık Hiz. Tic. A.Ş. aralarındaki tazminat davasına dair Silivri 2. Asliye Hukuk Mahkemesinden verilen 24/12/2015 tarihli ve 2012/687 E. -2015/287 K. sayılı hükmün bozulması hakkında Yargıtay 13. Hukuk Dairesince (kapatılan) verilen 12/12/2018 tarihli ve 2016/23341 E. -2018/12062 K. sayılı ilama karşı davacı vekili tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiştir.
Düzeltme isteğinin süresi içinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosyadaki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar, resmi evlilik birliği olmadan birlikte yaşamakta olduklarını, bu birliktelik neticesinde davacı …’nın hamile kaldığını, gebelik süreci boyunca tüm tıbbi takiplerinin davalı şirkete ait Silivri Hayat Hastanesinde diğer davalı doktor tarafından yapıldığını, hamileliğinin sekizinci ayında, 02.08.2012 tarihinde sancıları olması üzerine davalı hastaneye başvurduğunu, hastaneden ağrı kesici yapılarak evine gönderildiğini gece tekrar sancılanması üzerine yeniden hastaneye geldiğini, müdahale eden ebenin davalı doktora telefon ile bilgi verdiğini, davalı doktorun talimatı üzerine kan tahlili için kan alındığını ve hastaneye yatışının yapıldığını, durumunun giderek ağırlaştığını, sabaha kadar bu halde şiddetli ağrı ve sancılar içinde odada tutulduğunu, sabah davalı doktor’un geldiğini, ultrason ve NST’ye bağlandığını, bebeğin kalp atışlarının olmadığının fark edilmesi üzerine acil sezeryana alındığını ve bebeğin ölü olarak doğurtulduğunu, davalı doktor ve davalı özel hastane tarafından gerekli müdahalenin yapılmamış olması nedeniyle bebeklerini kaybettiklerini ileri sürerek 40.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.
Mahkemece, davacılardan …’ın davasının kısmen kabulü ile takdiren 10.000TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacılardan …’un davasının reddine dair verilen kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 12.12.2018 tarihli ilamı ile, dosya içinde mübrez, 16.07.2014 tarihli Adli Tıp Kurumu raporu ve Adli Tıp Kurumu Genel Kurulunun 14.05.2015 tarihli raporunda sonuç olarak, tıbbi belgelere göre sezaryen endikasyonunun doğru olduğunu ameliyat gözleminde uterus rüptüre olduğu gözlendiğini, uterus rüptürü öngörülemez, önlenemez bir klinik tablo olduğunu, uterus rüptürende ani hipoksiye bağlı intrauterin ölümlerin görülebileceği dikkate alındığında Kadın Hastalıkları Uzmanı Dr. … ve hastane idaresine atf-ı kabil kusurun bulunmadığı değerlendirmesi yapıldığı, bu halde; davalı Hastane ve davalı Doktorun özen yükümlülüğü bakımından, tıbbın gerek ve kurallarına göre olayda sorumluluğunu gerektirecek ihmal ve hata bulunmadığı belirlenmiş iken, kendilerine kusur atfedilerek yanılgılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne gidilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle bozulmuş, davacılar bu kez karar düzeltme talebinde bulunmuşlardır.
Davacı, davalılar tarafından usulüne uygun müdahale edilmemesi nedeniyle bebeğini kaybettiğini ileri sürülerek manevi tazminat isteminde bulunmuştur. Davanın temeli vekillik sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır (TBK 502-506 md.). Vekil, vekâlet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hâllerde vekil, işi başkasına yaptırabilir.Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür. Vekilin özen borcundan doğan sorumluluğunun belirlenmesinde, benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış esas alınır. O nedenle davacının tedavisini üstlenen hastane ve doktorların meslek alanı içinde olan bütün kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Az yukarıda açıklandığı üzere, doktor tedavi nedeniyle yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan sorumludur. Keza en hafif kusurundan dahi hukuken sorumluluk altındadır. Bu nedenle de bilirkişi raporu önem kazanmakta olup, rapor taraf, hakim ve Yargıtay denetimine elverişli bulunmalıdır. Bilirkişi; doktorun seçilen tedavi yöntemi ve tedavi aşamalarında gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanacak tedavi yöntemi ve aşamalarda gerekli titizliği gösterip göstermediğini, uygulanması gereken tedavinin ne olması gerektiğini, doktor tarafından uygulanan tedavinin ne olduğunu, ayrıntılı ve gerekçeli açıklamalı ve sonuca ulaşmalıdır. Bu bağlamda salt yapılan işlemin ne olduğunu açıklamak yeterli kabul edilemez. Kaldı ki, bilirkişi tarafların itirazlarını da mutlaka karşılamalı ve aydınlatıcı olmalıdır. Hakim’in de bilirkişinin somut olayda görüşünün dosya kapsamına uygun olup olmadığını da denetlemesi gerekmektedir. (TMK.nun md. 4, HUMK.nun md. 240) Dairemizin kararlılık kazanmış uygulamaları ve içtihatları da bu yöndedir.
Bu açıklamalardan sonra somut olaya bakılacak olursa, dava dosyasında Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Kurulundan rapor alınmış, raporda sonuç olarak Kadın Hastalıkları Uzmanı davalı doktor ve hastane idaresine atf-ı kabil kusurun bulunmadığı belirtilmiştir. Davacı vekilinin rapora itirazı üzerine bu kez Adli Tıp Kurumu Genel Kurulundan rapor alınmış, bu raporda da sonuç olarak Kadın Hastalıkları Uzmanı davalı doktor ve hastane idaresine atf-ı kabil kusurun bulunmadığı tespiti bildirilmiştir. İtiraz üzerine alınan ikinci rapor davacının itirazlarını karşılamamış olup bu haliyle somut olaydaki davalı doktor ve hastanenin sorumlu olup olmadığı hususunda aydınlatıcı, açıklayıcı bir rol ifade etmemektedir. O halde mahkemece, üniversitelerden, konusunda uzman, akademik kariyere sahip bilirkişi heyeti oluşturularak özellikle, davacının gebeliğin ilerleyen haftalarında bulunması ve önceki gebelik ve doğum geçmişi hususları dikkate alınarak, davalı hastaneye ilk ve ikinci başvurusunda konulan teşhis, bu teşhise yönelik yapılan işlemler ve yerindeliği, hastanede yatışının sağlandığı gece hem davacı hem de bebeğin sağlık durumunun takibi konusunda izlenen yol, davacıda gelişen uterus rüptürü durumunun bütün tıbbi özellikleri birlikte değerlendirilmek suretiyle, mahkeme, Yargıtay ve taraf denetimine elverişli bir rapor hazırlanmak suretiyle sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. Açıklanan nedenlerle mahkeme kararının bozulması gerekirken sehven yazılı gerekçe ile bozulduğu anlaşıldığından Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 12.12.2018 tarih ve 2016/23341 Esas – 2018/12062 Karar sayılı bozma ilamının kaldırılarak hükmün yazılı gerekçelerle bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle 13. Hukuk Dairesinin 12.12.2018 tarih, 2016/23341 Esas ve 2018/12062 Karar sayılı bozma ilamının kaldırılarak hükmün açıklanan gerekçe ile BOZULMASINA, peşin alınan karar düzeltme harcının istek halinde karar düzeltme talep edene iadesine, 16/02/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.