Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2020/8090 E. 2021/1826 K. 23.02.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2020/8090
KARAR NO : 2021/1826
KARAR TARİHİ : 23.02.2021

MAHKEMESİ : İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ
İLK DERECE
MAHKEMESİ : BODRUM 1. ASLİYE HUKUK (TÜK. MAH. SIF.) MAHKEMESİ

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen alacak davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalı tarafın istinaf başvurusunun kabulüne yönelik olarak verilen karar, davacı vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle, duruşma günü olarak belirlenen 23/02/2021 tarihinde davacı vekili Av. … ile davalı vekili Av. … geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:

Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı avukat olduğunu, davalı ile imzalanan 21/09/2010 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi uyarınca davalının taraf olduğu davayı vekil olarak takip ettiğini, ancak davalının kendisini haksız olarak azlettiğini, haksız azil nedeniyle hakettiği vekalet ücretinin tahsili için yaptığı icra takibine davalının haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek icra takibine vaki itirazın iptalini istemiş, 11/04/2017 havale tarihli ıslah dilekçesi ile de talebini vekalet ücreti alacağının tahsiline çevirmiştir.
Davalı, azlin haklı olduğunu ileri sürerek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Mahkemece, Tüketici mahkemesinin görevli olduğuna ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı gereğince yargılama yapılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hükme karşı davalı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13 .Hukuk Dairesince; davalının istinaf talebinin kabulü ile Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 12/04/2018 günlü 2018/54 Esas, 2018/129 karar sayılı kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile 175,00 TL’nin 8.7.2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya dair istemin reddine, karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, haksız azil nedeniyle vekalet ücretinin tahsili amacıyla eldeki davayı açmıştır. İlk derece mahkemesince azlin haksız olduğu kabul edilerek sözleşmede belirlenen 20.000 USD üzerinden hüküm kurulmuş, davalının istinaf başvurusu üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesince de; azil haklı kabul edilerek sadece bitmiş davalar yönünden davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dosya incelendiğinde; ilk derece mahkemesince alınan 20.01.2017 tarihli bilirkişi raporu ile davacı avukatın özen yükümlülüğüne aykırı davranmadığı ve azlin haksız olduğunun belirtildiği, mahkemenin bu rapor doğrultusunda hüküm kurduğu, davalının istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesince dosya üzerinden inceleme yapılarak taraflar arasındaki mail yazışmaları ve tanık beyanı doğrultusunda azlin haklı olduğu kabul edilerek yazılı şekilde karar verildiği anlaşılmaktadır.
Avukatın, vekil olarak borçları Borçlar Kanununun 389 ve devamı maddelerinde gösterilmiş olup, vekil, adı geçen Kanunun 390. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır.
“Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanununun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” Şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Borçlar Kanununun 390. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir.
Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır.
Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Zira vekalet ilişkisi bir bütün olup azil, taraflar arasındaki tüm dava ve takiplere sirayet edeceğinden, azlin haklı olduğunun kabul edilmesi halinde, davacının azil tarihi itibariyle sonuçlanıp kesinleşmeyen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edebilmesi mümkün değildir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.
Bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa, 21/09/2010 tarihinde davalı tarafından davacı avukata vekaletname verildiği ve aynı tarihte Avukatlık Ücret Sözleşmesi imzalandığı, taraflar arasındaki vekalet ilişkisinin 25/06/2013 tarihli azilname ile ‘davranışlarındaki avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvenin yitirilmesine neden olunduğu’ gerekçesi ile sona erdiği sabittir. Bu durumda davada öncelikle çözümlenmesi gereken husus, azlin haklı olup olmadığına ilişkindir. Dosyada alınan bilirkişi raporunda azil gerekçesi olan bilgi ve hesap verme yükümlülüğü yönünden herhangi bir inceleme yapılmamış, Bölge Adliye Mahkemesince de dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda karar verilmiştir. Hal böyle olunca azlin haklı olup olmadığı hususunu açıklığa kavuşturmak için konusunda uzman üç kişilik bilirkişi kurulundan taraf, mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor alınarak, davalı tarafça ileri sürülen tüm azil nedenleri, taraflar arasında düzenlenen vekalet sözleşmesi, karşılıklı gönderilen mailler, davacıya gönderilen 10.000TL ve davacı tarafından takip edilen tüm dosyalar tek tek incelenip değerlendirilmeli ve sonucuna göre bir hüküm kurulmalıdır. Bölge Adliye Mahkemesince eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
Kabule göre de; davacının Bodrum 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2010/264 D.iş sayılı dosyasına yönelik bir talebi olmadığı halde Bölge Adliye Mahkemesince sadece bitmiş olan bu dosya yönünden HMK.’nun “taleple bağlılık ilkesi” başlıklı 26/1 maddesinde düzenlenen emredici hükme aykırı ve talep edilenden fazla olacak şekilde hüküm kurulmuş olması da aleyhe temyiz olmaması nedeniyle eleştiri konusu yapılmıştır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 371 inci maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, 3.050,00 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, HMK’nın 373/2.maddesi uyarınca dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 23/02/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.