Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2021/247 E. 2021/13003 K. 14.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/247
KARAR NO : 2021/13003
KARAR TARİHİ : 14.12.2021

MAHKEMESİ : İZMİR 5. TÜKETİCİ MAHKEMESİ

Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen maddi ve manevi tazminat davasının kısmen kabulüne kısmen reddine dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekillerinin istinaf başvurusunun kısmen kabulüne yönelik olarak verilen karar, davacılar vekili ve davalı … Özel Sağlık Hizmetleri A.Ş. vekili tarafından duruşmasız olarak, davalı … vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 14/12/2021 tarihinde davacılar vekili Av. … ile davalılardan … vekili Av. … ve diğer davalı … Özel Sağlık Hizmetleri A.Ş. vekili … geldiler. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekillerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00’e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar, … ve …’in oğlu, …’in ise kardeşi 1984 doğumlu …’in 26.11.2015 tarihinde Özel … Hastanesinin yoğun bakım servisinde vefat ettiğini, müteveffanın vefatına Özel … Hastanesinin ve Dr. …’ın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareketlerinin sebep olduğunu, müteveffanın karın ve sırt bölgesindeki ağrılar sebebiyle 12.10.2015 tarihinde … Üniversitesi Hastanesinin Balçova Palmiye Polikliniğine gittiğini ve çekilen ultrason sonucunda safra kesesinde taş tespit edildiğini, ağrıları artan müteveffanın annesi ile birlikte 14.10.2015 tarihinde davalı hastaneye gittiğini, davalı doktor tarafından çekilen ultrason sonucuna dayanılarak taşlı kesenin panreatite neden olmadan alınmasının faydalı olacağının belirtildiğini ve ameliyat yapıldığını, müteveffanın ameliyat sonrası servise alındıktan sonra takılan drenin safranın gelmesi sebebiyle
çıkarılmadan antibiyotikler ve çeşitli ilaçlar reçete edilerek 15.10.2015 tarihinde taburcu edildiğini, taburcu edildikten sonra dreninden safra gelmeye başladığını, davalı doktor kanalda sızıntı olduğunu ve zamanla kapanacağını belirtse de ameliyattan sonraki 2 haftalık süreçte safra gelmeye devam ettiğini, bu süreçte müteveffanın halsizleştiğini, iştahının azaldığını ve ağrılardan uyuyamaz olduğunu, ağrılar dayanılmaz olduktan sonra yine davalı doktorla iletişime geçildiğini, müteveffanın hastaneye çağrıldığını, drenin çekildiğini, yerine davalı doktor tarafından içeriyle bağlantısı olmayan deriye yapışan adaptör ve torbadan oluşan kolostomi torbasına benzeyen bir sistem takıldığını, bu torbaya 4 günlük süreçte 3 kağıt bardak yani 450 ml civarında safra gelmeye devam ettiğini, davalı doktorun 01.11.2015 tarihinde safranın gelmesinin kesilmemesi durumunda ERCP yapılıp stent takılması gerekeceğini belirttiğini, 01.11.2015-04.11.2015 tarihleri arasında yaranın kapanarak safranın içeriye doğru aktığını ve bu üç günlük süreçte müteveffanın gözlerinde sararma, idrarında koyulaşma belirtilerinin artarak devam ettiğini, durumun doktora iletildiğini ve müteveffanın kontrole çağrıldığını, dren yerine takılan torbanın davalı doktor tarafından çıkarıldığını, durumu gittikçe kötüleşen müteveffanın 11.11.2015 tarihinde 5,5 saat süren ağır bir ameliyat geçirdiğini, müteveffanın 11.11.2015 gecesi ve 12.11.2015 günü yoğun bakımda kaldıktan sonra 13.11.2015 tarihinde solunum değerlerinin normalin altında olduğu söylenmesine rağmen normal odaya alındığını, normal odaya alındıktan sonra ağırlaştığını, tekrar yoğun bakıma alınarak solunum makinasına bağlandığını, davalı doktorun onam imzalatmadan tekrar müteveffayı ameliyata aldığını, sürekli gelen sıvıyı sorduklarında davalı doktorun vücudun toplanması için bir ameliyat daha yapacağını belirterek müteveffayı 23.11.2015 tarihinde 4. kez ameliyata alındığını, ameliyat sonrasında davalı doktorun artık sorunun çözüldüğünü belirttiğini, ancak 24.11.2015 tarihinde hastaneye geldiklerinde müteveffanın komada olduğunu öğrendiklerini, müteveffanın 25.11.2015 tarihinin sabahında kalbinin durması sebebiyle karaciğer nekroza girdiğini ve 26.11.2015 tarihinde vefat ettiğini beyanla; … için şimdilik 1.000,00-TL maddi 300.000,00-TL manevi, … için 1.000,00-TL maddi 300.000,00-TL manevi, … için 250.000,00-TL manevi tazminat olmak üzere toplam 852.000,00-TL tazminatın işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı … Özel Sağlık Hizmetleri A.Ş., davaya konu olayla ilgili yapılan suç duyurusu nedeniyle soruşturmanın devam ettiğini, bu durumun bekletici mesele yapılması gerektiğini, hastada doktor kusuru bulunmadığını, komplikasyon geliştiğini ve komplikasyon sonrası tedavilerin de sonuç vermediğini, hastaların ameliyatından önce aydınlatılmış yazılı onam belgeleri alındığını, davalı hastanenin ekipman ve teçhizat yönünden İzmir’in en iyileri arasında olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Davalı …, savcılık tarafından yürütülen soruşturmanın bu davada bekletici mesele yapılması gerektiğini, hastanın tanısının ve ameliyat önerilmesinin doğru olan yaklaşım olduğunu, ameliyat sonrası ise hastanın bir gece yatışı yeterli olup ertesi günü sabahında taburcu edileceğini, hastayı kapsamlı ve anlaşılır şekilde aydınlattıklarını ve rızasının alındığını, hasta ve yakınlarına mutlaka kontrole gelmesi gerektiğinin anlatıldığını savunarak, davanın reddini dilemiştir.
İlk derece mahkemesince, maddi tazminat talebinin kabulü ile davacı … için 54.310,65-TL, davacı … için 65.617,31-TL destekten yoksun kalma tazminatı ile 21.435,98-TL tedavi giderleri olmak üzere toplam 141.363,94-TL’nin 2.000,00-TLsinin dava tarihinden, 139.363,94-TL’sinin ise ıslah tarihi olan 28.08.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen
alınarak davacılar … ve …’e verilmesine; manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile davacı … için 120.000,00-TL, davacı … için 120.000,00-TL, davacı … için 100.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacılara verilmesine karar verilmiş, karara karşı taraflar istinaf başvurusunda bulunmuştur.
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesince, davacıların istinaf taleplerinin reddine, davalıların istinaf taleplerinin kısmen kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabul ve kısmen reddi ile davacıların maddi tazminat talebinin kabulüne, davacı … için 54.310,65-TL, davacı … için 65.617,31-TL destekten yoksun kalma tazminatı ile 21.435,98-TL tedavi gideri olmak üzere toplam 141.363,94-TL maddi tazminata hükmedilmesi, bu maddi tazminatın 2.000,00-TL’sinin dava tarihinden, 139.363,94-TL’lik kısmının ise ıslah tarihi olan 28.08.2018 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacılar … ve …’e verilmesine; davacıların manevi tazminat taleplerinin kısmen kabulüne, davacı … için takdiren 60.000,00-TL, davacı … için takdiren 60.000,00-TL ve davacı … için takdiren 40.000,00-TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacılara verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiş; hüküm, taraflarca temyiz edilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalıların tüm temyiz itirazlarının reddi gerekir.
2-Şahsi menfaatleri ihlal edilen kimseye duyduğu ağır manevi acıyı belli bir oranda gidermek, bozulan ruhi dengeyi onarmak, olanak dahilinde bu dengenin yeniden elde edilmesini sağlamak amacına yönelik olarak manevi tazminata hükmedilir. Manevi tazminatın ve kapsamının takdiri hâkime ait bir hak ve görevdir. Ancak hâkim bu hak ve görevini yerine getirirken Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesi hükmünü de gözetmek suretiyle hak ve nesafet ilkeleriyle bağlı kalarak tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını, kusurlu eylemin mağdurda uyandırdığı elem ve ızdırabın derecesini, istek sahibinin toplumdaki yerini, kişiliğini, hassasiyet derecesini gözetmek suretiyle makul bir tazminata hükmetmelidir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesi gereğince; hakimin, özel durumları göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği para tutarı adalete uygun olmalıdır. Takdir edilecek bu tutar, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir işlevi (fonksiyonu) olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi malvarlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek tutar, var olan durumda elde edilmek istenilen doyum (tatmin) duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 gün ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı’nın gerekçesinde, takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel durum ve koşullar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim; bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde nesnel (objektif) ölçülere göre uygun (isabetli) bir biçimde göstermelidir.
Hakim belirlemeyi yaparken somut olayın özelliğini, zarar görenin ekonomik ve sosyal durumunu, paranın alım gücünü, duyulan ve ileride duyulacak elem ve ızdırabı gözetmelidir (Hukuk Genel Kurulunun 28/05/2003 tarihli ve 2003/21-368-355 ve 23/06/2004 tarihli 2004/13-291-370 sayılı kararları).
Somut olayda; olayın oluş şekli, davalıların kusur durumu, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, günün ekonomik koşulları, paranın satın alma gücü ve yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde, davacılar yararına ilk derece mahkemesince takdir edilen manevi tazminat miktarlarının dosya kapsamına uygun tayin olunduğu açıktır.
Hal böyle olunca, Bölge Adliye Mahkemesince; davalı doktorun 14.10.2015 tarihinde yaptığı laparoskopik kolesistektomi ameliyatı sonrasında meydana gelen safra yolu yaralanması şeklindeki komplikasyonun ve tedavi sürecinin yönetimini doğru ve başarılı bir şekilde yapamadığı, takip eden süreçte ameliyat sırasında karına konulan drenden yüksek miktarda safra gelmesine rağmen dreni çekmek gibi hastanın klinik gidişatını çok olumsuz yönde etkileyecek girişimde bulunduğu, yapması gereken bazı tetkik ve tedavi yöntemlerini kullanmada geç kaldığının uzman heyet raporlarında belirtilmesi, davalıların olayda kusurlu olması ve ilk derece mahkemesince hüküm altına alınan manevi tazminat miktarlarının yerinde olduğunun anlaşılması karşısında, sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken, davacılar lehine hükmolunan manevi tazminat miktarlarının fahiş olduğu şeklinde hatalı ve dosya kapsamına uygun olmayan değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalıların tüm temyiz itirazlarının reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının HMK’nın 371. maddesi uyarınca davacılar yararına BOZULMASINA, 3.815 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davalılardan alınıp davacılara verilmesine, 15.384,80’er TL bakiye temyiz harcının temyiz eden davalılara yükletilmesine, HMK’nın 373/2. maddesi uyarınca dosyanın kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 14/12/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.