YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3147
KARAR NO : 2021/12321
KARAR TARİHİ : 01.12.2021
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davalı … yönünden davanın kısmen kabulüne, diğer davalı … yönünden davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacılar vekili ve davalılardan … vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacılar; kardeşleri olan davalı … ile murislerinden intikal eden 705 parsel sayılı taşınmazda hissedar olduklarını, davalı …’in talimatı uyarınca bildirdiği kişiye hisselerini devrettiklerini ancak satış bedelinin tamamını davalı …’in tahsil ettiğini, hisselerine düşen bedelin ödemediğini iddia ederek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 50.000TL’nin davalı …’den tahsilini; diğer davalı …’ye de yine muristen intikal eden 709 parsel sayılı taşınmazı sattıklarını, satış bedelinin düşük gösterildiğini, tapuda aksi yazılı olsa da satım sırasında davalıdan satış bedelini tahsil edemediklerini ileri sürerek, satış bedeli belirlenerek satış tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmişlerdir.
Davalı …; davacıların iddialarının doğru olduğunu, kendi talimatı ile satışın yapıldığını ve dava dışı 3. kişiden 705 parselin satış bedelini kendisinin tahsil ettiğini, davacılara henüz ödeyemediğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Davalı …; 709 parsel sayılı taşınmazı davacılardan aldığını ama nakit para karşılığı değil 705 parseldeki hisseleri ile 709 parseldeki davacıların hisselerinin takas edildiğini, kendisinin bu satın aldığı parsel karşılığı 705 parseldeki hisselerinden vazgeçtiğini, davalı …’in bu hisseleri 3.kişiye sattığını duyduğunu savunarak, davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece, davalı … yönünden davanın reddine, diğer davalı … yönünden davanın kabulüne dair verilen hükmün, davacıların temyizi üzerine, Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 23/05/2018 tarihli ve 2018/2743 Esas 2018/6127 Karar sayılı kararıyla; “ …(1) Davacılar eldeki dava ile, davalı …’a 709 parsel sayılı taşınmazdaki hisselerini sattıklarını, bu taşınmazın ortak murislerden intikal ettiğini, davalının tapu devrine
rağmen satış bedelini kendilerine ödemediğini iddia etmişler, davalı … ise aynı şekilde murislerden intikal eden 705 parsel sayılı taşınmazdaki hisseler ile bu parseldeki hisselerin takas edildiğini, karşılığında bir para ödenmediğini, taşınmazların değerinin aynı olduğunu, davacılara satıştan kaynaklı bir borcu olmadığını savunmuştur. Mahkemece, davalı … yönünden davanın reddine karar verilmiştir. Tüm dosya kapsamı birlikte ele alındığında, davacıların babası Abdurrahman ile davalı …’nin annesi Kamile’nin kardeş oldukları, taraflara bu iki taşınmazın murislerden intikal ettiği anlaşılmaktadır. 709 parsele ilişkin tapu kayıtları incelendiğinde davacıların hisselerini 22/12/2010 tarihinde davalı …’ye 2.500TL bedelle sattıkları, 705 parsele ilişkin kayıtlara göre ise 22/12/2010 tarihinde davacılar ve davalı … de dahil her bir hissedarın kendi payını bizzat 3. kişiye sattığı anlaşılmaktadır. Tapu kayıtları ve resmi senetlerde davalının savunduğu takas işlemine ilişkin bir ibare bulunmamaktadır. Davalı 709 parseldeki davacı hisselerini alırken tapuda yazdığı gibi nakden bir ödeme yapmadığını ikrar etmekte, ödemeyi diğer taşınmazdaki hisselerini davacılara bırakarak yaptığını savunmakta ise de bunu yazılı deliller ile ispat etmek zorundadır. 6100 sayılı HMK’nun 200 ve devamı maddelerine göre olayda tanık da dinlenemediği gibi, tarafların ortak tanığının davacılar ile Kadir arasındaki uyuşmazlık yönünden tanık olarak gösterildiği ve tanığın tüm mirasçılar arasında takas işlemleri olduğunu ifade etmiş ise de hangi malikler arasında nasıl bir takas işlemi yapıldığına ilişkin açık ve ayrıntılı bir beyanda bulunamadığı da anlaşılmıştır. Mahkemece, bu doğrultuda inceleme ve değerlendirme yapılarak hasıl olacak sonuca uygun bir karar verilmesi gerekir.
(2) Mahkemece, taşınmazların gerçek değerinin tespiti için bilirkişi raporu alınmış ise de taraflarca bilirkişi raporuna itiraz edilmiş olup, bu itirazları giderecek şekilde ve özellikle emsal taşınmazlara göre bir değer belirlenmesi için yeniden bir rapor alınmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.” gerekçeleriyle, bozulmuştur.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece, 709 nolu parseli de 22/12/2010 tarihinde 1/9’ar paya sahip olan davacaların resmi senede göre paylarını 1.250’şer TL’den davalı …’ye sattıkları, tarafın kendi muvazaasına dayanamayacağı, muvazaanın varlığını iddia eden tarafın sözleşmenin tarafı olduğu, TMK’nın 6. maddesi ve HMK’nın 190. maddesine göre iddiasını ispat etmek zorunda olduğu, tarafın ise resmi senetle yapılan sözleşmenin tarafı olduğu, HMK’nın 200 ve 201. maddelerine göre ancak yazılı delille ispatlayabileceği, taşınmazın gerçek değerini alamadıkları ve HMK’nın 200. maddesine göre ise de tanık dinlenmesinin mümkün olmaması karşısında, hukuk düzeni tarafından resmi senedin tarafı olan kimsenin değerin düşüklüğüne değer verilmesinin ve korunmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle; davalı … yönünden davanın kabulüne, davalı … yönünden davanın kısmen kabulü 2.500TL’nin 22/12/2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı …’den alınarak davacılara 1/2 şer hisse ile ödenmesine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili ve davalı … vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1)Davalı vekilinin, temyiz istemi yönünden;
5219 ve 5236 sayılı yasalar ile HUMK’nın 427. maddesinde öngörülen kesinlik sınırı 01/01/2021 tarihinden itibaren 4.270TL’ye çıkarılmıştır.
Karar, davalı bakımından verildiği tarih itibariyle kesin niteliktedir. Kesin olan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, 01/06/1990 tarihli ve 1989/3 Esas 1990/4 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca Yargıtayca da temyiz isteminin reddine karar verilebilir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.
2)Davacılar vekilinin, davalı … yönünden verilen hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;
Kural olarak, bozma kararına uyulmakla bozma kararında belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için zorunluluk doğar.
Belirtilmelidir ki; bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09/05/1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).
Bu ilke kamu düzeni ile ilgili olup, Yargıtayca kendiliğinden dikkate alınması gerekir. Hakimin değişmesi dahi açıklanan bu hukuki ilkeye etki yapamaz.
Somut olayda mahkemece; bozma kararına uyulduğu halde, bozmaya uygun karar verilmemiştir. Şöyle ki, uyulmasına karar verilen bozma kararında; davalı …’nin 709 parseldeki davacılara ait payları satın alırken tapuda yazdığı gibi nakden bir ödeme yapmadığı, ödemeyi diğer taşınmazdaki hisselerini davacılara bırakarak yaptığını savunduğu ancak bunu yazılı delillerle ispat edemediği belirtilmiştir. Bu durumda, davacıların paylarının satış bedelinin, tapuda yazılı olan satış bedeline göre değil, tasarruf tarihindeki rayiç değerler gözetilerek belirlenmesi gerekir. Kaldı ki, davacıların hisselerinin devri karşılığında bir bedel ödenmediği tarafların da kabulündedir.
O halde mahkemece; davacıların paylarının satış tarihindeki gerçek değerini talep edebilecekleri gözetilerek, bu değerin usulünce belirlenmesi ve hasıl olacak sonuca göre karar, verilmesi gerekirken, uyulan bozma kararı uyarınca işlem tesis edilmeden yazılı şekilde karar verilmiş olması, doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalının temyiz dilekçesinin reddine, ikinci bentte açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince davacılar yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harçlarının istek halinde temyiz eden taraflara iadesine, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu davacı yönünden açık, davalı yönünden kapalı olmak üzere, 01/12/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.