YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4143
KARAR NO : 2021/12725
KARAR TARİHİ : 09.12.2021
MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ
Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:
Y A R G I T A Y K A R A R I
Davacı; davalıya ait kahvehanede 2002 yılı Şubat ayından 07.11.2010 tarihine kadar ocakçı ve garson olarak kesintisiz çalıştığını, iş akdinin haksız ve hukuka aykırı olarak feshedildiğini, haftanın yedi günü saat 14.00’den gece 00.00-01.00’a kadar, hafta tatilleri ile dini ve milli bayramlarda da çalıştığını, çalıştığı süre içinde yıllık ücretli izinlerini de kullanmadığını belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti, hafta tatili ücreti, yıllık ücreti, asgari geçim indirimi, dini ve milli bayram ücreti alacakları olmak üzere toplam 700,00 TL nın davalıdan tahsilini istemiş, 19/02/2013 havale tarihli ıslah dilekçesiyle 100,00 TL ihbar tazminatı alacağı talebini 323,40 TL’ye, 100,00 TL fazla çalışma alacağı talebini 32.152,49 TL’ye, 100,00 TL hafta tatili ücreti alacak talebini 4.528,52 TL’ye, 100,00 TL resmi tatil bayram alacağı talebini 1.427,12 TL’ye yükseltmiştir.
Davalı; davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.
Mahkemece; davacının hiç bir haklı gerekçesi olmaksızın iş sözleşmesini kendi isteği ile tek yanlı olarak sonlandırdığı sonucuna varıldığından davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine; Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin, 02/05/2019 tarihli, 2017/8492 esas, 2019/5660 karar sayılı ilamıyla “…Her ne kadar tanıklar fesih nedenine ilişkin görgüye dayalı bir bilgiye sahip değillerse de, davacının çalışma saatlerinin hesaplanması için yeterli beyanda bulunmuşlardır. Bu durumda gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırılarak; davacının fazla mesai, hafta tatili, UBGT çalışması ücret alacağı bulunup bulunmadığı belirlendikten sonra, eğer bu ücret alacakları varsa, iş akdini kendisinin haklı nedenle feshettiği kabul edilerek 818 Sayılı BK.’nun 344 ve 345. maddeleri uyarınca fesih tazminatına hükmedilmeli ve belirlenen sair ücret alacakları yönünden de davanın kabulü gerekmektedir. Ayrıca davalı tarafından, davacıya yıllık izin kullandırıldığına dair belge sunulamadığı gibi tanıklar da izin kullanmadan çalıştığını beyan
etmişlerdir. Hal böyle olunca davacı yıllık izin ücretine de hak kazanmıştır…” gerekçesi ile bozulmuştur.
Mahkemece, bozmaya uyulduğu belirtilerek; hükme esas alınan bilirkişi raporundaki hesap doğrultusunda, davanın kısmen kabulüne; kıdem tazminatı talebinin reddine, 323.40 TL ihbar tazminatının, 297,86 TL Ulusal Bayram ve Dini Bayram ücretinin, 100 TL yıllık ücretli izin alacağının, 3.378,61 TL fazla çalışma ücretinin, 1.608,46 TL hafta tatili ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine, kanıtlanamayan asgari geçim indirimi alacağı talebinin reddine, ıslah talebine konu alacakların zamanaşımına uğradığından reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Yargıtay’ın bozma kararına gerek iradi, gerekse kanuni şekilde uymuş olan yerel mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Mahkemenin Yargıtay dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 gün ve 21/9 sayılı YİBK). Ayrıca, mahkemece verilen kararın Yargıtay bozma ilamının kapsamı dışında kalarak kesinleşmesi durumunda da usuli kazanılmış hak doğmuş olur. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün, bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımları kesinleşir. Bozma kararına uyan mahkeme, kesinleşen bu kısımlar hakkında yeniden inceleme yaparak karar veremez. Yani kesinleşmiş bu kısımlar o kısımlar lehine olan taraf yararına bir usuli müktesep hak teşkil eder. Bu husus kamu düzenine ilişkindir.
Yukarıda açıklanan ilke ve esaslar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; davacı bu davasında kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai, hafta tatili, yıllık izin, asgari geçim indirimi, dini ve milli bayramlar ücretlerinin davalıdan tahsili talebinde bulunmuştur. Yargılama sürecinde 13/02/2013 tarihinde alınan bilirkişi raporuna göre davacı davasını 19/02/2013 tarihinde ıslah etmiş olup, bunun üzerine davalı taraf 25/02/2013 tarihinde verdiği ıslah dilekçesine karşı beyan dilekçesinde zamanaşımı def’inde bulunmuştur. Ancak mahkeme 06/09/2016 tarihinde davanın esastan reddine karar vermiş ve bu karar sadece davacı tarafça temyiz edilmiş, davalı tarafça mahkemenin öncelikle zamanaşımı yönünden bir karar vermesi gerektiğine dair temyiz talebinde bulunulmamıştır. Bu nedenle artık bozma ilamı kapsamı dışında kalan zamanaşımı yönünden davacı taraf lehine usuli müktesep hak doğmuştur. Bu tarihten sonra bozma kararına uyulmuş olmasına rağmen davacının usuli kazanılmış hakkını bertaraf eder şekilde, alacaklarının bir kısmının zamanaşımına uğradığına karar verilmesi usul ve yasaya aykırılık olup bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nın 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK’nın Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 09/12/2021 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.
KARŞI OY
Davacı, iş akdinin haksız olarak feshedilmesi nedeniyle ödenmeyen işçilik alacaklarının tahsilini kısmi dava ile talep etmiştir. Davalı taraf ise işçinin kendisinin ayrılması nedeniyle alacağın oluşmadığını, davanın reddini savunmuştur.
Mahkemenin ilk kararında zamanaşımı defi dikkate alınarak alacaklar hesaplanarak karar verilmiş ancak bu hüküm Yargıtayca bozulmuştur. Akabinde mahkemece yeniden yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiştir. Bu karar ise sadece davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Daire çoğunluğu ile aramızdaki ihtilaf, davanın tümden reddi kararını davalının gerekçe yönünden temyiz etmesinin gerekip gerekmediği bu nedenle zamanaşımı definin yok sayılıp sayılamayacağı hususudur.
Davalı, açılan kısmi davada, davanın reddini savunmuş, alacaklar bilirkişi tarafından belirlenmesi sonrası davacı tarafça alacak miktarı ıslah ile artırılmıştır. Davalı ise ıslah ile artırılan miktara zamanaşımı definden bulunmuştur. Davalının iki yönlü savunması vardır. Borcun hiç doğmadığı, doğmuş olsa bile zamanaşımına uğradığıdır. Mahkemece davanın tümden reddine karar verilmiştir. Bu karar davalının lehinedir ve savunması doğrultusundadır.
6100 sayılı HMK’nın 142. maddesi “Ön inceleme duruşması tamamlandıktan sonra, hâkim tahkikata başlamadan önce, hak düşürücü süreler ile zamanaşımı hakkındaki itiraz ve def’ileri inceleyerek karara bağlar” hükmünü içermektedir. Yani hâkim öncelikle zamanaşımı defini inceleyecek, bunu yerinde görmezse davanın esasını inceleyecektir. Mevcut davada hâkimin bu şekilde inceleme yapmaması usulü bir eksikliktir.
Daire çoğunluğu, davalının, mahkemenin öncelikle zamanaşımı yönünden karar vermesi gerektiği yönünde temyiz etmesi gerektiği aksi halde davacı lehine usulü kazanılmış hak oluşacağı ve artık zamanaşımı definin dinlenmeyeceği görüşündedir.
Yerel mahkemece davalının savunması yönünde karar verilmiş ve aleyhine açılan dava esastan reddolunmuştur. Yani mahkemece, alacağın hiç doğmadığına karar verilmiştir. Davalının bu kararı gerekçesi yönünden temyiz etmesi beklenemez. Aksi halde herkesi kanunun yanlış uygulanması nedeniyle kazandığı davayı temyiz etmeye zorlamış oluruz. Bu durumda temyiz ettiğinde hukuki yararı olmayacağından temyiz dilekçesinin reddi ile karşı karşıya kalabilir.
Mahkemenin zamanaşımına uğrayan alacakların reddi yönündeki kararı doğrudur ancak mahkemece HMK 142. maddesi gereğince belirtilen alacakları esastan değil zamanaşımı nedeniyle reddetmesi gerekirdi.
HMK’ın 370/2. maddesi: “Temyiz olunan kararın, esas yönünden kanuna uygun olup da kanunun olaya uygulanmasında hata edilmiş olmasından dolayı bozulması gerektiği ve kanuna uymayan husus hakkında yeniden yargılama yapılmasına ihtiyaç duyulmadığı takdirde Yargıtay, kararı düzelterek onayabilir. Esas yönünden kanuna uygun olmayan kararlar ile hâkimin takdir yetkisi kapsamında karara bağladığı edalar hakkında bu fıkra hükmü uygulanmaz.”
Yerel mahkeme HMK m. 370/2 uyarınca, sonuç itibariyle doğru olan kararında kanunun uygulanması önceliğinde hata etmiştir. Bu hata ise Yargıtayca düzelterek onama yapılabilecek bir husustur. Yani Yargıtayca alacağın esastan reddi yerine zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiği yönünde gerekçe oluşturulabilirdi.
Davalı tarafın, lehine olan yerel mahkeme kararını gerekçe yönünden temyiz etmemesi davacı lehine usulü kazanılmış hak da oluşturmaz. Daire çoğunluğu gibi karar bozulursa davalı tarafın zamanaşımı defi de artık yok sayılamaz.
Yerel mahkemenin zamanaşımına uğrayan alacaklar yönünden sonucu itibariyle doğru olan kararının, HMK 370/2. maddesi kapsamında düzelterek onama kapsamında olması deniyle çoğunluk gerekçesinde olduğu gibi bozma kararı verilemeyeceği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.