Yargıtay Kararı 3. Hukuk Dairesi 2021/4146 E. 2021/12657 K. 08.12.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/4146
KARAR NO : 2021/12657
KARAR TARİHİ : 08.12.2021

MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ

Taraflar arasındaki alacak davasının mahkemece yapılan yargılaması sonunda, davanın reddine dair verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü.
Y A R G I T A Y K A R A R I

Davacı; davalı bankadan 2007 yılında çektiği konut kredisi haricinde başka bir kredi verilmiş gibi mevduat hesabından faiz tahsilatı yapıldığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik haksız olarak çekilen 1.000TL’nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı; davanın reddini dilemiştir.
Mahkemece; davanın reddine dair verilen hüküm davacı tarafın temyizi üzerine, Dairece verilen 21/09/2020 tarihli, 2020/8968 Esas 2020/4432 Karar sayılı kararla, “…Dosyanın UYAP üzerinden yapılan incelemesinde, biri 08/06/2016 diğeri 30/05/2016 tarihinde mahkeme hakimi tarafından elektronik imza ile imzalanmış iki ayrı gerekçeli kararın bulunduğu, bunlardan birisinde tüketici mahkemesi sıfatı kullanıldığı ve davanın mahiyeti gereği harç alınmasına yer olmadığına karar verildiği, diğerinde ise hem harç alınmasına yer olmadığına karar verilip hem de toplam 58,40TL harcın davalıdan tahsiline hükmedildiği, belirtilen gerekçeli karar yazım tarihlerinin, tarafların vekillerine ilişkin bilgilerin farklı olduğu görülmüştür.
Elektronik imza ile imzalanmış iki farklı gerekçeli karardan hangisinin temyiz edildiği belli olmadığı gibi bu durum, taraflara yüklenen borçlar ve tanınan haklar konusunda tereddüt yaratması nedeniyle, HMK m.297 hükmüne aykırı olup, bu husus aynı zamanda kamu düzenine ilişkin olduğundan bozmaya karar verilmiştir.” gerekçesiyle bozulmuştur.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece; davalı bankanın … Şubesi nezdinde 29/06/2009 tarihinde 35.000TL ve Van Şubesi nezdinde 14/06/2007 tarihinde 100.000TL tutarında krediler kullanıldığı, dava konusu kesintilerin bu kredilerin kesintileri olduğu; davacı tarafça kullanılan kredilerdeki imzaya itiraz edilmiş ise de, davacı asilin imza örneklerinin alınması için verilen kesin süre içerisinde hazır edilip imzasının alınamadığı, bu halde davalı banka tarafından davacının hesabından haksız bir şekilde alınmış bir para bulunmadığının kabulünün gerektiği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Yazı veya imza inkârı” başlıklı 208. maddesi;
“(1) Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi hâlde belge, aleyhine delil olarak kullanılır.
(2) Bir belgenin sahteliği iddia edildiğinde, belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır.
(3) Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir.”
Aynı Kanun’un “Yazı veya imza inkârının sonucu” başlıklı 209. maddesi;
“(1) Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde, bu konuda bir karar verilinceye kadar, o senet herhangi bir işleme esas alınamaz.
(2) Resmî senetlerdeki yazı veya imza inkâr edildiğinde, senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınamaz. ”
HMK’nın “Sahtelik incelemesi” başlıklı 211. maddesi ise;
“ (1) Bir belgenin sahteliğinin iddia edilmesi durumunda, bu hususta karşı tarafın açıklamaları da dikkate alınarak, aşağıdaki sıra ile inceleme yapılarak öncelikle karar verilir:
a) Hâkim, yazı veya imzayı inkâr eden tarafı isticvap ettikten sonra bir kanaat edinememişse, huzurda bu kişiye yazı yazdırıp imza attırmak suretiyle elde ettiği belge ve diğer delilleri değerlendirir. Hâkim, sahtelik konusunda başka bir incelemeye gerek duymadan karar verebilecek durumda ise gerekçesini açıkça belirtmek suretiyle, senedin sahteliği hakkında bir karar verir. İsticvap için mahkemeye davet edilen taraf, belirtilen günde hazır bulunmadığı takdirde, inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılır; bu husus kendisine çıkartılacak davetiyede ayrıca ihtar edilir.
b) (a) bendi hükmüne göre yaptığı incelemeye rağmen, hâkimde sahtelik konusunda kesin bir kanaat oluşmamışsa, bilirkişi incelemesine karar verir. Bilirkişi incelemesinden önce, mevcutsa, o tarafa ait olan karşılaştırma yapmaya elverişli yazı ve imzalar, ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi, bu yazı ve imzalarla, o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi, inceleme için gerekli görürse, kendi huzurunda tarafın yeniden yazı yazması veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir. ” şeklinde düzenlemeler içermektedir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; mahkemece, davacı vekiline 11/02/2016 tarihli duruşmada imza örneklerinin alınması için davacı asili hazır etmek üzere iki haftalık kesin süre verilmesi usul ve kanuna aykırıdır. Mahkemece, 6100 sayılı HMK’nın 211/1-a maddesi atfıyla aynı Kanun’un 171. maddesi gereğince isticvabına karar verilen davacı asile bizzat davetiye gönderilerek belirlenen gün ve saatte isticvap olunmak üzere hazır bulunmasının gerektiği belirtilmesi gerekir.
Bundan ayrı; 6100 sayılı HMK’nın 94. maddesi uyarınca kesin sürenin hukuki sonuç doğurabilmesi için, buna ilişkin ara kararın hiçbir duraksamaya yer vermeyecek biçimde açık olması, taraflara yüklenen yükümlülüklerin, yapılması gereken işlerin neler olduğunun ve her iş için yatırılacak ücretin hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde açıklanması, miktarının net olarak belirlenmesi gerekir. Ayrıca verilen sürenin amaca uygun, yeterli ve elverişli olması, kesin süreye uymamanın doğuracağı hukuki sonuçların açık olarak anlatılması ve tutanağa geçirilmesi, bunlara uyulmaması durumunda mevcut kanıtlara göre karar verilip, gerektiğinde davanın reddedileceğinin açıkça bildirilmesi suretiyle ilgili tarafın uyarılması gerektiği her türlü duraksamadan uzaktır. Bu
bakımdan, mahkemece 17/03/2016 tarihli celsede verilen 1 nolu ara karar incelendiğinde; kesin süre içinde delil avansının yatırılmaması halinde bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarının ihtarına demekle yetinilmiş, açıkça mevcut delillere göre karar verilip, gerektiğinde ret kararı verilebileceği ihtar edilmemiştir. Dolayısıyla mahkemenin bilirkişi ücretinin süresi içerisinde yatırılmaması durumunda uygulanacak olan yaptırıma ilişkin ihtarı da doğru değildir.
O halde mahkemece yapılacak iş; davacının usulüne uygun isticvabı ile imza örnekleri alınmalı, bilirkişi ücretinin yatırılması yönünden usulüne uygun kesin süre verilerek, bundan sonra, dosya arasında bulunan kayıtlar üzerinde bankacılık konusunda uzman bilirkişiden ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun, tarafların iddia ve savunmalarını karşılar mahiyette bir rapor alınarak hasıl olacak sonuca göre karar vermek olmalıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK’nın 428’inci maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, 6100 sayılı HMK’nın geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK’nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 08/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.