YARGITAY KARARI
DAİRE : 3. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/5677
KARAR NO : 2023/1903
KARAR TARİHİ : 13.06.2023
İNCELENEN KARARIN
MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2022/543 E., 2022/812 K.
DAVA TARİHİ : 23.11.2017
KARAR : Davanın reddi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 2. Tüketici Mahkemesi
SAYISI : 2017/766 E., 2021/511 K.
Taraflar arasındaki maddi-manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle incelemenin duruşmalı olarak yapılması istenilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 13.06.2023 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir
Belli edilen günde gelen davacılar vekili Avukat …’ın sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saat 14.00’te Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacılar vekili; davacılardan Nuriye’nin, hamileliğinin 5. ayından itibaren takibinin davalı hastane de davalı doktor tarafından yapıldığını, doktordan 24.05.2013 tarihinde sezeryanla doğum için gün aldıklarını, gerçekleştirilen doğum sonrası 3.920 gr ağırlığında sağlıklı bir kız çocuklarının olduğunun söylendiğini, anne ve bebeğin yaklaşık 1 saat sonra servise çıkarıldığını, bir gün sonra bebek …’ün ambulansla Büyük Anadolu Meydan Hastanesine götürüldüğünü, bebek …’ün burada kardiyoloji doktoru tarafından muayenesinin yapılarak ekosunun çekildiğini, yapılan muayene sonrasında önemli bir şey olmadığı ancak bir ay sonra bebeğin kardiyoloji bölümüne tekrar gösterilmesi gerektiğinin söylendiğini, anne ve bebeğin 26.05.2013 tarihinde hastaneden taburcu olduklarını, bir hafta sonra 31.05.2013 tarihinde kontrole çağrıldıklarını, öncelikle bebeği Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. …’nin muayene ettiğini, bebeğin iyi göründüğünü söylediğini, ailenin bebeğin rahatsızlıklarını söyleyince de “o benim branşım değil” diyerek Pediatri Uzmanı Dr. …’e yönlendirdiğini, …’in bebeği muayenesinde bebeğin kalbini ve sırtını dinledikten sonra, bir ay sonra bebeği kardiyolojiye götürmelerini söylediğini, bebeğe ağrı kesici ile gaz ilacı yazdığını, iki gün sonra bebeğin aşırı derece de morarmış ve simsiyah olduğunu, bunun üzerine ailenin bebeği Samsun Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Acil Servisi’ne götürdüklerini, doktorun bebeğin kalbini dinleyince “bebek nefes almakta çok zorlanıyor kalbinde büyük bir sorun var” dediğini, bebeğin yoğun bakıma çıkarılması için hemşirelere talimat verdiğini, bebeğin küveze konularak kardiyoloji doktorunun çağrıldığını, kardiyoloji doktorunun bebeğin yaşamasının çok zor olduğunu, kalbinde biri 3 cm çapında biri 1.5 cm çapında delik bulunduğunu, daha mühim olanının ana atar damarının (aort) hiç oluşmadığını, akciğerlerinin kötü, hiç gelişmediğini söylediğini, dolayısıyla davalı doktorların kusurlu hareketleri, ihmal ve hataları neticesinde bebeği ölüme terk ettiklerini, bebekteki gözle görünür rahatsızlıkları dahi fark edemediklerini, davalı doktorların özensiz, ihtimamsız ve de ihmali davranışlarda bulunduklarını, ağır kusurlu olduklarını, bebeğe konulan teşhise göre, bebeğin akciğerin sağ kısmının tamamıyla gelişmediği, sol kısmının ise kısmen geliştiği, karaciğerinin fazla gelişmediği, hayata tutunmasının zor olduğunun doktorlar tarafından söylenildiğini, bebeğe birçok tedaviler uygulandığını, bebek …’ün doğumundan bu yana 7 kez ameliyat geçirdiğini, her ameliyatın bebek üzerinde olumsuz etkilerinin olduğunu, şu anda bebek …’ün ses tellerinin tamamıyla özelliğini yitirdiğini, bu yüzden konuşamadığını, sağ kolunun felçli olduğunu, gırtlak borusunun da gelişmediği için normal çocuklar gibi beslenemediğini, beslenme sondası ile burnundan beslendiğini, müvekkili davacı ailenin, …’ün tedavisi için uzun süre hastanelerde kaldığını, çoğu zaman hastanelerde, sokaklarda yatmak zorunda kaldıklarını, diğer iki çocuğun ise Samsun’da yalnız başlarına yaşadıklarını, bakan kimselerinin olmadığını, bebeğin %100 engelli raporunun bulunduğunu, bebeğin tedavi ve bakım giderlerinin aileyi maddi olarak büyük bir çöküntünün içerisine soktuğunu, çocuğun tedavisinin özel hastanelerde yaptırılmak zorunda kalınması, çocuğun şuan kullandığı ilaçların birçoğunun devlet tarafından karşılanmaması nedenleriyle ailenin mağdur durumda olduğunu ileri sürerek; Borçlar Kanunu’nun 76 ncı maddesi gereğince davacı …’ün gördüğü zarar normal yaşamını sürdürmeleri konusunda yetersizliği sebebiyle maddi tazminat taleplerine bağlı olarak ivedilikle 100.000 TL geçici ödemenin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacı … adına verilmek üzere velayeten … ve …’a ödenmesine, davacıların uğradığı ve uğrayacağı maddi zarara karşılık; uzman bir bilirkişi marifetiyle zararın hesaplatıldıktan sonra arttırılmak üzere belirsiz alacak davası olarak şimdilik; tedavi masrafları olarak baba … İçin 500 TL, anne … İçin 500 TL olmak üzere toplam 1.000 TL’nin anne ve baba adına verilmesine, bakım giderleri ve iş görememe nedeniyle uğranılan zarar için toplam 1.000 TL tazminatın davacı … adına verilmek üzere velayeten … ve …’a verilmesine, maddi tazminatın doğum tarihi olan 24.05.2013 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, davacı çocuk … için velayeten anne ve babaya 150.000 TL, davacı Anne … için 100.000 TL, davacı Baba … için 100.000 TL, davacı kardeş … için Gizem Adına verilmek üzere velayeten anne ve babaya 75.000 TL, davacı Kardeş … için 75.000 TL olmak üzere toplam 500.000 TL manevi tazminatın doğum tarihi olan 24.05.2013 tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.
II. CEVAP
1. Davalı … vekili; davacı …’a tıbbi müdahale ve tüm takiplerin gerekli özen ve dikkat gösterilerek hekimlik ilkelerine, hasta haklarına, tıbbi standart ve etik kurallar ile ilgili mevzuata uygun olarak yapıldığını, iddia edilen zarar ile tıbbi müdahale ve takip arasında herhangi bir illiyet bağının bulunmadığını, doğumu gerçekleştiren müvekkili davalının hiçbir kusur ve ihmalinin bulunmadığını, davada ispat yükünün davacılara ait olduğunu, 10.01.2013 tarihine kadar düzenli bir şekilde Samsun Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesininde yapılan takip ve tedavilere devam eden davacıya ilk muayenede “davacı eşi ile 1.derece akraba olduğu, tarama testinin riskli olduğu, davacı anne ve babanın evliliklerinin akraba evlliliği olduğu için amniosentez (karından su alma)” önerildiğini, ayrıca ayrıntılı ultrason için annenin radyoloji uzmanına yönlendirildiğini, radyoloji uzmanı hekim tarafından ayrıntılı görüntüleme yapılmasının sağlandığını, davacı …’ın, ayrıntılı ultrasonu Samsun Doğumevi Hastanesinde 22. haftasında yaptırdığını, sonucu tamamen normal gebelik olarak geldiğini, sonraki takiplerini de düzenli olarak Samsun Doğumevi Hastanesinde yaptırdığını, davacı …’ın 19. gebelik haftasından 28. gebelik haftasına kadar müvekkili davalıya hiçbir şekilde muayeneye gelmediğini, davacı …’ın sadece son kontrollerinin müvekkili davalı tarafından yapıldığını, mevcut bilimsel veriler ve teknik imkanlarla her zaman, her durumun tespit edilmesinin %100 oranında kesin bir sonuca varılmasının mümkün olmadığını, davacı …’ın gebeliğinin son döneminde müvekkili davalıya kontrole geldiğini, hastanın doğumunun sezeryan yöntemi ile sorunsuz gerçekleştirildiğini, doğum sonrası yapılan pediatri muayenesinde anormal bir muayene bulgusunun saptanmadığını, kayıtlarda bebeğin doğumundan 1 hafta sonra yapılan kardiyak eko muayenesinde asd (fizyolojik-normal de olan) dışı anormallik izlenmediği tespitinin yapıldığını, doğumdan sonra dahi uzman kardiyoloji hekimi tarafından tam tespit edilemeyen ayrıca 20-22. haftalarında yapılan radyolojik ayrıntılı ultrason ile dahi tespit edilmemiş bir anormalliğin, müvekkili davalıya düzenli takibe gelinmediği de dikkate alındığında, anne karnında hareketli bir bebeğin hareketli bir organının anormalliklerin tanısının koyulmasının istatistiksel olarak da beklenemeyecek bir durum olduğunu, diğer yandan anne karnında tespit edilebilecek kalp anomalilerinin dahi anne karnında tedavisinin her zaman mümkün olamayacağını, gebeliğin başından sonuna kadar aynı hekim tarafından yapılan düzenli muayenelerde de dahi davacıların iddia ettikleri anamolilerin tespitinin, diğer anomali tespitlerinden daha düşük oranda seyrettiğini, davalının hiçbir kusur ve ihmalinin olmadığı, manevi tazminat miktarının zenginleşmeye yönelik fahiş düzeyde olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
2. Davalı … vekili; davanın açıldığı tarihte iki yıllık zaman aşımı süresinin geçtiğini, müvekkili davalının mesleki tüm şartları yerine getirdiğini, somut durumun gerektirdiği tüm önlemleri eksiksiz bir biçimde aldığını, uygun bildirim ve yönlendirmeleri yaptığını, bebek …’ün doğumundan sonra 24.05.2013 tarihli kontrollerinde aktif canlı olduğunu, annesini emdiğini, uyuduğunu, kalpte 1. dereceden üfürümün mevcut olduğunu, başkaca patolojinin saptanmadığının anlaşıldığını, gün boyu ve gece boyunca bebek hemşireleri tarafından devam eden takiplerde de herhangi bir patolojinin saptanmadığını, bebeklerin %50’den fazlası üfürümle kendisini gösteren PFO ve Duktus Arteriyozus denilen iki delikle doğduğundan ve zaman içerisinde bu iki deliğin çoğu kapanacağından, 1. derece üfürüm dışında herhangi başkaca bir patoloji saptanmadığından acil EKO yapılması endikasyonunun düşünülmediğini, bebek …’ün 26.05.2013 tarihinde yapılan kontrolünde durumun stabil olduğunu, beslenme ve solunumunda sorun bulunmadığını, kalp muaeyenesinde birinci dereceden üfürüm dışında patolojinin saptanmadığını, 31.05.2013 tarihinde tekrar kontrole gelmek üzere bebek …’ün taburcu edildiğini, bebek …31.05.2013 tarihinde kontrole geldiğinde kalpteki üfürümün birinci dereceden, üçüncü dereceye çıktığını, femoral nabızlarının normal alındığını, muayenesinde başka patolojiye saptanmadığını, durumunun stabil olduğunu, morarmasının bulunmadığını, müvekkili davalı tarafından gerekli özen ve ihtimamın üst düzeyde gösterilerek bebel …’ün çocuk kardiyolojisine başvurmasının önerildiğini, davacılar tarafından iddia edilen bebeği bir ay sonra kardiyolojiye götürün iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacıların çocuk kardiyoloji doktoruna başvurmadıklarını, bebek …’ün kalp rahatsızlığına tanı koyacak yetkili doktorun müvekkili davalının olmadığını, müvekkili davalının Çocuk Sağlık ve Hastalıkları Uzmanı olduğunu, uygun bildirim ve yönlendirmeyi yaparak bebel …’ü çocuk kardiyolojisine yönlendirdiğini, bebek …’e tanı koyarak tedavi sürecini başlatacak olan uzmanlık alanının ise çocuk kardiyolojisi bölümü olduğunu, müvekkili davalının hiçbir ihmal ve kusurunun bulunmadığını, müvekkili davalı tarafından gerçekleştirilen kontroller ile sonuç arasında illiyet bağının da bulunmadığını ileri sürerek, davanın Axa Sigorta A.Ş.’ne ihbarına, zamanaşımı itirazlarının kabulü ile davanın reddine, karar verilmesini istemiştir.
3. Davalı … vekili; davanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 72 nci maddesi gereğince iki yıl içerisinde açılmadığını, müvekkili davalı hastanenin kendisinden kaynaklanmayan illiyet bağı oluşmamış olumsuzluklar nedeniyle sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, müvekkili davalı hastane tarafından tıbbın bütün gerekliliklerinin yerine getirdiğini, doğum ve doğumdan sonra tüm aşamalarda müvekkili davalı hastanenin kendisine düşen özeni ve ihtimamı en üst derecede gösterdiğini, davacının iddia ettiği durumla müvekkili davalı hastanede yapılan doğum ve doğum sonrasındaki kontroller arasında illiyet bağının bulunmadığını, bebeğin tüm muayenelerinin hastanede yapıldığını, müvekkili davalı hastane ile diğer davalılara atfedilecek kusurun bulunmadığını, gerekli bütün ihtimamı gösterdiklerini, davacıların maddi-manevi tazminat taleplerinin yerinde olmadığını ileri sürerek, davanın Aksigorta A. Ş.’ne ve Axa Sigorta A.Ş.’ne ihbarına, davacıların geçici ödeme taleplerinin reddine, Samsun Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/34154 soruşturma sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasına, bütün talepler yönünden davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; hastanın gebelik, doğum ve sonraki izleminde davalıların ihmal ve kusurunun bulunmadığının, bilirkişi raporları ile sabit olduğu ve davalıların atfı kabil kusurlarının bulunmadığının tespit edildiği anlaşıldığından davacıların maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacılar vekili istinaf başvurusunda; aydınlatılmış onam olgusunun değerlendirmesini yapacak olanın bilirkişi heyeti değil mahkeme olduğunu, bilirkişi heyetinin sonradan hazırlanması dahi mümkün olan bir notu yeterli ve geçerli gördüğünü, hastaya veya yakınlarına gerekli yönlendirmenin yapılmaması, bilgi verilmemesi veya yanlış bilgi verilmesi ve bilgi verildiğine dair onamlarının alınmamasının başlıbaşına kusur teşkil ettiğini, yerel mahkemenin bilirkişi raporuna bağlı kaldığını, bilirkişi raporunun değerlendirilmesinin yapılmadığını, bebeğin kalbinde delikler bulunduğunu, atardamarlarının oluşmadığını, akciğerlerinin gelişmediğini, gırtlak borusu oluşmadığını, bu durumda doktor veya hastanenin kusurunun olmamasının mümkün olmadığını, bebeğin nefes almakta zorlandığını, oksijen desteği sağlanması gerekirken yapılmamasının bebeğin beyninde kalıcı hasara neden olduğunu, tüm bu bahsedilen sağlık sorunlarına ilişkin gerekli tedbirlerin alınmadığını, heyette çocuk nöroloji uzmanının bulunmadığını, raporun bu yönüyle de eksik oluşturulduğunu, dosyaya davalı hastane tarafından sunulan belgelerin sonradan eklenmiş/değiştirilmiş olabileceği veya eklenmesi/değiştirilmesi mümkün olan belgeler olduğunu, kök rapora itiraz ekinde bebeğin morarma fotoğraflarını da eklediklerini, ancak buna rağmen bu kez de hükme esas alınan son raporda bu fotoğraftaki morarmaların geçici olabileceğini fotoğraflardan yorum yapamayacaklarının belirtildiğini, önce morarma veya hızlı nefes alıp verme varsa durumun aciliyet gerektirdiğini belirttiklerini, fotoğraflar sunulunca da fotoğraftan yorum yapamayacaklarını, fotoğraftaki durumun geçici olabileceğini beyan ederek önceki raporda yazılanların da unutulduğunu, bebeğin anne ve babasına kalp ve kardiyoloji hususuna ilişkin acil hiçbir yönlendirme yapılmadığını, 1 hafta sonra rutin kontrole gelmelerinin istendiğini, doğumundan yaklaşık 1 hafta sonra Acıbadem Bakırköy hastanesinde “interrupted aortik ark,vsd ve pda” tanıları konulduğu ve bu rahatsızlıklardan dolayı bugün %99 oranında özürlü olduğunun açıklanamadığı, yerel Mahkemece bu hususların değerlendirilmediğini belirterek, usul ve yasaya aykırı kararın kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklara, kararın dayandığı deliller ile gerekçe içeriğine göre ve İlk derece Mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, hükme esas alınan konusunda uzman bilirkişi heyeti rapor ve ek raporunun hüküm tesisi için yeterli olduğu, kararın usul ve yasaya uygun bulunduğu anlaşıldığından, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacılar vekili temyiz başvuru dilekçesinde, istinaf dilekçesinde bildirdiği sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, vekilin özen yükümlülüğüne aykırı davranması nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararın davalılardan tahsili istemine ilişkindir.
2. İlgili Hukuk
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 502 nci maddesi “Vekâlet sözleşmesi, vekilin vekâlet verenin bir işini görmeyi veya işlemini yapmayı üstlendiği sözleşmedir. Vekâlete ilişkin hükümler, niteliklerine uygun düştükleri ölçüde, bu Kanunda düzenlenmemiş olan işgörme sözleşmelerine de uygulanır. “
3. Değerlendirme
1. Vekil, vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın, yaptığı iş ve işlemlerin, davranışların özenli olmayışından doğan zararlardan dolayı sorumludur. Mesleki iş gören vekil özenle davranmak zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur. O nedenle doktor ve hastanenin meslek alanı içinde olan bütün kusurları hafif de olsa sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Vekil, hastanın zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumunun gerektirdiği önlemleri eksiksiz bir şekilde almak, uygun tedaviyi de yine gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa bir tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddütü ortadan kaldıracak araştırmaları yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve davranışlardan kaçınmak ve en emin yol seçilmek gerekir. Gerçekten de müvekkil (hasta) mesleki bir iş gören vekilden, tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat beklemek hakkına sahiptir. Gereken özen görevini göstermeyen vekil, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır. Aynı hususlar adam çalıştıran sıfatı ile doktorun görev yaptığı sağlık kuruluşları için de geçerlidir.
2. Somut olayda dosya içerisinde yer alan Adlı Tıp Kurumu Raporunda “doğumsal kardiak anomalilerin rutin obstetrik ultrasonografilerde saptanamayabileceği, 2. düzey USG çekilmiş olsa bile tespit edilemeyebileceği, doğumsal kalp hastalıklarının anne karnında dolaşım anne tarafından sağlandığından bulgu vermeyebileceği, doğumdan sonra ilk günlerde PDA açıklığının devam etmesi nedeniyle muayene bulgularının normal değerlendirilebileceği, ilerleyen günlerde pulmoner hipertansiyon gelişmesi ile siyanoz (morarma), solunum sıkıntısı ve kalp yetmezliği gibi bulgular gelişeceğinin tıbben bilindiği küçüğün doğum sonrası yapılan yenidoğan muayenelerinde kardiovasküler sistem patolojisi saptanmadığı, doğumunun 2. gününde taburculuk öncesi yapılan EKO’sunda orta derecede ASD dışında patoloji saptanmadığı ve Çocuk Kardiyolojiye yönlendirildiğinin kayıtlı olduğu, ancak küçüğün semptomatik hale gelmesi sonrası farklı bir merkeze başvurduğu da dikkate alındığında annenin gebelik takiplerini yapan ve küçüğün doğum sonrası takip ve tedavisine katılan hekimlerin uygulamalarının tıp biliminin genel kabul görmüş ilke ve kurallarına uygun olduğu” şeklinde görüş bildirilmiştir. Rapora itiraz üzerine alınan heyet raporu ve ek raporda birbirini teyit etmekte olup anılan raporların dosya kapsamına uygun, yeterli olduğu ve tarafların itirazlarının karşılandığı anlaşılmış olduğundan davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.
VI. KARAR
Açıklanan sebeplerle;
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden davacılara iadesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
13.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.