Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2010/22695 E. 2011/1875 K. 16.02.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2010/22695
KARAR NO : 2011/1875
KARAR TARİHİ : 16.02.2011

Mühür fekki suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda, akıl hastalığı nedeniyle ceza ehliyeti bulunmadığından bahisle, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 46. maddesi gereğince adı geçen sanık hakkında ceza tayinine yer olmadığına, aynı suçtan sanıklar Fikri Saklı ve …’in 560 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnameye 4128 sayılı Kanun’la eklenen 18/A-h, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 80, 72, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 4. maddeleri gereğince ayrı ayrı 4.155.974.000 Türk lirası ağır para cezası ile cezalandırılmalarına, sanık Salih Suiçmcz’in cezasının 647 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca ertelenmesine dair Saray Asliye Ceza Mahkemesinin 18/11/2003 tarihli vc 2002/133 esas, 2003/91 sayılı kararının sanıklar … vc … yönünden temyiz edilmeksizin kesinleşerek diğer sanık Fikri Saklı’nm temyizi üzerine Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 26/04/2006 tarihli ve 2004/12511 esas, 2006/10069 sayılı kararı ile bu sanık yönünden bozulmasını müteakip, tüm sanıklar hakkında yapılan yargılama sonunda, eylemin 05/06/2004 tarihinde kanunlaşan 5179 sayılı Gıdaların Üretimi, Tüketimi ve Denetlenmesine Dair Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanun’un 29. maddesi kapsamında kaldığı ve aynı Kanun’un 30. maddesi gereğince idari para cezasını gerektirdiğinden bahisle mahkemenin görevsizliğine, kararın kesinleşmesini müteakip dosyanın yetkili ve görevli Saray Kaymakamlığına gönderilmesine ilişkin aynı Mahkemenin 26/09/2006 tarihli ve 2006/138-165 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 29.07.2010 gün ve 2010/49437 sayılı yazı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.08.2010 gün ve 2010/191488 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
Tebliğnamede “1-560 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4. maddesinde gıda maddeleri üreten işyeri kurmak isteyen gerçek veya tüzel kişilerin, bu işyerlerini imalata geçirmeden önce Sağlık Bakanlığına müracaat ederek işyerinin taşıması gereken asgari, teknik ve hijyenik şartlara göre çalışma izni almak zorunda olduklarının belirtildiği, bu hükme uyulmamasının anılan Kararnamenin 18/a maddesinin h bendi uyarınca yaptırım altına alındığı, bahsi geçen cezanın gıda maddesi üreten işyerleri için özel bir düzenleme getirdiği, ruhsatsız olarak işyeri faaliyete geçiren kişiler hakkında bu işyerinin kapatılarak mühürlenmesi nedeniyle sonradan mührün bozulması halinde oluşacak suçun ise 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 274. maddesindeki suça uyduğu, somut olayda da sanıkların herhangi bir çalışma izni ve ruhsat almadan ekmek fırınını faaliyete geçirdikleri , bu nedenle işyerinin kapatılıp mühürlendiği, mührün bozulmasının 765 sayılı Kanun’un 274. maddesindeki suçu oluşturduğu gözetilmeksizin görevsizlik kararı verilmesinde,
2-Mühür bozmak suçunun 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 203. maddesinde düzenlendiği, hürriyeti bağlayıcı ceza ile adlî para cezasının seçimlik olarak öngörüldüğü, adlî para cezasına hükmedilmesi hâlinde anılan Kanun’un sanıklar lehine olacağının gözetilmemesinde, isabet görülmemiştir” denilmektedir.

Gereği görüşüldü;
560 saydı Kanun Hükmünde Kararnamenin 4128 sayılı Kanunla değişik 18/A-h maddesinde sözü edilen mühür bozma suçunun oluşması için, aynı Kararnamenin 4. Maddesi uyarınca Sağlık Bakanlığından çalışma izni alınması ve 12/a maddesi gereği yapılan denetimlerde işyerinin teknik ve hijyenik şartları kaybettiğinin anlaşılması nedeniyle mühürlenerek kapatılması ve bu şekilde konulan mührün bozulmasının gerekmesi, buna karşın çalışma izni alınmaksızın gerçekleştirilen faaliyet dolayısıyla işyerinin genel hükümler uyarınca kapatılması ve mühürlenmesi durumunda işlenecek olan mühür bozma eyleminin suç tarihine göre 765 sayılı TCY’nın 274. maddesindeki suçu oluşturacağı, 27.5.2004 tarihli ve 5179 sayılı Yasanın 29. Maddesindeki düzenlemenin de incelemeye konu eylemi kapsamadığı gözetilerek, 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’nın 7/2 ve 5252 sayılı Yasanın 9/3. maddeleri uyarınca önceki ve sonraki yasanın ilgili bütün hükümlerinin somut olaya uygulanarak sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, somut olaya uygun düşmeyen gerekçelerle eylemin idari para cezasını gerektirdiğinden bahisle görevsizlik karan verilmesi yasaya aykırı görüldüğünden; 5271 sayılı CYY’nın 309/4-a maddesi uyarınca; Saray Asliye Ceza Mahkemesinin 26.9.2006 tarihli ve 2006- 138/165 sayılı kararının YASA YARARINA BOZULMASINA, bozma kararı doğrultusunda müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine, 16.02.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.