Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2011/1631 E. 2011/5863 K. 27.04.2011 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2011/1631
KARAR NO : 2011/5863
KARAR TARİHİ : 27.04.2011

Muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık …’in, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 289/1, 62/1. maddeleri uyarınca 2 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, sanığın cezasının aynı Kanun’un 51/1. maddesi gereğince ertelenmesine, aynı Kanunun 53/1. maddesinin a, b, d, e bentlerindeki haklardan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya, c bendindeki haklardan koşullu salıverilme tarihine kadar yoksun bırakılmasına dair Tosya Sulh Ceza Mahkemesinin 14/04/2009 tarihli ve 2008/307 esas, 2009/139 sayılı kararının Adalet Bakanlığınca 23.12.2010 gün ve 2010/75974 sayılı yazısı ile yasa yararına bozulmasının istenmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10.01.2011 gün ve 2011/1570 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Daireye gönderilmekle incelendi:
Tebliğnamede “Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 26/01/2010 tarihli ve 2008/6720 esas, 2009/777 sayılı benzer kararında belirtildiği üzere, kendisine yediemin olarak teslim edilen malları satış mahalline getirmemesi eyleminin tek başına muhafaza görevini kötüye kullanma suçunu oluşturmayacağı, olayda sanığın kendisine teslim edilen malları birinci satışın yapıldığı yere götürdüğü, satılamaması üzerine ikinci satışın yapıldığı mahalle sanığın malları götüremediği cihetle sanığın beraatine karar vermek gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesinde,
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 53/4. maddesinde yer alan “Kısa süreli hapis cezası ertelenmiş veya fiili işlediği sırada onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında birinci fıkra hükmü uygulanmaz.” şeklindeki düzenleme karşısında, hapis cezası ertelenen sanık hakkında, aynı Kanun’un 53/1. maddesindeki haklardan yoksun bırakılmasına karar verilemeyeceği gözetilmeden, yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
Gereği görüşüldü;
Muhafaza görevini kötüye kullanma suçu, fail açısından yapılan sınıflandırmaya göre özgü bir suçtur. Bu suç ancak yasal düzenlemede belirtilen hukuki ve fiili nitelikleri taşıyan kişiler tarafından işlenebilir. Özgü suçların failleri belirli bir yükümlülük altında bulunmaktadır. Bu nedenle özgü suçlar doktrinde yükümlülük suçları olarak da adlandırılmaktadır. 5237 sayılı T.C.Y.’nın 289. maddesinde düzenlenen muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun faili, kendisine rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş malın resmen teslim edildiği kişidir. Hukuk uygulamasında bu kişiler yediemin olarak anılmaktadır. Yedieminin, suçun yapısı ve görevlendirilmesinin dayanağını oluşturan ilgili yasalardan kaynaklanan bazı yükümlülükleri vardır. İcra ve İflas Yasası hükümleri uyarınca yürütülen takipler nedeniyle gerçekleştirilen haciz işlemi sırasında yediemin olarak görevlendirilen kişinin, İ.İ.Y.’nın 88. ve 358. ile halen yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Yasasının 468. maddeleri içeriğinden saptanan yükümlülükleri şunlardır: 1) Kendisine resmen teslim edilen malı/malları saklamak, korumak ve olduğu gibi (aynen) bırakmak. 2) Resmen teslim işlemini gerçekleştiren yetkili organ istediğinde hacizli malı kendisine teslim edilen yerde geri vermek veya hazır etmek. Belirtilen yükümlülükler aynı zamanda T.C.Y.’nın 289. maddesinde öngörülen teslim amacını oluşturmaktadır. Bu açıklamalar karşısında, yediemin sanıktan hacizli malı icra dairesi tarafından belirlenen satış yerine götürmesinin beklenmesi ve satış yerine götürmeme biçimindeki ihmali davranışın teslim amacı dışında bir tasarruf olarak değerlendirilmesi olanaklı değildir.
İncelenen dosyada yer alan iddianameye göre sanık hakkında icra takibi sırasında haczedilip kendisine yediemin olarak teslim edilen hacizli malları yapılan tebligata karşın herhangi bir mazeret de ileri sürmeden ikinci satış gününde satış yerinde hazır etmeyerek muhafaza görevini kötüye kullandığı iddiasıyla kamu davası açıldığı görülmektedir. Somut olayda sanığın eylemi hacizli malları satış yerinde hazır etmeme biçimindeki ihmali davranıştır. Dosyada bulunan haciz tutanağı, şartname, satış ilanı, muhtıra ile birinci ve ikinci artırma tutanaklarına göre fiili haciz işleminin yapıldığı ve yediemine hacizli malların teslim edildiği yer ile icra dairesince satışın yapılmasına karar verilen yer aynıdır. Yedieminin, birinci satış gününde hacizli malları kendisine teslim edilen işyerinde hazır ettiği 6.10.2008 tarihli tutanakta açıkça belirtilmiştir. İlk artırma işlemi alıcı çıkmaması nedeniyle yapılamamış ve satış önceden ilan edilen ikinci güne bırakılmıştır. İkinci satış gününde sanığa ait işyerinin kapısının kilitli olduğu görülüp hacizli malların mevcut olup olmadığı tespit edilememiştir. Dosya içerisinde, sanığın hacizli malları yetkililere geri vermekten kaçındığına veya teslim etmeme iradesiyle hareket ettiğine ilişkin hiçbir kanıt bulunmamaktadır. Muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun teslim amacı dışında tasarrufta bulunmaktan ibaret maddi unsuru, somut olayda gerçekleşmemiştir. Mahkemece kurulan mahkumiyet hükmünün, hukuka aykırı olduğu anlaşılmaktadır.
Yasa yararına bozma isteğinde yer alan diğer bozma nedenine gelince;
Y.C.G.K.’nun 13.6.2006 tarih ve 2006/151-157 sayılı kararında “…….Öte yandan, yasa yararına bozma kurumu, kesin hükmün otoritesini etkileyen, ileri sürülen hukuka aykırılıkların saptanması ile sınırlı ve bu aykırılıkların savunma hakkını kısıtlama veya kaldırma sonucunu doğurduğu yahut hükmü etkilediğinin belirlenmesi durumunda, hükmün bu nedenlere dayalı olarak bozulmasını gerektiren, olağanüstü yasa yoludur. Yargıtay’ın olağan yasa yolu olan temyiz denetimi sırasında yasaya ve yargısal kararlara dayalı olarak gerçekleştirdiği uygulamaların tümünün, yasa yararına bozma kurumunda da geçerli olduğu söylenemez. Dolayısıyla, Yargıtay’ın öğretici ve yol gösterici niteliği gereği temyiz denetimi sırasında uyguladığı “kabule göre bozma” yöntemine, istisnai ve olağanüstü bir yol olan yasa yararına bozma istemi üzerine yapılan incelemede başvurulması sistemin özüne aykırıdır. Özel Daire kararı bu yönüyle de isabetli bulunmamıştır.” denilerek olağanüstü nitelikte bir yasa yolu olan yasa yararına bozmanın kapsamı açıklığa kavuşturulmuştur. Adalet Bakanlığının yasa yararına bozma başvurusunda yer alan hak yoksunluğuyla ilgili nedenin kabule göre bozmanın konusunu oluşturduğu ve esastan incelenemeyeceği konusunda kuşku bulunmamaktadır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki T.C.Y.’nın 53/1.maddesinin uygulanamayacağına ilişkin düşünce, kabule göre bozma nedeni kapsamında kaldığından, Adalet Bakanlığının bu hususla ilgili yasa yararına bozma isteğinin REDDİNE, ancak suçun maddi unsurunun oluşmadığına ilişkin istek isabetli bulunduğundan, muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan sanık … hakkında, Tosya Sulh Ceza Mahkemesince verilen 14.4.2009 tarih ve 2008/307-2009/139 sayılı kararın, C.Y.Y.’nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA, hükümdeki hukuka aykırılık sanığa verilen cezanın kaldırılmasını gerektirmekle, anılan yasa maddesinin 4-d fıkrası gereğince, sanığın, muhafaza görevini kötüye kullanma suçundan BERAATİNE, 27.04.2011 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.