Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2012/13726 E. 2013/30298 K. 02.12.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/13726
KARAR NO : 2013/30298
KARAR TARİHİ : 02.12.2013

MAHKEMESİ :Sulh Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Tehdit, hakaret
HÜKÜM : Mahkumiyet

Yerel Mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1-Katılan Cumhuriyet Savcısının odasında cereyan eden olayda, aleniyet öğesinin ne suretle oluştuğu açıklanmadan, görevliye hakaret suçundan verilen cezanın TCK’nın 125/4. maddesi uyarınca artırılması,
2-Sanığın, adli sicil kaydına göre daha önce hapis cezası mahkumiyetinin bulunmaması karşısında, hükmedilen 25 gün hapis cezasının TCK’nın 50/3. maddesi uyarınca anılan maddenin 1. fıkrasındaki seçenek yaptırımlardan birine çevrilmesinin zorunlu olduğunun gözetilmemesi,
Kanuna aykırı ve sanık … müdafiinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnamedeki onama düşüncesinin reddiyle HÜKÜMLERİN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 02/12/2013 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY:

Hakaret fiillerinin cezalandırılmasıyla korunan değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı üzerindeki hakları olup, bu suçun oluşabilmesi için fiilin, gerçek bir kişinin belirtilen kişilik haklarını rencide edecek şekilde işlenmesi gerekmektedir. Hakaret suçu, Anayasanın 24 ila 30. maddeleri ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 9 ve 10. maddelerinde düzenlenen ifade hürriyetinin sınırlarını oluşturmaktadır. Suçu oluşturan eylem bakımından failin ifade hürriyeti, mağdur yönünden ise onur, şeref ve saygınlığı ile din, vicdan ve kanaat hürriyetine ilişkin temel kişilik hakları çatışmaktadır. Uyuşmazlığın çözümü, sözü edilen karşılıklı hakların dengelenmesini gerektirmektedir. Ancak, ileri sürülen bir düşünceyle bağlantısı bulunmayan, esasında düşünce açıklaması vasfında da görülemeyen sövme niteliğindeki fiillerin ifade özgürlüğünden yararlanamayacağı açıktır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), içtihatlarında Sözleşme bağlamında ulusalüstü insan hakları hukukunu yorumlarken, kamu görevlilerinin görevlerini yerine getirirken fonksiyonlarını etkilemeyi ve saygınlıklarına zarar vermeyi amaçlayan aşağılayıcı saldırılara karşı korunmalarının zorunlu olduğunu (AİHM Busuioç-Moldova kararı, 2004, prg. 64), bununla birlikte görevlerini yerine getirirken icra ettikleri eylem ve sözlerine yönelik eleştirilere karşı daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiğini (bkz; AİHM Steur-Hollanda kararı, 2003, prg. 39) belirtmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ayrıca, fiil isnadına dayanmayan ve ispat gerektirmeyen değer yargılarından ibaret sözlerin sarsıcı olsa bile eleştiri hakkı ve ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilebileceğini kabul etmektedir (bkz; AİHM Hriko- Slovakya kararı, 2004, prg. 40, 45; Jeruselam-Avusturya kararı, 2001, prg. 44; Sokolowski-Polonya kararı, 2005, prg. 47; Paturel-Fransa kararı, 2005, prg. 37; Harris/Boyle/Bates/Buckley, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku, Ankara 2013, sy.518-520)
İncelenen dosyada; ismi “Yargıç” olan sanığın, aracını askeri birliğin yanına parkedip, kendisini “Cumhuriyet Savcısı” olarak tanıtmasından dolayı yapılan suç duyurusu üzerine, katılan Cumhuriyet Savcısı tarafından ifadesi alınırken, katılan ile tartışıp, “savcı kimdir ben savcıların adını kullanacağım, savcılar Ankara’da benim adımı kullanıyor, git Google’ye gir benim kim olduğumu öğren, ondan sonra benim ifademi al, siz benim verdiğim vergilerle maaş alıyorsunuz, diyerek elini kolunu sallayıp, katılanın bu konu hakkında tutanak düzenlemesi üzerine de, kapris var mı kapris onu da yaz” şeklindeki kabul edilen eylemi, TCK’nın 125. maddesinde öngörülen “somut bir fiil veya olgu” ya da “sövme” niteliğinde bulunmamasından dolayı, sanığa atılı hakaret suçu, unsurları itibarıyla oluşmayacağından, hükmün bu yönden de bozulması gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.