Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2012/28181 E. 2013/14242 K. 09.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/28181
KARAR NO : 2013/14242
KARAR TARİHİ : 09.05.2013

Hakaret, yaralamaya teşebbüs, mala zarar verme ve tehdit suçlarından sanıklar …, … ve … hakkında yapılan yargılama sonunda, beraatlerine dair Sürmene Asliye Ceza Mahkemesi’nin 11.03.2008 tarih ve 2006/190 esas, 2008/64 karar sayılı hükümlerinin, müşteki … vekili tarafından temyizi üzerine,
Dairemizin 17.01.2012 tarih ve 2009/27814 esas, 2012/809 sayılı kararıyla;
“Yakınan küçüğün 04/05/2007 tarihli, talimatla alınan ifadesinde yer alan katılma istemiyle ilgili karar verilmemiş olması” şeklindeki gerekçeyle hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir.
I- İTİRAZ NEDENLERİ
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/07/2012 tarihli kararı ile Dairemize gönderilen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 08/03/2012 tarih ve 2008/186530 sayılı yazısı ile;
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddesi ile “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılama hakkına sahiptir. ve yine aynı yasanın 141/4. maddesi ile de “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” hükümleri haizdir.
Avrupa İnsan Haklan Sözleşmesi 6/1. maddesi ile “Herkes, gerek hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…” şeklindeki ifadelerle makul süre içerisinde adil yargılanma hakkını güvence altına almıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi makul sürede adil bir yargılanmayı mahkemelere ödev, talep edenlere de bir hak olarak öngörmüştür.
Ceza Muhakemesi Kanununun 234. maddesi mağdur ile şikayetçinin haklarını sayarken, kamu davasına katılma ve davaya katılma şartıyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yoluna başvurma haklarını belirtmiş, bu hakların mağdur ve şikayetçiye anlatılarak tutanağa geçirilmesi gerektiğini de işaret etmiştir.
Yine Ceza Muhakemesi Kanununun 237. maddesi, kamu davasına katılmayı “Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler. Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır.” hükmü ile aynı Yasanın 238. maddesi ise katılma usulünü “Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun tutanağa geçirilmesi suretiyle olur….” şeklinde hüküm altına almıştır.
CMK.nun 260. maddesi kanun yoluna başvurma hakkına sahip kimseleri Cumhuriyet Savcısı, şüpheli, sanık ve katılan sıfatı almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatı alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar olarak saymıştır.
CMK.nun 261. maddesince de avukatın müdafîliğini üstlendiği kişilerin açık arzusuna aykırı olmamak koşuluyla kanun yollarına başvurabileceğini hak olarak tanımıştır. Somut olayda;
Mağdur … soruşturma ve kovuşturma sırasında değişmeyen beyanlarında sanıklardan şikayetçi olduğunu belirtmiş ve 04.05.2007 tarihinde talimatla alınan ifadesinde davaya katılma isteğinde bulunmuştur. Mağdurun 18 yaşından küçük olması sebebiyle atanan zorunlu müdafii de 11.03.2008 tarihinde hükmün açıklandığı duruşmada Cumhuriyet Savcısının mütaalasına karşı “mütaalaya kabul etmiyoruz, sanıkların müsnet suçtan cezalandırılmalarını talep ediyoruz” diyerek katılma iradelerini ortaya koymuştur. Diğer taraftan mağdurun babası müşteki … atılı suçlardan soruşturma aşamasında şikayetçi olmuş, yargılama sırasındaki davaya katılmak isteği de mahkemece uygun görülerek 07.11.2006 tarihinde kamu davasına katılmasına karar verilmiştir.
Müşteki Ekrem 20.11.1991 doğumlu olup suç tarihi olan 17.08.2005 günü ile mağdur …’in katılma talep ettiği ve bu talebin kabul edildiği tarih nazara alındığında 15 yaşından küçüktür. Müşteki Ekrem’in kanuni temsilcisi olan babası …’nun katılma talebi hem kendisinin mağduru olduğu suçlar için olduğu kadar hem de 15 yaşından küçük oğlu Ekrem’in mağduru olduğu suçlar için olduğundan şüphe yoktur.
Tüm soruşturma ve kovuşturma sırasında mağdur ile babası müştekinin sanıklardan şikayetçi olduklarını ve cezalandırılmasını istemeleri bu nedenle müşteki Mehmet’in katılan olarak kabul edilmesi karşısında, mahkemece mağdur …’in kanuni temsilcisi olan müşteki Mehmet’in oğlu adına da katılma isteğinde bulunduğu kabul edilerek her iki müşteki adına katılma kararı verildiği düşünülmelidir. CMK.nun 261. maddesine göre temyiz isteminde bulunduğu anlaşılan zorunlu müdafiinin temyiz isteminin CMK.nun 260. maddesine göre “katılan sıfatı almış olanlar” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği Yüksek Dairece gözetilmemiştir.
Diğer yandan mağdur … adına usulüne uygun katılma kararı verilmediği düşünüldüyse dahi, mağdurun katılma, zorunlu müdafiinin sanığın cezalandırılması yönündeki talepleri ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilip, temyiz dilekçesi kapsamı da nazara alındığında zorunlu müdafiinin sanığın cezalandırılması gerektiğine ilişkin bozma taleplerini içeren temyiz dilekçesinin açıkça usulüne uygun olarak karara bağlanmayan katılma isteği hususunda da Yüksek Yargıtay tarafından CMK.nun 237/2. maddesi uyarınca bir karar verilmesi talebini de içerdiği anlaşılmalıdır.
Yukarıda açıklanan gerekçelerle Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 17.01.2012 tarih ve 2009/27814 E. 2012/809 K.sayılı “BOZMA” kararının kaldırılması, katılma talebi hususunda CMK.nun 237/2. maddesine göre karar vermek ve esasa ilişkin temyiz incelemesi yapmak üzere dosyanın ilgili özel dairesine gönderilmesi hususunda karar verilmesi,” isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü:
II- KARAR
Yargıtay C.Başsavcılığının itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle İTİRAZIN KABULÜNE,
Dairemizce verilen 17.01.2012 tarih ve 2009/27814 esas, 2012/809 karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
İncelenen dosya içeriğine göre, müşteki …’nun 04.05.2007 tarihli talimatla alınan savunmasında sanıklardan şikayetçi olduğunu, davaya katılan olmak istediğini bildirdiği, ancak bu konuda mahkemece olumlu olumsuz bir karar verilmediği, yapılan yargılama sonucu sanıkların atılı suçlardan beaatine karar verildiği ve bu kararı müşteki vekilinin temyiz ettiği anlaşıldığından, Ceza Genel Kurulu’nun 19.06.2012 tarih ve 2012/2–638- 2012/238 sayılı kararı da gözetilerek, 5271 sayılı CMK’nın 237 vd. maddeleri uyarınca müşteki …’nun katılma isteminin kabulüne karar verilerek yapılan incelemede;
Eylemlere ve yükletilen suçlara yönelik katılan … vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden, tebliğnameye uygun olarak temyiz davasının esastan reddiyle hükümlerin ONANMASINA, 09.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.