Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2012/28193 E. 2013/14224 K. 09.05.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/28193
KARAR NO : 2013/14224
KARAR TARİHİ : 09.05.2013

Yalan tanıklık suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda mahkumiyetine dair, Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesince verilen 13/05/2009 tarih ve 2009/45 esas, 2009/69 karar sayılı hükmün sanık müdafii tarafından temyizi üzerine,
Dairemizin 07.03.2012 tarih ve 2011/17709 esas, 2012/5314 sayılı kararıyla;
“Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;
Sanığa yükletilen yalan tanıklık eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu öğelerinin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin Yasaya uygun olarak yürütülen duruşma sonucu saptandığı, bütün kanıtlarla aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde ve eksiksiz sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı; böylece olaylara ilişkin sorunlarda gerekçenin yeterli bulunduğu.
Eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Yasada öngörülen suç tipine uyduğu.
Cezanın yasal bağlamda uygulandığı.
Sanığın yerel mahkemece kabul edilen ve sübut bulan eyleminin yalan tanıklık suçunu oluşturması ve suçu bildirmeme eylemi ayrı bir suç teşkil edip bu suçtan açılan kamu davasına herhangi bir etkisinin olamayacağının anlaşılması karşısında tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilemeyeceği,
Anlaşıldığından sanık … müdafiinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla, tebliğnameye aykırı olarak, TEMYİZ DAVASININ ESASTAN REDDİYLE HÜKMÜN ONANMASINA,” karar verilmiştir.
I-İTİRAZ NEDENLERİ
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/07/2012 tarihli kararı ile Dairemize gönderilen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15/04/2012 gün ve 2009/170368 sayılı yazısı ile;
“Sanık … Yenifakılı İlçesinde öğretmen olarak görev yapmaktadır. Eski öğrencisi mağdur …’ı Müdür Beyle birlikte çağırıp konuştuklarında “öğretmen evinin altındaki tuvalette kendisinin iğfal edildiğini söylediğini” 07.05.2004 tarihli savcılık ifadesinde beyan etmiştir. Mağdur …’ı iğfal eden sanık Yaşar Halıcı’nın Boğazlıyan Ağır Ceza Mahkemesinin 2004/79 esas sayılı dosyasındaki yargılanması sırasında tanık sıfatı ile beyanı alınan … “çocuğu çağırıp konuştum, kendisi tecavüz edildiğini söylemedi, sözlü olarak taciz edildiğini, sırnaşık bir biçimde birileri tarafından taciz edildiğini söyledi” şeklinde ifade vermiştir.
Yalan tanıklık suçuyla korunan hukuki değer, yargılamanın taraflarının kişilik haklarının zarar görmesinin önlenmesi, adliyenin yanıltılarak adaletin tesis edilmesinin önüne geçilmesinin engellenmesi, kişilerin adil yargılanma hakkının korunmasıdır. Tanık olaya ilişkin beş duyu organı aracılığıyla bilgi sahibi olan kişidir. Yalan tanıklık suçunun mağduru, yalan tanıklık nedeniyle hakları ihlal edilme tehlikesi doğan davacı, davalı, şüpheli, sanık, mağdur veya katılan sıfatındaki kişilerle birlikte toplumu oluşturan bireylerin tamamıdır.
Yalan tanıklık suçunun maddi unsuru, yalan söylemek veya tanıklığın konusunu oluşturan hususlar hakkındaki bilgiyi, bilerek , kısmen veya tamamen saklamaktır. (Prof. Dr. Vahit Bıçak /Ceza Özel Hukuku/Ankara-2011/sayfa 282-283)
Bu açıklamalar ışığında dosyanın incelenmesinde; Mağdur … iğfal olayında kişi belirtmemiştir. Bu husus sabittir. Sadece tartışma iğfal oldu mu olmadı mı? konusunda toplanmaktadır. İğfal olayı tanık beyanı ile sonuca varılacak bir olay değildir. Mutlaka rapor ile tespiti gerekmektedir. İğfal nedeniyle yapılan yargılamada bu durum rapor ile belirlenmiştir. Tanık sıfatı ile alınan beyandan dolayı mağdur olan, zarar gören hiç kimse yoktur. Bu beyana dayanarak hakkında soruşturma açılan, hüküm kurulan ve dolayısıyla adliyenin yanıltılmasıda yoktur. Olayda tanık bizzat iğfal olayını görmemiştir. Konuşma sırasında mağdurun beyanı üzerine bilgi alınmıştır. Tanık beyanı Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasasında takdiri delillerdendir. Kesin delil değildir. Çünkü tanık insandır. Yaşadığı ortam, alğılama biçimi, kişisel yorumu, aldığı eğitimi, yaşı, cinsiyeti vesaire hususlardan etkilenir, hatta unutur. İnsan psikolojisi ile ilintilidir. Kaldıki burada tanık sıfatı ile beyanı alınan … “mağdur bana iğfal olayının gerçekleştiğini söyledi, öğrendim” şeklinde beyanda bulunması, kendisini suçlu konuma düşürür ve kamu görevlisinin öğrendiği suçu bildirmeme eyleminden yargılanır. Yani kendi aleyhine beyanda bulunmak zorunda kalır, bunu beklememek gerekir. Ayrıcada zaten öğrendiği suçu bildirmemekten hakkında kamu davası açılmış ve yargılanmaktadır.
Öğretmen olan sanığın eski öğrencisinin beyanı üzerine soruşturma aşamasındaki beyanı ile kovuşturma aşamasında beyanlarının benzer olup, öğrendiğ suçu bildirmemekten açılan kamu davasından dolayı iğfal olayını taciz edildiği şeklinde yorumlamasında, vicdani kanı oluşturan bu durumun yalan tanıklık için kesin delil olamayacağından hükmün bozulması gerekmektedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle; Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 07.03.2012 gün ve 2011/17709 esas, 2012/5314 karar sayılı onama kararının kaldırılmasına ve dava dosyasının esastan incelenerek 11.09.2011 tarih ve 2009/170368 nolu tebliğnamemiz doğrultusunda bozulmasına karar verilmesi,
İtirazen arz ve talep olunur.” isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü:
II- KARAR
Dairemizin 07.03.2012 tarih ve 2011/17709 esas, 2012/5314 sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazları yerinde görülmediğinden, 6352 sayılı Yasa ile değişik 5271 sayılı Kanunun 308.maddesinin 3.fıkrası gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE, 09.05.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.