YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2012/36172
KARAR NO : 2013/21121
KARAR TARİHİ : 03.07.2013
Muhafaza görevini kötüye kullanmak suçundan sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda beraatine dair, Korkuteli Sulh Ceza Mahkemesince verilen 29.04.2008 tarih ve 2007/85 esas, 2008/92 sayılı hükmün müşteki … tarafından temyizi üzerine,
Dairemizin 12/09/2012 gün ve 2010/22875 esas, 2012/16786 sayılı kararıyla;
” Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Yakınanın 17.07.2007 tarihli talimatla alınan ifadesinde şikayetçi olduğunu belirtmesine karşın, kamu davasına katılmak isteyip istemediğinin sorulmaması suretiyle CMK’nın 238/2. maddesine aykırı davranılması,
Yasaya aykırı ve yakınan …’in temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, ” karar verilmiştir.
I- İTİRAZ NEDENLERİ
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15/11/2012 gün ve 2008/274617 sayılı yazısı ile;
“Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 36. maddesi ile “ Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılama hakkına sahiptir…” ve yine aynı Yasanın 141/4. maddesi ile de “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.” hükümleri haizdir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 6/1. maddesi ile “Herkes, gerek hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizalar, gerek cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir sure içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…” seklindeki ifadelerle makul süre içerisinde adil yargılanma hakkını güvence altına almıştır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi makul sürede adil bir yargılanmayı mahkemelere ödev, talep edenlere de bir hak olarak öngörmüştür.
Ceza Muhakemesi Kanununun 234. maddesi mağdur ile şikâyetçinin haklarını sayarken, kamu davasına katılma ve davaya katılma şartıyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yoluna başvurma haklarını belirtmiş, bu hakların mağdur ve şikayetçiye anlatılarak tutanağa geçirilmesi gerektiğini de işaret etmiştir.
Yine Ceza Muhakemesi Kanununun 237. maddesi, kamu davasına katılmayı “Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikâyetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler. Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır.” hükmü ile aynı yasanın 238. maddesi ise katılma usulünü “ Katılma, kamu davasının açılmasından sonra mahkemeye dilekçe verilmesi veya katılma istemini içeren sözlü başvurunun tutanağa geçirilmesi suretiyle olur….” şeklinde hüküm altına almıştır.
CMK’nın 260. maddesi kanun yoluna başvurma hakkına sahip kimseleri Cumhuriyet Savcısı, şüpheli, sanık ve katılan sıfatı almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatı alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar olarak saymıştır.
Somut olayda;
Taraflara duruşma gününü bildiren davetiye tebliği üzerine, talimat mahkemesine katılıp buradaki 17/07/2007 tarihli oturumda sanıktan şikayetçi olduğunu ve uzlaşmak istemediğini belirtmiştir. Ancak mahkemece davaya katılmak isteyip istemediği sorulmadan dosya sonuçlandırılmıştır.
Muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun şikayetçisi olan, dolayısıyla suçtan doğrudan doğruya zarar gören şikayetçinin, yargılama sırasında, davaya katılmak isteyip istemediğinin sorulmadığı ve katılma isteği hakkında herhangi bir karar verilmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda şikayetçinin CMK’nın 260. maddesi uyarınca, katılma iradesini içeren isteği karara bağlanmamış olmasına rağmen hükmü temyize hakkı bulunmaktadır. Nitekim Özel Dairece de bu husus vurgulanmaktadır.
Ceza Muhakemesi Kanununun 237. maddesinin ikinci cümlesi, ‘Kanun yolu muhakemesinde davaya katılma isteğinde bulunulamaz. Ancak, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri, kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilmişse incelenip karara bağlanır’ hükmü incelendiğinde, şikayetçi vekilinin beraat kararının hukuka uygun olmadığına, bozulması gerektiğine ilişkin temyiz isteminin ve mahkemenin beraat kararına yönelik esasa dair bu bozma talebinin usulüne uygun olarak sorulup karara bağlanmayan katılma isteği hususunda da Yüksek Yargıtay tarafından bir karar verilmesi talebini de içerdiği seklinde anlaşılmalıdır. Fıkra hükmünü, şikayetçi vekilinin katılma isteği ile ilgili açıklayıcı bir beyanının bulunması seklinde anlamak, yasanın lafzına sıkı sıkıya bağlı kalmak olacaktır ki, bu hususun doğru bir yaklaşım olmayacağı anlaşılmaktadır.
Diğer yandan hükmün esasına girilmeden bozulması, Anayasanın 141/4. maddesinde yazılı ‘Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir’ hükmüne de uygun bir sonuç doğurmadığı açıktır. Nitekim Ceza Genel Kurulu’nun 19.06.2012 gün 2012/638 E ve 2012/238 K ile yine 19.06.2012 gün 2012/359 E ve 2012/239 K sayılı kararları da aynı mahiyettedir.
Yukarıda açıklanan nedenlerle
1- İtirazımızın KABULÜNE,
2- Yüksek Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 12/09/2012 gün ve 2010/22875 Esas, 2012/16786 Karar sayılı BOZMA İLAMININ KALDIRILMASINA,
3- Korkuteli Sulh Ceza Mahkemesi’nce yapılan yargılama sonunda; 29.04.2008 tarih, 2007/85 Esas, 2008/92 karar sayılı hükmü hakkında Dosyaya yansıyan ve yukarıda açıklanan duruma göre şikayetçi iradesine uygun katılma talebi hususunda karar verilerek, esasa ilişkin temyiz incelemesi YAPILMASINA,
4-Yüksek Daireniz aksi kanaatte ise, itirazın incelenmesi bakımından 5271 sayılı CMK’nın 308/3. maddesi uyarınca dosyanın Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesine,
Karar verilmesi, itirazen arz ve talep olunur.” isteminde bulunulması üzerine dosya Dairemize gönderilmekle, incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:
II- KARAR
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itiraz gerekçeleri yerinde görülmekle, 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle eklenen 5271 sayılı CMK’nın 308. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İTİRAZIN KABULÜNE,
Dairemizce verilen 12/09/2012 gün ve 2010/22875 esas, 2012/16786 karar sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,
İncelenen dosya içeriğine göre; şikayetçi …’in 17/07/2007 tarihli talimat ifadesinde sanık hakkında şikayetçi olduğu, ancak mahkemece CMK’nın 238/2. maddesine aykırı olarak katılma hakkının hatırlatılmadığı, yapılan yargılama sonucu sanığın beraatine karar verildiği ve bu kararı müştekinin temyiz ettiği anlaşıldığından, Ceza Genel Kurulu’nun 19.06.2012 tarih ve 2012/2–638- 2012/238 sayılı kararı da gözetilerek, 5271 sayılı CMK’nın 237 vd. maddeleri uyarınca katılma iradesini ortaya koyan müşteki …’in davaya katılmasına karar verilerek yapılan incelemede;
Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Hacizli malı başkasına verme, ortadan kaldırma, satma, rehnetme veya adresine gelinip istenildiğinde eylemli olarak teslim etmeme gibi davranışlarla, TCK’nın 289/1 maddesinde öngörülen teslim amacı dışında tasarrufta bulunulması durumunda muhafaza görevini kötüye kullanma suçunun oluşacağı ve dosya kapsamına göre hacizli malların satılmış olması nedeniyle yerinde olmadığı gözetilerek; sanığın hukuksal durumunun değerlendirilmesi gerekirken, yasal olmayan gerekçe ile beraat kararı verilmesi,
Kanuna aykırı ve katılan …’in temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 03.07.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.