Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2013/3358 E. 2013/11159 K. 11.04.2013 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/3358
KARAR NO : 2013/11159
KARAR TARİHİ : 11.04.2013

Kasten yaralama ve hakaret suçlarından sanık …’in 5237 sayılı … Ceza Kanunu’nun 86/2, 125/1-4, 62 ve 52/2 maddeleri uyarınca 2.000,00 … lirası ve 1.740,00 … lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına dair, (MALKARA) Sulh Ceza Mahkemesinin 10/09/2008 tarihli ve 2008/172 esas, 2008/322 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından yasa yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18/12/2012 gün ve 307996 sayılı istem yazısıyla, Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.
İstem yazısında; “Sanığın adlî sicil kaydındaki mahkumiyetin suç tarihi itibari ile silinme koşullarının oluştuğunun anlaşılması karşısında; sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işleyip işlemeyeceği hususundaki kanaat ile hükmün açıklanmasının geri bırakılıp bırakılmayacağı hususunun değerlendirilmesi gerekirken, dosya içeriğine uygun düşmeyen, yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

… MİLLETİ ADINA
I- Olay:
Kasten yaralama ve hakaret suçlarından sanık … hakkında açılan kamu davasında, Malkara Sulh Ceza Mahkemesinin 10.09.2008 tarihli kararı ile, 2.000,00 … lirası ve 1.740,00 … lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına, “kasıtlı suçtan mahkumiyetinin bulunması göz önünde bulundurulduğunda bir daha suç işlemeyeceğine kanaat edinilememesi” nedeniyle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına karar verildiği, kararın kesinleşmesi üzerine infaz aşamasında bu suçlar yönünden Kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına ilişkin mahkeme gerekçesinin hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanabilmesi için öncelikle,
– Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünde, hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasından ibaret olması,
– Suçun CMK’nın 231. maddesinin 14. fıkrasında yazılı suçlardan olmaması,
– Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,
– Sanığın hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmesi,
– Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesine ilişkin koşulların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Anılan bu objektif koşullar ile birlikte “Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılmasına” ilişkin takdire dayalı subjektif koşulun da gerçekleşmesi halinde “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesinin uygulanması olanağı bulunmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 16/02/2010 tarih ve 4/253-28 sayılı kararında da belirtildiği üzere, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibariyle karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının 5271 sayılı CYY’nın 223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır. Koşullu bir düşme nedeni oluşturan “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” müessesesi, objektif koşulların (mahkûmiyet, suç niteliği ve ceza miktarı, daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmama, sanığın kabulü, zararın giderilmesi) varlığı halinde mahkemece, diğer kişiselleştirme hükümlerinden önce değerlendirilerek, uygulanması yönünde kanaate ulaşıldığı takdirde, öncelikle uygulanmalıdır. Gerek koşulları oluştuğu halde bu konuda hiçbir değerlendirme yapılmaması, gerekse hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin objektif koşulların gerçekleşmiş olmasına karşın bu koşulların oluşmadığından bahisle bu kurumun uygulanmamasına ilişkin hukuka aykırılıkların, hâkimin takdir hakkına taalluk eden bir husus olmaması nedeniyle bu hususların yasa yararına bozma konusu yapılabileceği yönünde de bir kuşku bulunmamaktadır.
İnceleme konusu somut olayda; sanık … hakkında kasten yaralama ve hakaret suçlarından ayrı ayrı adli para cezası verildiği, sanığın adli sicil kaydının silinme koşullarının oluştuğu, işlenen hakaret suçunun somut zarar suçu olmadığı, yaralama suçu yönünden de ortaya konulan veya talep edilen bir zararın bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ancak oluşan bu objektif koşulların yanında mahkemenin takdirine bağlı olan subjektif koşulun da birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.
Her ne kadar sanığın adli sicil kaydında bulunan ilamın silinme koşulları oluşmuş ise de, mahkemenin CMK’nın 231. maddesinin uygulanmamasına yönelik kararında, “Sanığın daha önce kasıtlı suçtan mahkum olduğu göz önünde bulundurulduğunda yeniden suç işlemeyeceği hususunda mahkememize kanaat gelmemiş olması nedeniyle yasal koşulları oluşmadığından sanık hakkında 5560 Sayılı Yasa ve 5728 Sayılı Yasa ile değişik 5271 Sayılı CMK’nun 231. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yer olmadığına” gerekçesine yer verilmiştir. Mahkemenin takdirine yönelik olan bu gerekçenin yerinde veya yeterli olup olmadığı temyiz incelemesinde değerlendirilebilecekken, takdire müteallik konuların inceleme dışı bırakıldığı olağanüstü kanun yolu olan, Kanun yararına bozma yoluyla denetlenemeyecektir.
Bu nedenle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına yönelik objektif ve subjektif koşulların somut olayda birlikte oluşmadığı, ayrıca mahkemenin takdirine ilişkin subjektif koşulun da kanun yararına bozma konusu yapılamayacağı anlaşılmıştır.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi koşullarını taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 11.04.2013 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.