Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2013/40143 E. 2014/33704 K. 20.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/40143
KARAR NO : 2014/33704
KARAR TARİHİ : 20.11.2014

Esas No : 2013/40143
Karar No : 2014/33704
Tebliğname No : KYB – 2013/364902

Tehdit ve hakaret suçlarından sanık C.. S.. hakkında yapılan yargılama sonucunda, mahkemenin görevsizliğine, dosyanın yetkili ve görevli İstanbul Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine dair, İstanbul 20. Sulh Ceza Mahkemesinin 19/02/2013 tarihli ve 2012/240 esas, 2013/275 sayılı kararını müteakip, İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/07/2013 tarihli ve 2013/331 esas, 2013/561 sayılı kararıyla, karşı görevsizlik verilerek, ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi amacıyla dosyanın İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesi üzerine, bu mahkemece verilen İstanbul 20. Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına ilişkin 18/09/2013 tarihli ve 2013/1196 değişik iş sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 25/11/2013 gün ve 364902 sayılı istem yazısıyla, Dairemize gönderilen dava dosyası incelendi.

İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre, sanığın üzerine atılı eylemin, 5237 sayılı Kanun’un 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturabileceği, bu eylemi yargılama görevinin de 5235 sayılı Kanun’un 11. maddesi gereğince Asliye Ceza Mahkemesine ait olacağı ve delillerin takdiri ile değerlendirilmesinin üst dereceli mahkemeye ait olduğu hususları dikkate alınmaksızın, İstanbul 20. Sulh Ceza Mahkemesinin kararının kaldırılmasına karar verilmiş olmasında isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:

Tehdit ve hakaret suçlarından sanık C.. S.. hakkında yapılan yargılama sonucunda, İstanbul 20. Sulh Ceza Mahkemesinin 19/02/2013 tarihli kararıyla, sanığın eyleminin kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunu oluşturduğu gerekçesiyle, asliye ceza mahkemesine görevsizlik kararı verildiği, İstanbul 44. Asliye Ceza Mahkemesi ise, iddianamede kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan açılmış bir davanın bulunmadığı gerekçesiyle, karşı görevsizlik kararı vererek, ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesi için dosyayı İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdiği, bu mahkemece yapılan inceleme sonucunda, İstanbul 20. Sulh Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar verilmesi üzerine, kesin olan bu karara karşı kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.

II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:

Sulh ve asliye ceza mahkemeleri arasında ortaya çıkan görev uyuşmazlığını, olumsuz görev uyuşmazlığın giderilmesi yoluyla inceleyerek sonuçlandıran mercii kararının, hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de, kesin olan bu tayini merci kararının kanun yararına bozma yoluyla incelenmesinin olanaklı olup olmadığı, öncelikli olarak ele alınacaktır.

III- Hukuksal Değerlendirme:

Kanun yararına bozma, kesinleşen hükümde verildiği zaman yürürlükte bulunan usul ve maddi hukuka ilişkin hukuka aykırılıkların giderilmesi ile sınırlı olduğundan, inceleme karar tarihindeki mevzuat hükümlerine göre yapılmıştır.
Öğretide “olağanüstü temyiz” olarak adlandırılan kanun yararına bozma olağanüstü yasa yolunun koşulları ve sonuçları, “kanun yararına bozma” adı ile 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde düzenlenmiştir.
5271 sayılı Kanun’un 309. maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.

Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.

Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir.(Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2/29-56 sayılı kararı da bu doğrultudadır.)

Kanun yararına bozma konusu yapılan husus, olumsuz görev uyuşmazlığı üzerine ortak görevli merci tarafından verilen tayini merci kararının, hukuka uygun olup olmadığının denetlenmesine yöneliktir.

Anayasamızın 37. maddesinde, “Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz.” 142. maddesinde, ” Mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir.” hükümlerine yer verilmiş,

5271 sayılı CMK’nın göreve ilişkin 3/1 maddesinde, “Mahkemelerin görevleri kanunla belirlenir.” 4. maddesinde, “(1) Davaya bakan mahkeme, görevli olup olmadığına kovuşturma evresinin her aşamasında re’sen karar verebilir. 6 ncı Madde hükmü saklıdır.

(2) Görev konusunda mahkemeler arasında uyuşmazlık çıktığında, görevli mahkemeyi ortak yüksek görevli mahkeme belirler.” hükümleri düzenlenmiştir.
Görev uyuşmazlığı konusunda ortak görevli merci tarafından verilen kararın niteliği ile bu kararın temyiz incelemesi safhasında denetlenip denetlenemeyeceği hususunun ele alındığı, 10.06.1942 tarih ve 1942/26-16 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, “Başka başka mahkemeler veya mahkemeler ile kaza salâhiyetini haiz heyetler arasında selbî veya icabî zuhur eden ihtilâf üzerine tayini merci makamlarınca salahiyetli tayin olunan mahkeme veya heyetin tayini merci kararına karşı ısrar hakkı olmadığı cihetle esas davayı rüyetle neticede taayyün eden suçun mahiyetine ve tetabuk eylediği kanun hükümlerine göre vermeğe mecbur olduğu hükmün temyizen tetkiki sırasında tekrar vazife ciheti bahismevzuu yapılarak vazifesizlikten naşi bozulamıyacağına…” karar verildiği görülmektedir.

Yukarıda yer verilen, 10.06.1942 gün ve 26-16 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da belirtildiği gibi, mahkemeler arasında ortaya çıkan olumsuz görev uyuşmazlığı üzerine tayini merci makamlarınca görevli olduğu belirlenen mahkemenin, merci kararına karşı direnme hakkı bulunmadığı gibi, merci tarafından görevli olduğu belirlenen mahkemece verilen hüküm, temyiz incelemesi sırasında “velev ki görevsiz mahkeme tarafından verilmiş bile olsa” görev cihetinden bozulamayacaktır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.02.2008 gün ve 2008/11-17 esas, 2008/38 sayılı kararı da bu doğrultudadır.)

Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; görev uyuşmazlıklarının çözümüne ilişkin tayini merci kararlarının, genel ve birincil nitelikteki olağan kanun yolu olan temyiz incelemesi sırasında dahi denetlenemeyeceği, diğer bir deyişle bu kararların hukuka uygun olup olmadıklarının görev yönünden bozma konusu yapılamayacağının, halen yürürlükte bulunan 1942/26-16 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla belirlenmesine göre, kapsam itibariyle daha sınırlı konuların incelenebildiği, istisnai nitelikteki olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma yoluyla da denetlenemeyeceği anlaşıldığından, istemin reddine karar verilmiştir.

IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE, 20.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.