Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2013/41032 E. 2014/34484 K. 27.11.2014 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2013/41032
KARAR NO : 2014/34484
KARAR TARİHİ : 27.11.2014

Esas No : 2013/41032
Karar No : 2014/34484
Tebliğname No : KYB – 2013/374049

Görevli memura görevinden dolayı hakaret suçundan sanık S.. A..’un, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 266/1. maddesi uyarınca 2 ay hapis cezası ve 343 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/6. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair, Hanak Asliye Ceza Mahkemesinin 15/10/2008 tarihli ve 2008/86 esas, 2008/133 sayılı kararının kesinleşmesini müteakip, sanığın deneme süresi içerisinde suç işlediğinden bahisle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 266/1. maddesi uyarınca 2 ay hapis cezası ve 343 Türk lirası adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 51. maddesi uyarınca hapis cezasının ertelenmesine dair, Hanak Asliye Ceza Mahkemesinin 27/03/2013 tarihli ve 2013/24 esas, 2013/43 sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03/12/2013 gün ve 374049 sayılı tebliğnamesiyle dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:
İstem yazısında; “Dosya kapsamına göre; 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 9/3. maddesi gereğince lehe olan hükmün, önceki ve sonraki kanunların ilgili bütün hükümlerinin olaya uygulanarak ortaya çıkan sonuçların birbirleriyle karşılaştırılması suretiyle belirlenmesi gerektiği gözetilmeden hapis cezasının 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’na göre belirlenip, 5237 sayılı Kanun’un 51/1. maddesi uyarınca hapis cezasının ertelenmesine karar verilerek birlikte uygulanması suretiyle karma uygulama yapılmasında isabet görülmemiştir.” denilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:

Hakaret suçundan sanık S.. A.. hakkında yapılan yargılama sonucunda, Hanak Asliye Ceza Mahkemesinin 27/03/2013 tarihli kararıyla, eski TCK hükümleri lehe kabul edilerek, 765 sayılı TCK’nın 266/1. maddesi uyarınca hapis ve adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hapis cezasının 5237 sayılı TCK’nın 51. maddesi uyarınca ertelenmesine karar verildiği, yüze karşı verilen kararın temyiz edilmeksizin kesinleşmesi üzerine, o yer Cumhuriyet Başsavcılığınca karma uygulama yapılması nedeniyle kanun yararına bozma yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.

II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:

01.06.2005 tarihinden önce işlenen kamu görevlisine hakaret suçundan kurulan hükümde, lehe yasa mukayesesi yapılırken karma uygulama yapılmasına yönelik hukuka aykırılığa ilişkindir.

III- Hukuksal Değerlendirme:

5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.

Buna göre hâkim veya mahkemece verilen karar veya hükümlerin kanun yararına bozma konusu yapılabilmesi için istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmesi gerekmektedir.

İnceleme konusu somut olayda; Hanak Asliye Ceza Mahkemesinin 27/03/2013 tarihli kararıyla, sanık hakkında 765 sayılı TCK’nın 266/1. maddesi uyarınca 2 ay hapis ve 343 Türk lirası para cezası verilmesine karşın, kararda kanun yolu bildiriminin, hapis cezası yönünden temyizi kabil, para cezası yönünden kesin olarak gösterildiği anlaşılmıştır.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.04.2011 gün ve 6/41-48 sayılı kararında belirtildiği üzere, bir suç nedeniyle verilen karar içerisinde yer alan cezalardan her biri ayrı bir hükmü oluşturmayıp, bu cezaların tamamı tek bir hükmü meydana getirmektedir. Bunun sonucu olarak çeşitli nedenlerle hükmün içerisinde birden fazla “cezanın” bulunduğu hallerde, temyiz sınırının belirlenmesi açısından cezaların her birinin miktarına değil, toplam ceza miktarına bakılması gerekir. Buna karşılık aynı kararın içerisinde birden çok suça ilişkin hüküm bulunması halinde temyiz sınırı, her hüküm için diğerinden bağımsız olarak ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Benzer şekilde, Ceza Genel Kurulu 14.07.2009 tarih ve 2009/7-133 esas, 2009/204 sayılı kararında; “Yasayolunun yanlış gösterilmiş olması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Adil Yargılanma Hakkını” düzenleyen 6. maddesi ile bu hakkın kapsamına yeni bir yorum getiren, Sözleşmeye Ek 7 Nolu Protokolün 2. maddesine, 2709 sayılı T.C. Anayasası’nın 40/2. maddesine ve 5271 sayılı CYY’nın 34/2, 231/2 ile 232/6. maddelerine açıkça aykırılık oluşturduğundan, belirtilen durumun 5271 sayılı Yasanın 40. maddesi uyarınca eski hale getirme nedeni sayılması gerektiğine karar vermiştir.

Bu itibarla, kanun yararına bozma konusu yapılan hükümde, yasayolu bildiriminin sanığa usulüne uygun olarak tebliğ edilmemesi nedeniyle hükmün henüz kesinleşmediği anlaşılmakla, bu aşamada kanun yararına bozma yoluyla incelenmesi olanaklı görülmemiştir.

IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;

1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, hükmün henüz kesinleşmemiş olması nedeniyle yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE,

2-Dosyanın, kanunyolu bildiriminin başvuru mercii, süresi ve yöntemi açısından şerhli davetiye ile sanığa bildirilip, tebligat eksikliğinin ikmali ile süresinde başvuruda bulunulması halinde temyiz incelemesi için Yargıtay’a gönderilmesini, aksi takdirde usulünce kesinleştirme işlemi gerçekleştirilerek, bu aşamadan sonra kanun yararına bozma isteminde bulunulmasını teminen mahkemesine iadesine, 27.11.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.