Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2015/9562 E. 2015/29145 K. 14.05.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2015/9562
KARAR NO : 2015/29145
KARAR TARİHİ : 14.05.2015

Hakaret ve tehdit suçlarından şüpheliler …. ve … haklarında yapılan soruşturma evresi sonunda, .. Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen 19/03/2014 tarihli ve 2014/453 soruşturma sayılı kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karara yönelik müşteki vekili tarafından yapılan itirazın reddine ilişkin, .. Ağır Ceza Mahkemesinin 29/05/2014 tarihli ve 2014/441 değişik iş sayılı kararının, … Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24/03/2015 gün ve 92182 sayılı istem yazısıyla dava dosyası Dairemize gönderilmekle incelendi:

İstem yazısında; “5271 sayılı Kanun’un 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın Cumhuriyet savcısının 5271 sayılı Kanun’un kendisine yüklediği soruşturma görevini yerine getirmediği, ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla itirazın kabulüne karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında, somut olayda 22/07/2013 tarihinde şüpheli …. tarafından gerçekleştirildiği ileri sürülen tehdit eylemi ile ilgili olarak, müşteki vekilince şikayet dilekçesinin ekinde sunulan aynı tarihli “Tutanaktır” başlıklı belgede imzaları bulunan kişilerin tanık sıfatıyla beyanları alındıktan sonra, sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilerek, itirazın bu yönden kabul edilmesi gerekirken, yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.” denilmektedir.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Hakaret ve tehdit suçlarından şüpheliler …., .. ve … haklarında yapılan soruşturma evresi sonunda, şüpheli …. hakkında hakaret suçundan iddianame tanzim edildiği, bu şüpheli hakkında tehdit suçundan diğer şüpheliler hakkında ise hakaret ve tehdit suçlarından, … Cumhuriyet Başsavcılığının 19/03/2014 tarihli kararıyla delil yetersizliği gerekçesiyle ek takipsizlik kararı verildiği, müşteki … vekilinin karara süresinde itirazı üzerine, …Ağır Ceza Mahkemesinin 29/05/2014 tarihli kararıyla itirazın reddine karar verildiği, kesin olan bu karara karşı müşteki vekilinin eksik soruşturma yapıldığına ilişkin müracaatı üzerine, kanun yararına bozma talebinde bulunulduğu anlaşılmıştır.

II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:

Kovuşturmaya yer olmadığına dair ek karara müşteki vekili tarafından eksik soruşturma yapıldığı gerekçesiyle yapılan itirazın reddine dair merci kararının, hukuka uygun olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.

III- Hukuksal Değerlendirme:

Kanun yararına bozma kurumunda geçerli olan “istekle bağlılık kuralı” gereğince, şüpheli … hakkında tehdit suçundan verilen kararla sınırlı olarak yapılan incelemede;

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesinin 1. fıkrasında, “Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hali öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.” 2. fıkrasında, “Cumhuriyet savcısı, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.” 170. maddesinin 2. fıkrasında, “Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler.” 172. maddesinin 1. fıkrasında, “Cumhuriyet savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir.” hükümleri düzenlenmiştir.

Aynı Kanun’un 6545 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten önceki “Cumhuriyet savcısının kararına itiraz” başlıklı 173. maddesinde ise;

“(3) Mahkeme, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, o yer sulh ceza hâkimini görevlendirebilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet savcısına gönderir. Cumhuriyet savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.

(4) Mahkeme istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.” hükümleri yer almaktadır.

Soruşturma evresinin asıl yetkilisi olan Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez ceza yargılamasının temel amacı olan maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için soruşturmaya başlayacaktır.

Bir fiilin işlendiği haberinin alınması üzerine, suçu takibe yetkili makamlar tarafından derhal hazırlık soruşturmasına başlanmasını ifade eden ilkeye “araştırma mecburiyeti ilkesi”; hazırlık soruşturmasının neticesinde fiilin takibini gerektirecek hususlarda fiilin ve failin belli olması, yeterli emareler teşkil edecek vakıaların bulunması, başka bir ifade ile, şüphelerin ciddî olduğunun tespit edilmesi ve dava şartlarının gerçekleşmiş olması durumunda, yetkili makam tarafından kamu davasının açılmasını ifade eden ilkeye ise “kamu davasını açma mecburiyeti ilkesi” denilmektedir.

Diğer taraftan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 13. maddesi uyarınca da, temel hak ve özgürlükleri ihlal edilen kimselere etkili bir başvuru yapma hakkı tanınması zorunlu olup, anılan hükmün uygulanmasına ilişkin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarında, (Örn: Vilko E. – Finlandiya kararı 2007; Sürmeli – Almanya kararı 2006) etkili başvuru yolunun hem teoride, hem pratikte erişilebilir, yeterli ve etkili olması gerektiği belirtilmektedir.
İncelenen dosyada, müşteki .. vekilinin Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş olduğu 10.01.2014 tarihli şikayet dilekçesinde, 22.07.2013 tarihinde meydana gelen tehdit iddiasına ilişkin konuşmaya, .. ve ..’nun tanık olduklarını bildirip, bu kişiler tarafından imzalanan 22.07.2013 tarihli tutanağı ibraz etmesine karşın, bu tanıklar dinlenilmeden ve tutanakta yer alan “.., her zaman beni karşında bulacaksın ve seninle hesaplaşacağım” şeklindeki sözlerin hangi amaçla söylendiği araştırılıp, tehdit suçunu oluşturup oluşturmadığı da değerlendirilmeden, delil yetersizliği gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği görülmektedir.

Bu itibarla, itiraz merciince, soruşturmanın eksik yapılmış olduğu gözetilerek, takipsizlik kararına yapılan itirazın kabulüyle, soruşturmanın tamamlanması için dosyanın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi gerekirken, itirazın reddine karar verilmesi hukuka aykırıdır.

IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın kanun yararına bozma isteği doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden,

1-… Ağır Ceza Mahkemesinin 29/05/2014 tarihli ve 2014/441 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca, şüpheli … hakkında tehdit suçu yönünden BOZULMASINA,

2-Aynı Kanun maddesinin 4-a fıkrası gereğince, sonraki işlemlerin mahallinde tamamlanmasına, 14.05.2015 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.