YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2017/19101
KARAR NO : 2017/25793
KARAR TARİHİ : 24.11.2017
Görevi yaptırmamak için direnme, tehdit ve kasten yaralama suçlarından sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 32/1 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/3-a maddeleri uyarınca ceza tertibine yer olmadığına, 5237 sayılı Kanun’un 32/1-son cümlesi uyarınca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri uygulanmasına, aynı Kanun’un 57/1. maddesi gereğince sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına dair İzmir 25. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/02/2016 tarihli ve 2014/985 esas, 2016/17 sayılı kararı, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 14/02/2017 gün ve 94660652-105-35-11681-2016-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 24/02/2017 gün ve 2017/10963 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:
Kanun yararına bozma isteyen tebliğnamede;
Dosya kapsamına göre; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 32/1. maddesi kapsamında akıl hastalığı bulunan sanığa zorunlu müdafii tayininin gerektiği gözetilmeden, savunma hakkının kısıtlanması suretiyle yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.
TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Görevi yaptırmamak için direnme, tehdit ve kasten yaralama suçlarından sanık … hakkında yapılan yargılama sonunda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 32/1 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/3-a maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına, 5237 sayılı Kanun’un 32/1-son cümlesi uyarınca akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri uygulanmasına, aynı Kanun’un 57/1. maddesi gereğince sanığın yüksek güvenlikli sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınmasına dair İzmir 25. Asliye Ceza Mahkemesinin 04/02/2016 tarihli ve 2014/985 esas, 2016/17 sayılı kararının, dosya kapsamına göre; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150. maddesinin 2. fıkrasındaki “Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.” şeklindeki düzenleme karşısında, 5237 sayılı Kanun’un 32/1. maddesi kapsamında akıl hastalığı bulunan sanığa zorunlu müdafii tayininin gerektiği gözetilmeden, savunma hakkının kısıtlanması suretiyle yargılamaya devamla yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.
II-Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
5237 sayılı Kanun’un 32/1. maddesi kapsamında akıl hastalığı bulunan sanıkla ilgili yapılan yargılamada, CMK’nın 150/2. maddesindeki amir hükme aykırı olarak, müdafii görevlendirilmemesine yönelik hukuka aykırılığa ilişkindir.
III-Hukuksal Değerlendirme:
5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Buna göre hâkim veya mahkemece verilen karar veya hükümlerin kanun yararına bozma konusu yapılabilmesi için istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmesi gerekmektedir.
5271 sayılı CMK’nın “müdafiin görevlendirilmesi” başlıklı 150. maddesinde; “(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.
(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir….” hükümleri yer almaktadır.
Öğretide ağırlıklı olarak kabul edildiği üzere, denetim muhakemesi yoluna gidebilmek için, şüpheli ve sanığın yargılanma yeteneğine sahip olması yeterli olup, yaşı veya medeni hakları kullanma yeteneğine sahip olup olmamasının önemi bulunmamaktadır. Diğer bir deyişle sanığın kanun yoluna başvurmanın anlamını ve başvurduğu kanun yolunun amacını ve işlevini kavrayabilmesi ve kendisini yeterli ölçüde savunabilme yeteneğine haiz olması gerekir. Bu yeteneğe sahip olmayan kişiler yönünden kanun yoluna müdafii veya yasal temsilcisi başvurabilecektir.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 150/2. maddesinde düzenlenen zorunlu müdafilik sistemi, kendisini hiç veya yeterli düzeyde savunamayan şüpheli veya sanıklar için öngörülen ve onların haklarının her düzeyde savunulabilmesi için ihdas edilen, isteme bağlı olmayan bir düzenlemedir. Dolayısıyla yargılama safhasında zorunlu müdafi atanmasının unutulduğunu fark eden mahkeme, karar verildikten sonra bu hususu fark ettiğinde, CMK’nın 150/2. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafi atanması için gerekli yazışmaları yapabilecek ve kanun yoluna başvuru yapılıp yapılmayacağının değerlendirilmesi için, gerekçeli kararı atanan zorunlu müdafiye tebliğ edecektir. Ceza Muhakemesi Hukukunda karardan sonra zorunlu müdafi atanamayacağına dair bir düzenleme yer almadığı gibi, bu kurumun ihdas nedeni, savunma hakkının önemi, adil yargılanma ilkesi ve usul ekonomisi ilkeleri bir bütün halinde değerlendirildiğinde de bu sonuca ulaşmak hakkaniyete uygun olacaktır.
Karardan sonra atanan zorunlu müdafi hükmü temyiz ettiğinde olağan kanun yolu olan temyiz süreci işleyecek ve hüküm her yönüyle denetlenebilecektir. Zorunlu müdafii atanması yoluna gidilmemiş veya atanan müdafii kararı temyiz etmemiş ise, kesinleşen bu karara karşı ikincil ve olağanüstü nitelikte olan kanun yararına bozma yoluna başvurulması da mümkündür.
CMK’nın 262. maddesi ” (1) Şüpheli veya sanığın yasal temsilcisi ve eşi, şüpheli veya sanığa açık olan kanun yollarına süresi içinde kendiliklerinden başvurabilirler. Şüphelinin veya sanığın başvurusuna ilişkin hükümler, bunlar tarafından yapılacak başvuru ve onu izleyen işlemler için de geçerlidir. ” biçimindedir. Bu düzenlemeye göre sanığın kanuni temsilcisi de sanığa açık olan kanun yollarına süresi içinde kendiliğinden başvurabilecektir.
7201 sayılı Tebligat Kanununun vekile ve kanuni mümesile tebligat başlıklı 11. maddesi “Vekil vasıtasıyla takip edilen işlerde tebligat vekile yapılır. Vekil birden çok ise bunlardan birine tebligat yapılması yeterlidir. Eğer tebligat birden fazla vekile yapılmış ise, bunlardan ilkine yapılan tebliğ tarihi asıl tebliğ tarihi sayılır. Ancak, Ceza Muhakemeleri Usulu Kanununun, kararların sanıklara tebliğ edilmelerine ilişkin hükümleri saklıdır. (Ek fıkra: 11/01/2011-6099 S.K./4.mad.) Avukat tarafından takip edilen işlerde, avukatın bürosunda yapılacak tebligatlar, resmî çalışma gün ve saatleri içinde yapılır. Kanuni mümessilleri bulunanlara veya bulunması gerekenlere yapılacak tebligat kanunlara göre bizzat kendilerine yapılması icabetmedikçe bu mümessillere yapılır.” şeklindedir.
İncelemeye konu dosyada;
Yargılama sırasında yöntemince alınan raporda, sanığa paranoid şizofren teşhisinin konulduğu, sanığın savunmasının alınmadığı, CMK’nın 150/2. maddesi uyarınca sanığa zorunlu müdafii de atanmadığı, yokluğunda verilen kararın sanığın MERNİS adresine 7201 sayılı Tebligat Kanununun 21/2. maddesine göre 30.03.2016 tarihinde tebliğ edildiği, hükümlerin 29.04.2016 tarihinde kesinleştirildiği anlaşılmıştır.
Sanığın nüfus kaydının incelenmesinde, Kırıkkale 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2012/815 E-2012/970 K. sayılı ve 07.09.2012 kesinleşme tarihli kararıyla sanığın kısıtlanarak …adlı kişinin vasi olarak tayin edildiği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde;
Kırıkkale 1. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2012/815 E-2012/970 K. sayılı ve 07.09.2012 kesinleşme tarihli kararıyla kısıtlanması ve vasi atanması karşısında, gerekçeli kararın sanığın vasisine ve yukarıda açıklandığı biçimde görevlendirilecek olan zorunlu müdafiiye tebliğ edilmesi gerektiği gözetilmeden, sanığın MERNİS adresine 7201 sayılı Tebligat Kanununun 21/2. maddesi uyarınca yapılan tebligatın hukuken geçerli olduğundan ve hükümlerin yöntemince kesinleştirildiğinden bahsedilemeyeceğinden, bu hükümlerin kanun yararına bozma yoluyla incelenmesi de mümkün olmayacaktır.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının düzenlediği tebliğnamedeki düşünce, hükmün henüz kesinleşmemiş olması nedeniyle yerinde görülmediğinden, CMK’nın 309. maddesi koşullarını taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE,
2-Gerekçeli kararın, yukarıda açıklandığı biçimde görevlendirilecek zorunlu müdafii ve sanığın vasisine usulüne uygun olarak tebliğ edilmesi, temyiz edilmesi halinde, incelenmek üzere yöntemine uygun biçimde Yargıtay ilgili ceza Dairesine gönderilmesi, temyiz edilmeden kesinleşmesi halinde ise; yeniden kanun yararına bozma isteminde bulunulmak üzere Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’ne gönderilmesi için, mahkemesine iadesine, 24/11/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.