Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2019/2668 E. 2019/9624 K. 22.05.2019 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2019/2668
KARAR NO : 2019/9624
KARAR TARİHİ : 22.05.2019

Tehdit ve hakaret suçlarından suça sürüklenen çocuk …’nın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/1, 55/3, 59, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 4. maddeleri ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/2, 31/3, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 3 gün hapis ve 40,00 Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin anılan Mahkemenin 10/11/2009 tarihli ve 2009/495 esas, 2009/1178 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair mercii Silifke 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/12/2009 tarihli ve 2009/242 değişik iş sayılı kararı ile kesinleşmesini müteakip, suça sürüklenen çocuğun deneme süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle yapılan ihbar üzerine, hakkındaki hükmün açıklanmasına, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/1, 55/3 ve 59. maddeleri ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/2, 31/3, 62 ve 52/2 maddeleri gereğince 3 gün hapis ve 40,00 Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına dair Silifke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/12/2016 tarihli ve 2016/246 esas, 2016/368 sayılı kararının, Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü’nün 06/03/2019 gün ve 94660652-105-33-2054-2019-Kyb sayılı istemleri ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 22/03/2019 gün ve 2019/29301 sayılı bozma düşüncesini içeren ihbarnamesiyle Daireye gönderilmiş olduğu görülmekle, dosya incelendi:
Kanun yararına bozma isteyen ihbarnamede;
Dosya kapsamına göre, suçlara konu eylem tarihinin 05/10/2004 olduğu ve yargılama konusu tehdit ve hakaret suçlarının 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/4 ve 104/2. maddelerine göre 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımı süresine tâbi olduğu, sanık hakkında verilen 10/11/2009 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 25/12/2009 tarihinde kesinleşmesi ile 3 yıllık denetim süresinin başladığı ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/8. maddesinin son cümlesi gereği dava zamanaşımının durduğu, ancak sanığın denetim süresi içinde 03/08/2010 tarihinde yeni bir kasıtlı suç işlediği ve bu suça ilişkin mahûmiyet hükmünün de kesinleşmiş olması karşısında önceki hükmün açıklanmasının gerekeceği, buna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile duran zamanaşımının denetim süresinde işlenen yeni suç tarihinden itibaren yeniden işlemeye başlayacağı cihetle, sanık hakkındaki dava zamanaşımının durma ve yeniden başlama süreleri dikkate alındığında hükmün açıklanma tarihi olan 23/12/2016 itibari ile tehdit ve hakaret suçları yönünden sanığın lehine olan 765 sayılı Kanun’un 102/4 ve 104/2. madde ve bentleri gereğince olağanüstü dava zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediğinden, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozma talebine dayanılarak ihbar olunduğu anlaşılmıştır.

TÜRK MİLLETİ ADINA
I-Olay:
Tehdit ve hakaret suçlarından suça sürüklenen çocuk …’nın, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/1, 55/3, 59, 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanun’un 4. maddeleri ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/2, 31/3, 62 ve 52/2. maddeleri uyarınca 3 gün hapis ve 40,00 Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/5.
maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin anılan Mahkemenin 10/11/2009 tarihli ve 2009/495 esas, 2009/1178 sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine dair mercii Silifke 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 25/12/2009 tarihli ve 2009/242 değişik iş sayılı kararı ile kesinleşmesini müteakip, suça sürüklenen çocuğun deneme süresi içerisinde kasıtlı bir suç işlemesi nedeniyle yapılan ihbar üzerine, hakkındaki hükmün açıklanmasına, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 191/1, 55/3 ve 59. maddeleri ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 125/2, 31/3, 62 ve 52/2 maddeleri gereğince 3 gün hapis ve 40,00 Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına dair Silifke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/12/2016 tarihli ve 2016/246 esas, 2016/368 sayılı kararının, suçlara konu eylem tarihinin 05/10/2004 olduğu ve yargılama konusu tehdit ve hakaret suçlarının 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/4 ve 104/2. maddelerine göre 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımı süresine tâbi olduğu, suça sürüklenen çocuk hakkında verilen 10/11/2009 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 25/12/2009 tarihinde kesinleşmesi ile 3 yıllık denetim süresinin başladığı ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231/8. maddesinin son cümlesi gereği dava zamanaşımının durduğu, ancak suça sürüklenen çocuğun denetim süresi içinde 03/08/2010 tarihinde yeni bir kasıtlı suç işlediği ve bu suça ilişkin mahûmiyet hükmünün de kesinleşmiş olması karşısında, önceki hükmün açıklanmasının gerekeceği, buna göre hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile duran zamanaşımının denetim süresinde işlenen yeni suç tarihinden itibaren yeniden işlemeye başlayacağı cihetle, suça sürüklenen çocuk hakkındaki dava zamanaşımının durma ve yeniden başlama süreleri dikkate alındığında hükmün açıklanma tarihi olan 23/12/2016 itibari ile tehdit ve hakaret suçları yönünden suça sürüklenen çocuğun lehine olan 765 sayılı Kanun’un 102/4 ve 104/2. madde ve bentleri gereğince olağanüstü dava zamanaşımı süresinin dolmuş olduğu gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle kanun yararına bozmaya konu edildiği anlaşılmıştır.
II- Kanun Yararına Bozma İstemine İlişkin Uyuşmazlığın Kapsamı:
Suça sürüklenen çocuk …’ya yükletilen hakaret ve tehdit suçları yönünden olağanüstü dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin ve buna bağlı olarak sanığın atılı suçlardan mahkumiyetine dair kararda isabet bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.
III- Hukuksal Değerlendirme:
5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtay’ca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak, Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtay’ca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilebilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14/11/1977 günlü ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir.(Ceza Genel Kurulunun 23/03/2010 tarih ve 2/29-56 sayılı kararı da bu doğrultudadır.)
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Kesinleşen bu karar veya hükümlerdeki aykırılıklar başka suretle giderilmesi mümkün olmadığı takdirde, ikincil ve olağanüstü nitelikte olan kanun yararına bozma yasa yoluna konu edilebilecektir.
Suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi halinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.
Dava zamanaşımı kural olarak tamamlanmış suçlarda suçun işlendiği günden, teşebbüs hâlinde kalan suçlarda son hareketin yapıldığı günden, kesintisiz suçlarda kesintinin gerçekleştiği ve zincirleme suçlarda son suçun işlendiği günden, çocuklara karşı üstsoy veya bunlar üzerinde hüküm ve nüfuzu olan kimseler tarafından işlenen suçlarda çocuğun onsekiz yaşını bitirdiği günden itibaren işlemeye başlayacaktır. Suçun işlendiği gün zamanaşımı süresinin birinci günüdür. Zira suçun işlendiği gün dahi kamu davasının açılması mümkündür. Bu nedenle dava zamanaşımının da dava açmak hakkı mevcut olduğu andan itibaren başlaması tabiidir. Kanun koyucu bazı hallerde dava zamanaşımının süresinin başlangıcını özel olarak belirlemek gereğini hissetmiştir. Örneğin, iftira suçunda mağdurun fiili işlemediğinin sabit olduğu, evlenme yasaklarına aykırılık suçlarında ise evlenmenin iptali kararının kesinleştiği tarihten itibaren dava zamanaşımının işlemeye başlayacağı kabul edilmiştir. (TCK m. 267/8 ve 230/4)
Dava zamanaşımı suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurularak kanunda öngörülen soyut cezaya ve şüpheli veya sanığın yaşına göre belirlenen sürenin son gününün hitamı ile gerçekleşecektir. Zamanaşımı süresinin son günü zamanaşımı süresine dâhildir.
Dava zamanaşımı süresinin kesintisiz bir şekilde işleyip tamamlanması mümkün ise de sürenin işlemesi sırasında bir takım engellerle karşılaşılması da söz konusu olabilir. Bu engeller zamanaşımının durması ve kesilmesi halleridir.
Suç tarihinde yürürlükte bulunan ve zamanaşımı açısından sanık lehine olan 765 sayılı TCK’nın 102. maddesi;
“Kanunda başka türlü yazılmış olan ahvalin maadasında hukuku amme davası:
1-Ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis ve müebbed ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerde yirmi sene,
2-Yirmi seneden aşağı olmamak üzere muvakkat ağır hapis cezasını müstelzim cürümlerde on beş sene,
3-Beş seneden ziyade ve yirmi seneden az ağır hapis veya beş seneden ziyade hapis yahud hidematı ammeden müebbeden mahrumiyet cezalarından birini müstelzim cürümlerde on sene,
4-Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis veya hapis yahud sürgün veya hidematı ammeden muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır para cezasını müstelzim cürümlerde beş sene,
5-Bir aydan ziyade hafif hapis veya otuz liradan ziyade hafif para cezasını müstelzim fiillerde iki sene,
6-Bundan evvelki bendlerde beyan olunan mikdardan aşağı cezaları müstelzim kabahatlerde altı ay geçmesile ortadan kalkar.
Bu kanunun ikinci kitabının birinci babında yazılı ağırlaştırılmış müebbet ağır hapis veya müebbed yahud muvakkat ağır hapis cezalarını müstelzim cürümlerin yurd dışında işlenmesi halinde dava müruru zamanı yoktur.” şeklinde,
Anılan Kanun’un 104. maddesi;
“Hukuku amme davasının müruru zamanı, mahkumiyet hükmü yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda maznunun sorguya çekilmesi, maznun hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karar veya C. müddeiumumisi tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesilir.
Bu halde müruru zaman, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeğe başlar.
Eğer müruru zamanı kesen muameleler müteaddid ise müruru zaman bunların en sonuncusundan itibaren tekrar işlemeğe başlar. Ancak bu sebepler müruru zaman müdetini 102 nci maddede ayrı ayrı muayyen olan müddetlerin yarısının ilavesile baliğ olacağı müddetten fazla uzatamaz.” biçiminde düzenlenmiştir.
765 sayılı TCK’da dava zamanaşımını kesen nedenler bakımından, dava zamanaşımı süresi bir yıldan az ve fazla olan suçlar olmak üzere ikili bir ayrıma gidilmiş ve bu suçlar için birbirlerinden farklı kesme nedenleri belirlenmiş, birinci gruba giren suçlarda her türlü usulü muamelenin dava zamanaşımını keseceği kabul edilmiş iken ikinci gruba giren suçlarda kesme nedenleri tek tek ve sınırlı sayıda gösterilmiştir. 5237 sayılı TCK’da ise bu şekilde bir ayrıma gidilmeksizin bütün suçlar bakımından kesme nedenleri ortak olarak düzenlenmiştir. 765 sayılı TCK’nun 104. maddesinde dava zamanaşımının; mahkûmiyet hükmü, yakalama, tevkif, celb veya ihzar müzekkereleri, adli makamlar huzurunda sanığın sorguya çekilmesi, sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair karar veya Cumhuriyet savcısı tarafından mahkemeye yazılan iddianame ile kesileceği öngörülmüş, 5237 sayılı TCK’nun 67/2. maddesinde ise yakalama, celb, ihzar müzekkereleri ve sanık hakkında son tahkikatın açılmasına dair olan karara yer verilmeyerek daha dar kapsamlı biçimde ve kesme nedenlerinin sirayeti konusunda nesnel sistem esas alınarak bir suçla ilgili olarak şüpheli veya sanıklardan birinin savcı huzurunda ifadesinin alınması veya sorguya çekilmesi, şüpheli veya sanıklardan biri hakkında tutuklama kararının verilmesi, iddianame düzenlenmesi, sanıklardan bir kısmı hakkında da olsa, mahkûmiyet kararı verilmesi halinde dava zamanaşımının kesileceği kabul edilmiştir.
Dava zamanaşımının durması ise, kanunda açıkça sayılan bazı hallerde soruşturma veya kamu davasının yürütülememesinden dolayı, bu halin ortaya çıkmasından, kalkması anına kadar geçen sürede zamanaşımının işlememesini ifade etmektedir. Zamanaşımını durduran nedenlerin varlığı halinde, zamanaşımı süresi en son kesen işlemden itibaren, durdurucu nedenin ortaya çıktığı ana kadar işleyecek, bu engelin kalkmasıyla duran zamanaşımı süresi kaldığı yerden işlemeye başlayacaktır. Zamanaşımı süresinin hesaplanmasında ise önceden işleyen süre ile sonradan işleyen süreler birbirine eklenmek suretiyle zamanaşımı süresi belirlenecektir.
Anayasının 38. maddesinde dava zamanaşımının kanunilik ilkesi kapsamında olduğu benimsenmiş olup dava zamanaşımını durduran veya kesen nedenlerin kanunda açıkça gösterilmesi gerekir, bu nedenlerin yorum veya kıyas yoluyla genişletilmesi mümkün değildir.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 07/03/2017 tarihli ve 2015/8-268 esas ve 2017/124 sayılı, 17/01/2017 tarihli ve 2015/15-536 esas ve 2017/14 sayılı, 01/03/2016 tarihli ve 2015/3-599 esas ve 2016/99 sayılı kararlarında ayrıntıları açıklandığı üzere; Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi durumunda dava zamanaşımı, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kesinleştiği tarihte durmaya başlayıp, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması halinde yeni suç işlendiği veya denetimli serbestlik tedbiri yükümlülüklerine aykırı davranıldığı tarihte yeniden işlemeye başlayacaktır. Anayasa’nın 38/4 ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/2. maddelerinde düzenlenmiş bulunan “masumiyet karinesi” gereğince suçluluğu kanunen sabit oluncaya kadar herkesin masum sayılacağı cihetle, hükmün açıklanabilmesi için denetim süresi içinde işlendiği ihbar olunan kasıtlı suçla ilgili mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması gözetilmelidir.
İncelenen dosyada;
Suça sürüklenen çocuk …’nın 05/10/2004 tarihinde işlediği iddia olunan tehdit ve hakaret suçları nedeniyle 765 sayılı TCK’nın 191/1, 482/2 ve 55/3. maddeleri uyarınca yargılanıp cezalandırılması talebiyle kamu davasının açıldığı, yargılama neticesinde Silifke Sulh Ceza Mahkemesinin 01/03/2005 tarihli ve 2004/1114 esas, 2005/162 sayılı kararıyla suça sürüklenen çocuğun, 765 sayılı TCK’nın 191/1, 482/2, 55/3, 647 sayılı Kanunun 4. maddeleri gereğine adli para cezalarıyla cezalandırılmasına karar verildiği, hükümlerin suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edildiği ancak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun yürürlüğe girmesi nedeniyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından dosyanın geri gönderildiği, yeniden yapılan yargılama neticesinde Silifke Sulh Ceza Mahkemesinin 26/01/2006 tarihli ve 2005/619 esas, 2006/13 sayılı kararıyla suça sürüklenen çocuğun, tehdit suçundan 765 sayılı TCK’nın 191/1, 55/3, 59/2 647 sayılı Kanunun 4. maddeleri gereğince adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve adli para cezasının ertelenmesine, hakaret suçundan ise 5237 sayılı TCK’nın 125/1, 31/3, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 40,00 Türk lirası adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, anılan hükümlerin suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyizi üzerine Dairemizin 05/05/2009 tarihli 2007/9401 esas, 2009/8545 sayılı ilamıyla hakaret suçundan kurulan hükme yönelik temyizin, cezanın nitelik ve niceliğine göre hükmün temyiz edilemez olması nedeniyle reddedildiği, tehdit suçundan kurulan hükmün ise bozulmasına karar verildiği, bozma üzerine yapılan yargılama neticesinde Silifke Sulh Ceza Mahkemesinin 10/11/2009 tarihli ve 2009/485 esas, 2009/1178 sayılı kararıyla suça sürüklenen çocuğun, tehdit suçundan 765 sayılı TCK’nın 191/1, 55/3, 59/2. maddeleri uyarınca 3 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hakaret suçundan ise 5237 sayılı TCK’nın 125/1, 31/3, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 40,00 Türk lirası adli para cezasıyla cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına, 5395 sayılı Kanunun 23. maddesi gereğince 3 yıl denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, anılan kararların 25/12/2009 tarihinde kesinleştirildiği, suça sürüklenen çocuğun denetim süresi içerisinde 03/08/2010 tarihinde silahla ve birden fazla kişiyle birlikte tehdit suçundan hapis cezasıyla cezalandırıldığının ihbar edilmesi üzerine yapılan yeniden yargılama neticesinde Silifke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/12/2016 tarihli ve 2016/246 esas, 2016/368 sayılı kararıyla suça sürüklenen çocuğun, 765 sayılı TCK’nın 191/1, 55/3 ve 59. maddeleri ile 5237 sayılı TCK’nın 125/2, 31/3, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 3 gün hapis ve 40,00 Türk Lirası adlî para cezaları ile cezalandırılmasına hükmolunduğu, hükümlerin kesinleştiği anlaşılmıştır.
Dosya kapsamı, kanun yararına bozma istemi ve tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde;
1)Suça sürüklenen çocuğun hakaret suçundan 5237 sayılı TCK’nın 125/2, 31/3, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 40,00 Türk Lirası adlî para cezasıyla cezalandırılmasına dair Silifke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/12/2016 tarihli ve 2016/246 esas, 2016/368 sayılı hükmü yönünden;
Suça sürüklenen çocuk …’nın 5237 sayılı TCK’nın 125/1, 31/3, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 40,00 Türk lirası adli para cezasıyla cezalandırılmasına dair Silifke Sulh Ceza Mahkemesinin 26/01/2006 tarihli ve 2005/619 esas, 2006/13 karar sayılı hükmünün temyizi üzerine, Dairemizin 05/05/2009 tarihli 2007/9401 esas, 2009/8545 sayılı ilamıyla hakaret suçundan kurulan hükme yönelik temyizin, cezanın nitelik ve niceliğine göre hükmün temyiz edilemez olması nedeniyle reddedilmesi ve anılan suç yönünden kurulan hükmün karar tarihi itibariyle kesinleşmesi karşısında; anılan hükmün kesinleştiği gözetilmeden, dosya tekrar ele alınıp suça sürüklenen çocuğun yeniden cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, daha sonra da denetim süresi içerisinde kasıtlı suç işlendiği kabul edilerek suça sürüklenen çocuğun Silifke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/12/2016 tarihli ve 2016/246 esas, 2016/368 sayılı kararıyla 5237 sayılı TCK’nın 125/2, 31/3, 62 ve 52/2. maddeleri gereğince 40,00 Türk Lirası adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ise de, daha önce kesinleşen hüküm bulunması nedeniyle suça sürüklenen çocuğun cezalandırılmasına dair anılan hükmün hukuken bir geçerliliği bulunmamaktadır. Hukuken bir geçerliliği bulunmayan ve şeklen hukuki varlığı bulunan bu kararın, hükmün infazı, suça sürüklenen çocuğun adli sicil kaydının düzenlenmesi veya başka bir suç işlenmesi durumunda sanığın kişisel durumunun değerlendirilmesi gibi konularda bir karışıklığa neden olma ihtimali de bulunmaktadır. Ancak, hukuki değerden yoksun bulunan bu kararın, kesinleşerek hukuk dünyasında sonuç doğurması söz konusu olmayıp, koşulları gerçekleşmediğinden kanun yararına bozma incelemesi sonucu Yargıtayca bozulmasının da mümkün olmadığı ve hükmün hukuki değerden yoksun olduğunun tespitiyle yetinilerek kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.
2)Suça sürüklenen çocuğun tehdit suçundan 765 sayılı TCK’nın 191/1, 55/3 ve 59. maddeleri gereğince 3 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına dair Silifke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/12/2016 tarihli ve 2016/246 esas, 2016/368 sayılı hükmü yönünden;
Tehdit suçuna konu eylem tarihinin 05/10/2004 olması ve tehdit suçunun 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/4 ve 104/2. maddelerine göre 5 yıllık olağan zamanaşımı ile 7 yıl 6 aylık olağanüstü dava zamanaşımı süresine tâbi olması, suça sürüklenen çocuk hakkında verilen 10/11/2009 tarihli hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının 25/12/2009 tarihinde kesinleşmesi, suça sürüklenen çocuğun denetim süresi içinde 03/08/2010 tarihinde yeni bir kasıtlı suç işlemesi ve bu suça ilişkin mahûmiyet hükmünün de kesinleşmiş olması, hükmün açıklanmasının geri bırakılması ile duran zamanaşımının denetim süresinde işlenen yeni suç tarihinden itibaren yeniden işlemeye başlaması karşısında; suça sürüklenen çocuğun eylemine uyan 765 sayılı TCK’nın 191/1. maddesindeki tehdit suçunun gerektirdiği cezanın miktar ve nev’i itibariyle tabi olduğu 01/06/2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nın aynı suça uyan 106/1 66/1-e, 2, 67/4. maddelerinin ayrı ayrı ve bir bütün olarak uygulanması sonucu, anılan Kanun’un 7/2, 5252 sayılı Kanun’un 9/3. maddeleri ışığında, dava zamanaşımı bakımından 765 sayılı Kanun hükümlerinin suça sürüklenen çocuk yararına olması karşısında, 765 sayılı TCK’nın 102/4. maddesine göre hesaplanan 5 yıllık olağan dava zamanaşımı süresinin ve bu süreye eklenecek olan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kesinleşmesiyle denetim süresi içinde işlenen kasıtlı suç tarihi arasındaki durma süresinin, bozma ilamı öncesi son mahkumiyet hükmünün kurulduğu 26/01/2006 tarihinden itibaren karar tarihi olan 23/12/2016’dan önce gerçekleştiği gözetilmeden, suça sürüklenen çocuğun tehdit suçundan cezalandırılmasına dair Silifke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/12/2016 tarihli ve 2016/246 esas, 2016/368 sayılı kararında isabet bulunmamaktadır.
IV- Sonuç ve Karar:
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
A)Suça sürüklenen çocuğun hakaret suçundan 5237 sayılı TCK’nın 125/2, 31/3, 62 ve 52/2 maddeleri gereğince 40,00 Türk Lirası adlî para cezasıyla cezalandırılmasına dair Silifke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/12/2016 tarihli ve 2016/246 esas, 2016/368 sayılı hükmü yönünden;
1)Silifke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/12/2016 tarihli ve 2016/246 esas, 2016/368 sayılı kararının HUKUKİ DEĞERDEN YOKSUN OLDUĞUNA,
2)Bu nedenle CMK’nın 309. maddesi koşullarını taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEĞİNİN REDDİNE,
B)Suça sürüklenen çocuğun tehdit suçundan 765 sayılı TCK’nın 191/1, 55/3 ve 59. maddeleri gereğince 3 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına dair Silifke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/12/2016 tarihli ve 2016/246 esas, 2016/368 sayılı hükmü yönünden;
1)Kanun yararına bozma istemine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ihbarnamede yer alan bozma nedeni yerinde görüldüğünden, sanık hakkında tehdit suçundan kurulan, Silifke 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 23/12/2016 tarihli ve 2016/246 esas, 2016/368 sayılı kesinleşen kararının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA,
2)Karardaki hukuka aykırılık suça sürüklenen çocuğun cezasının kaldırılmasını gerektirmekle, aynı Kanun maddesinin 4-d fıkrası uyarınca,
Suça sürüklenen çocuğun tehdit suçundan mahkumiyetine dair hüküm fıkrasının,
“a)Dava zamanaşımı bakımından 765 sayılı Kanun hükümlerinin suça sürüklenen çocuk yararına olması karşısında, 765 sayılı TCK’nın 102/4. maddesine göre hesaplanan 5 yıllık olağan dava zamanaşımı süresinin ve bu süreye eklenecek olan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararın kesinleşmesiyle denetim süresi içinde işlenen kasıtlı suç tarihi arasındaki durma süresinin, bozma ilamı öncesi son mahkumiyet hükmünün kurulduğu 26/01/2006’dan itibaren hüküm tarihine kadar gerçekleştiği anlaşıldığından, 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca KAMU DAVASININ DÜŞMESİNE,
b)Yargılama giderlerinin kamu üzerinde bırakılmasına,”
şeklinde DÜZELTİLMESİNE,22/05/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.