YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2021/11924
KARAR NO : 2023/21876
KARAR TARİHİ : 03.10.2023
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SAYISI : 2015/622 E. 2016/24 K.
SUÇ : Hakaret
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir oldukları, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:
I. HUKUKÎ SÜREÇ
Yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu Yerel mahkeme kararı ile sanıklar hakkında ; hakaret suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları uyarınca 5.600,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına karar verilmiştir.
II. TEMYİZ SEBEPLERİ
1,Sanık …’nın temyiz isteğinin, hakkında kesinleşmiş bir karar olmadan bir şikâyet üzerine adliyeye götürülürken çekilen fotoğrafların gazeteler ve haber sitelerinde yayınlanarak şantajcı ilan edildiği, ancak bu dosyada hakkında beraat kararı verildiği, bununla ilgili broşür dağıtıldığı, bu broşürde hakaret edilmediği, kendisini şantajcı olarak kabullendirmek isteyen gazetecilere cevap niteliğinde olduğu, şikâyetçi hakkında herhangi bir söylemi ve konuşması olmadığı halde hakkında mahkumiyet kararı verildiği, kendisi hakkında aleyhe karar veren hakimlerin meslekten ihraç edildiğini, bu nedenlerle ve re’sen tespit edilecek sebeplerle hükmün bozulmasına yönelik olduğu belirlenmiştir.
2. Sanık …’nün temyiz isteğinin; şikâyetçi hakkında herhangi bir söylemi ve konuşmasının olmadığı, diğer sanık …’nın hakkında kesinleşmiş bir karar olmadan bir şikâyet üzerine adliyeye götürülürken çekilen fotoğrafları gazeteler ve haber sitelerinde yayınlanarak şantajcı ilan edildiği, ancak bu dosyada hakkında beraat kararı verildiği, bununla ilgili broşür dağıtıldığı, bu broşürde hakaret edilmediği, kendisi hakkında aleyhe karar veren hakimlerin meslekten ihraç edildiğini, bu nedenlerle ve re’sen tespit edilecek sebeplerle hükmün bozulmasına yönelik olduğu belirlenmiştir.
III. OLAY VE OLGULAR
Sanık …’nün diğer sanık … ile birlikte kendisinin imtiyaz sahibi olduğu internet haber sitesinde yayınlamış oldukları 29.04.2015 tarihli programda katılan … S.’ye yönelik yapılan şikâyetlerin kendilerini korkutmadığını, yazmaya devam edeceklerini, ellerinde ses kayıtları olduğunu, bu kayıtları yayınlayacaklarını, …’in geleneksel spor dalları as başkanı iken … Büyükşehir Belediyesine yüklü bir fiyatla pony cinsi atları sattığı, Belediyenin atlara bakmadığı için … Genel Müdürlüğüne hibe ettiğini, bu operasyonu yaptırmak için polislere rüşvet verdiğini, bazı polislerin az para aldıkları için karakolda tartıştığını ve bunu kendisinin duyduğu şeklinde sözlerin geçtiği programı, iştirak halinde aynı suçu işleme irade ve fikir birlikteliği içerisinde karşılıklı diyalog halinde gerçekleştirerek yayınladıkları, sanıkların savunmalarında kendilerine kumpas kurulduğundan bahisle söz konusu programı gerçekleştirdikleri kendileri hakkındaki şantaj soruşturmasının kumpastan ibaret olduğu iddiasında bulundukları, ancak bu dosyada sanık …’nün mahkumiyet kararı aldığı, şantaj soruşturmasının ilk başlangıcı itibariyle katılan tarafından yapılan ihbar üzerine başladığı, tüm soruşturma ve kovuşturma faaliyetinde asıl şikâyetçi olan kişinin katılan … S. olduğu, bu dosyada sanık …’nün bu paraları katılandan menfaat temini amacıyla alan kişi olduğunun kabul edildiği, bu soruşturma sürecinin ulusal ve yerel basına sanıkları ihbar eden kişinin … S. olduğunun yansıdığı, sanıkların kumpas iddiasının hedefinin katılan olduğu, suça konu eylemde katılan …’i kastettikleri hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı gerekçesiyle, sanıkların savunması, katılanın beyanı ve tüm dosya kapsamı karşısında sanıkların hakaret suçunu işledikleri Yerel Mahkemece kabul edilmiştir.
IV. GEREKÇE
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; bozma sebepleri dışındaki temyiz istemleri ile vesair nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 14.10.2008 gün ve 170-220 sayılı kararında da belirtildiği üzere; hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu, toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Somut bir fiil ya da olgu isnat etmek veya sövme şeklindeki seçimlik hareketlerden biri ile gerçekleştirilen eylem, bireyin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte ise hakaret suçu oluşacaktır.
Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşlara yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövmek fiilini oluşturması gerekmektedir. İnsanın serbestçe haber, bilgi ve başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, savunabilmesi ve yayabilmesi olarak kabul edilen, ifade özgürlüğü demokratik toplumun temelini oluşturan ana unsurlardan ve toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel şartlardan birini oluşturmaktadır.
Anayasa’nın 26 ncı maddesinde, “Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir.” hükmüne yer verilmiştir. Bunun yanında, bu hak, birçok uluslararası belgeye ve Mahkeme kararına da konu olmuştur.
Türkiye’nin de yargılama yetkisini kabul ettiği AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10 uncu maddesinin ikinci paragrafı saklı tutulmak üzere, ifade özgürlüğünün sadece toplum tarafından kabul gören veya zararsız veya ilgisiz kabul edilen “bilgi” ve “fikirler” için değil, incitici, şoke edici ya da endişelendirici bilgi ve düşünceler için de geçerli olduğunu pek çok kararında yinelemiştir. AİHM’e göre ifade özgürlüğü, yokluğu halinde “demokratik bir toplum”dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin bir gereğidir.
Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.
Nitekim Anayasa’nın 26 ncı maddesinde koruma altına alınan ifade özgürüğü, aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sebeplerle sınırlandırılabilir. Dolayısıyla anılan madde ile Anayasa’nın 13 üncü maddesine göre, ifade özgürlüğüne yönelik sınırlamalar ancak kanunla yapılabilir ve demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı gibi hak ve özgürlüklerin özlerine de dokunamaz.
Sözleşme’nin 10 uncu maddesinin ikinci paragrafı, kamu makamlarının bu özgürlüğün kullanılmasına getirebilecekleri sınırlama rejimini düzenlemektedir. Önemine binaen, ifade özgürlüğüne yapılan müdahaleler çok istisnai hallerde kabul görmekte ve Sözleşme’nin 10 uncu maddesinin ikinci paragrafının öngördüğü sınırlama kayıtları dar yorumlanmaktadır. Bu nedenle, bir kamu makamının ifade özgürlüğüne yaptığı “müdahalenin gerekliliği” mutlaka ikna edici bir şekilde açıklanmalıdır. Sözleşme’nin anılan maddesinde, belirtilen “gerekli” olma koşulu, müdahalenin bir ‘toplumsal ihtiyaç baskısına karşılık gelmesi ve özellikle izlediği meşru amaçla orantılı olması anlamına gelir. Bir müdahalenin bu kriterleri yerine getirdiği ve dolayısıyla haklı olduğu, ulusal makamların gösterdiği gerekçelerin “ilgili ve yeterli” olmasıyla anlaşılabilecektir.
Gerek Anayasa gerekse Sözleşme hükümlerine uygun davranılmaması, devletin pozitif ve negatif yükümlülüklerine aykırı hareket etmesi anlamına gelebilecektir. Zira, negatif yükümlülük kapsamında yetkili makamlar, zorunlu olmadıkça ifadenin açıklanmasını ve yayılmasını yasaklamamalı ve yaptırımlara tabi tutmamalı; pozitif yükümlülük kapsamında ise ifade özgürlüğünün gerçek ve etkili korunması için gereken tedbirleri almalı ve denge unsurunu sağlamalıdırlar. Aksi takdirde AİHM, kişinin şeref ve itibarının haksız bir saldırı altında olmasına rağmen ulusal mahkemeler tarafından gereken ölçüde korunmadığı gerekçesiyle AİHS’nin 8 inci maddesi açısından ihlal kararı verebilmektedir. Zira AİHM açısından, başvuranların özel hayata saygı hakkı ve ifade özgürlüğü eşit derecede önemlidir. Denge unsurunun sağlanmasında içtihatlara göre göz önünde bulundurulması gereken temel ilkeler ise, başvuruya konu ifadelerin kamu yararına ilişkin tartışmaya katkısı, ifade sahibinin tanınırlığı ve daha önceki tutumları, ifadenin içeriği, şekli ve etkileridir.
AİHM, birçok içtihadında Sözleşme’nin 10 uncu maddesinin sadece ifade edilen düşünce veya bilginin esasını değil, aynı zamanda bunların aktarılma biçimlerini de güvence altına aldığını belirtmiştir. Bu anlamda, AİHM içtihatlarında, basın, toplumun sözcülerinden biri olarak kabul edilmekte ve herkesin kamuoyunu ilgilendiren bilgileri edinme hakkı bulunduğu düşüncesiyle, kamuoyunu ilgilendiren konulara dair bilgi ve fikirleri vermeyi sağlayan basın özgürlüğüne ayrı bir önem atfedilmektedir. AİHM’e göre, öncelikle ifadelerin bir olgu isnadı mı yoksa değer yargısı mı olduğu belirlenmelidir. Zira olgu isnadı kanıtlanabilir bir husus iken, bir değer yargısının kanıtlanmasının istenmesi dahi ifade özgürlüğüne müdahale sayılabilecektir. Yargılamaya konu olan ifadeler eğer bir değer yargısı içermekte ve somut bir olgu isnadından bahsedilemeyecekse, değer yargılarını destekleyecek ‘yeterli bir altyapının’ mevcut olup olmadığı AİHM tarafından göz önünde bulundurulmaktadır. Zira değer yargılarının dahi belli düzeyde olgusal temel içermesi gerektiği kabul edilmektedir. Öte yandan, hiçbir veriye dayanmayan ve hiçbir altyapısı bulunmayan bir değer yargısı AİHM tarafından da ifade özgürülğü sınırları içerisinde kabul görmemektedir.
Sonuç olarak, gerçek dışı olgulara dayalı iddia olarak nitelenen açıklamalar bakımından AİHM, başvurucuların bu tür ifadelerin ortaya konulmasından ve yayınlanmasından sorumlu olup olmadıklarını ve bu tür bilgilerle diğer kişileri aldatmayı amaçlayıp amaçlamadıklarını dikkate almaktadır.
Somut olaya gelince; suça konu olaydaki sözlerin katılanın şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, haber ve eleştiri niteliğinde olduğu, aksi düşüncenin, suçla korunmak istenen değeri ölçüsüz bir şekilde genişletmek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebileceği dolayısıyla hakaret suçunun unsurları itibari ile oluşmadığı gözetilmeden sanıkların beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,
Nedeniyle hukuka aykırılık görülmüştür.
V. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Yerel Mahkemenin kararına yönelik sanıkların temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
03.10.2023 tarihinde karar verildi.
(Muhalif)
KARŞI OY
Olayda sanıklar hakkında müştekiye hakaret eyleminden kamu davası açıldığı, Yerel Mahkemenin eylemi sabit gördüğü suçun unsurları itibarıyla oluştuğu yönündeki kanaatiyle mahkumiyet kararı verdiği,
Eylem TCK 125/1 md. tarif edildiği madde kapsamda “Bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadının” suç olarak kabul edildiği,
Ayrıca eylemin TCK 125/2 md. kapsamında işlendiği ilgili mahkemece tespit edilmiştir.
Madde gerekçesinde;
Hakaret fiillerinin cezalandırılması ile korunan hukuki değer, kişilerin şeref, haysiyet ve namusu toplum içindeki itibarı, diğer fertler nezdindeki saygınlığıdır. Asıl olan davranışın kişiyi küçük düşürmeye matuf olarak işlenmesidir.
Dosya kapsamda mevcut delil durumuna göre, Yerel Mahkeme kararında da açıklandığı şekliyle suçun unsurları itibarıyla oluştuğu, sanıkların cezalandırılması gerektiği kanaatindeyiz.