Yargıtay Kararı 4. Ceza Dairesi 2022/16949 E. 2023/15990 K. 13.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Ceza Dairesi
ESAS NO : 2022/16949
KARAR NO : 2023/15990
KARAR TARİHİ : 13.03.2023

MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi
SUÇLAR : Kasten yaralama, tehdit, hakaret

Kasten yaralama ve hakaret suçlarından sanık …’ün, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 125 inci maddesinin birinci, 86 ncı maddesinin ikinci, 43 üncü maddesinin ikinci fıkrası ve 62 nci maddesi gereğince 2 ay 15 gün ve 1 yıl 13 ay hapis cezaları ile cezalandırılmasına ve anılan Kanun’un 58 inci maddesinin altıncı fıkrası gereğince cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine dair … Asliye Ceza Mahkemesinin 17.12.2019 tarihli ve 2018/564 Esas, 2019/800 Karar sayılı kararının, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına bozulmasının istenilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 30.11.2022 gün ve 2022/133087 sayılı Tebliğname’si ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:
I. İSTEM
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin;
“Dosya kapsamına göre,
1. Mahkemenin 17.12.2019 tarihli kararının gerekçe kısmında, sanığın mağdur …’a ve şikâyetçi …’a elleriyle vurmak suretiyle yaraladığı, silahtan sayılan bıçağı doğrultmak suretiyle “Sizi öldüreceğim.” şeklinde sözlerle tehditte bulunduğunun kabul edilmesine rağmen, hüküm kısmında 2 ve 3 nolu bölümlerde kasten yaralamadan karar verilmesine karşın 4 nolu bölümde ise tehdit suçundan hüküm kurulması gerekirken tehdit suçuna ilişkin bir karar verilmemesinde,
2. Kabule göre de, sanığın katılan …’a yönelik sinkaflı sözler ile hakaret etmesinin ardından silahtan sayılan meyve bıçağı ile mağdur …’a ve şikâyetçi …’a silahtan sayılan bıçağı doğrultmak suretiyle “Sizi öldüreceğim.” şeklinde sözlerle tehditte bulunması şeklinde gerçekleşen eylemin bir bütün halinde tehdit suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında, ayrıca hakaret suçundan da ceza verilmesinde, isabet görülmemiştir.”
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.
II. GEREKÇE
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesi uyarınca, hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddî hukuka veya yargılama hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini yasal nedenlerini açıklayarak, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması istemini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi halinde karar veya hüküm yasa yararına bozulacak, yerinde görülmezse istem reddedilecektir.
Böylece ülke sathında uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıklar ile uygulamadaki esaslı yanlışlar ve esasa etkili usul yanılgılarının, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.
Kanun yararına bozma yasa yoluna, istinaf ve temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş hüküm ve kararlara karşı gidilmesi nedeniyle kesin hükmün otoritesinin bütünüyle zedelenmemesi amacıyla bu yola başvurabilmek için hukuka aykırılık halinin ciddi boyutlara ulaşması gerekmektedir.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun 14.11.1977 gün ve 3-2 sayılı kararında da açıkça vurgulandığı üzere, bu yasa yolunun olağanüstü bir yasa yolu olması nedeniyle, her türlü hukuka aykırılık iddiası, yasa yararına bozma konusu yapılamayacak, bu kapsamda hâkimlerin takdir hakkı alanına giren ve suç işleyenler için bir hak teşkil etmeyen hususlar ile mahkemenin takdirine bağlı istekler ve uygulamadaki takdir yanılgıları veya takdirin yerinde olup olmadığının denetlenmesine ilişkin başvurular, temyiz yasa yolundan farklı olarak yasa yararına bozma konusu yapılamayacağından, bu yolla denetlenemeyecektir. (Ceza Genel Kurulunun 23.03.2010 tarih ve 2/29-56 sayılı kararı da bu doğrultudadır.)
Ceza Genel Kurulunun 25.10.1993 gün ve 260/281 sayılı kararında ise, olaya ilişkin tüm deliller toplanıp, değerlendirilip suçun oluştuğu kabul edilerek mahkûmiyet hükmü kurulduğuna göre, delil takdiri yapılarak verilen karar aleyhine, takdirde yanılgıya düşüldüğünden ve suçun yasal unsurlarının oluşmadığından bahisle, kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağı belirtilmiştir.
İncelenen dosyada; (1) numaralı istem yönünden; Yerel Mahkemenin gerekçeli kararında eylemin silahla tehdit suçunu oluşturduğu yönündeki anlatımı, hüküm kurulurken cezanın alt sınırdan tayin edildiği belirtilmek suretiyle 5237 sayılı Kanun’un 106 ncı maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “2 yıl” hapis cezasına hükmedilmesi, kasten yaralama suçunda 5237 sayılı Kanun’un 43 üncü maddesinin uygulanamayacağı, sanık hakkında mağdur ve katılana yönelik kasten yaralama eylemlerinden ayrıca hüküm kurulmuş olması birlikte değerlendirildiğinde uygulama maddesinin hüküm fıkrasında sehven “106/2-a” yerine “86/2” olarak gösterilmesinin maddi hata niteliğinde olduğu, bu yazım hatasının mahallinde mahkemesince her aşamada düzeltilebileceği, konunun ciddi hukuka aykırılıkların incelenerek ülke sathında uygulama birliğinin sağlanmasını amaçlayan ve olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılamayacağı anlaşılmıştır.
(2) numaralı istem yönünden; sanığın katılana yönelik “o…pu, k…pe” şeklinde hakaret sözleri söyledikten sonra katılan ve mağdura silahtan sayılan meyve bıçağını doğrultarak “Sizi öldüreceğim.” şeklinde tehdit ettiğinin anlaşılması karşısında, delil takdiri yapılarak her iki suçtan verilen mahkumiyet hükümleri aleyhine, takdirde yanılgıya düşüldüğünden bahisle, kanun yararına bozma yoluna başvurulamayacağından, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.
III. KARAR
Yukarıda açıklanan nedenlerle;
Kanun yararına bozma istemine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen Tebliğname’de yer alan düşünceler yerinde görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesi uyarınca, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN REDDİNE,
Dava dosyasının, Adalet Bakanlığına sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,
13.03.2023 tarihinde karar verildi.