YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2007/2927
KARAR NO : 2007/4356
KARAR TARİHİ : 02.04.2007
MAHKEMESİ :Kartal Asliye 3. Hukuk Mahkemesi
NOSU :2003/1012-2005/197
Taraflar arasındaki manevi tazminat davasından dolayı yerel mahkemece verilen gün ve sayısı yukarıda yazılı kararın; Dairemizin 03/10/2006 gün ve 2005/9336-2006/10206 sayılı ilamıyla bozulmasına karar verilmiştir. Davalılar tarafından kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 5236 sayılı Yasa ile eklenen Ek Madde 4’e göre davanın ya da mahkemece kabul edilmeyen bölümünün (6.580.000.000 liradan) 6.580,00 YTL’den az olması durumunda karar düzeltilmesi yoluna gidilemez. Somut olayda karar düzeltmeye konu olan tutar, bu düzeye ulaşmadığından dilekçenin reddine ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 02/04/2007 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(M)
KARŞI OY AÇIKLAMASI
Hukuk Usulü Yargılama Yasasında, 5219 sayılı Yasa ile yapılan değişiklik, 14.7.2004 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Anılan Yasada görev, temyiz sınırı, karar düzeltme miktarı gibi parasal konularla ilgili olarak önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu bağlamda. HUYY.nın 438. maddesinde yer alan karar düzeltme sınırı, 6 (altı) milyar liraya yükseltilmiştir. Böylece miktar veya değeri altı milyar lirayı aşan uyuşmazlıklarla ilgili olarak verilen kararlar hakkında karar düzeltme yoluna gidilebilecek bu miktarın altında kalanlar için, bu yola başvurulamayacaktır.
Yasadaki bu değişikliğin, hangi davalara, daha doğru bir ifade ile, davanın açıldığı tarihin mi, yerel mahkeme karar tarihinin mi yoksa, Yargıtay Dairesine ait karar tarihinin mi, esas alınacağı konusunda duraksama doğmuştur.
Yasanın yürürlük maddelerinde bu konuda açık bir düzenleme yer almamış bulunmaktadır. Genel kural, usul yasalarının geriye yürümeyeceğidir. Bunun temel nedeni, eski yasa zamanında usule ilişkin olarak yapılan bir işlemin, yeni yasanın yürürlüğe girmesi nedeniyle yenilenmemesindeki sakınca ile, yeni yasanın eskisine göre daha iyiyi düzenleme altına almış olması varsayımıdır. Ancak belirtilen bu ilkelerden de anlaşılacağı üzere, tüm usul işlemlerinde bunu görmek olası değildir. Örneğin uyuşmazlığa konu edilen olayda, hiçbir bilimsel görüşte, geçmişteki eski kuralın değil, yeni düzenlemeye göre işin sonuçlanması gerektiği belirtilmemektedir. Hatta tüm yargılama hukukuna hakim olan önemli bir kural vardır. O da, her davanın açıldığı tarihteki koşullara göre çözümleneceği ilkesidir. Tabii ki yanların yararına olan ilkeler yönünden.
Ayrıca, bu güne kadar yapılan düzenlemelerde, gerek kesinlik sınırı, gerek karar düzeltme ve duruşma sınırı konusunda, davanın açıldığı tarih, diğer bir ifade ile, eski davalara uygulanmayacağı hükme bağlanmakta idi. Bu aslında bilineni tekrar etmekten başka bir anlama gelmiyordu. Ne var ki yasa koyucu, yapılan bu son değişiklikle, böyle bir düzenlemeyi yerleşmiş bir ilke olması itibariyle tekrar düzenleme altına almayı uygun görmemiş olabilir.
Öte yandan, yanlar arasındaki uyuşmazlığın ortaya çıktığı tarihte, hak aramanın bir uzantısı olan yasal yollara sonradan çıkarılan bir yasa maddesi ile sınırlama getirmek, hukuken kabul edilememektedir. Kazanılmış hak ilkesine aykırı görülmektedir. Kaldı ki olayda yasanın getirdiği böyle bir düzenleme de bulunmamaktadır. Dairece varılan sonucun hiçbir yasal ve hukuki gerekçesi, hatta bilimsel dayanağı da yoktur. Varılan bu sonuçla, tarafların uyuşmazlığa düşmesi üzerine açılan dava tarihindeki yasal ve hukuksal hak arama yolları, dayanaksız biçimde elinden alınmaktadır. Nitekim, yazılan kararlarda da uygun bir gerekçe gösterilememektedir.
Ayrıca karar düzeltme istemi, tarafın yerel mahkemece verilen kararın düzeltilmesine ilişkin olan ve temyizin bir bir devamıdır. Karar düzeltmeyi yerel mahkeme kararının dışında ve daire kararının düzeltilmesi olarak algılıyamayız. Bazı olaylarda, ayrık bir durum görülmekte ise de, bu genel kuralı ve ilkeyi değiştiremez.
Bu bakımdan, çoğunluğun karar düzeltme talebinin miktar bakımından istenemeyeceği biçimindeki düşüncesine katılamamaktayım. Bu nedenle dilekçenin reddi biçiminde varılan sonuç doğru değildir. 02/04/2007