YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/11660
KARAR NO : 2011/10437
KARAR TARİHİ : 13.10.2011
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … aleyhine 23/11/2006 ve 30/01/2007 gününde verilen dilekçe ile rücuen tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne dair verilen 05/05/2011 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı ve davalı vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davacının tüm, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davalının diğer temyiz itirazlarına gelince; dava, rücuen tazminat ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece verilen kararın Dairemizce karar düzeltme isteminin kabulüne karar verilerek bozulması üzerine, bozmaya uyularak verilen istemin bir bölümünün kabulüne ilişkin karar, taraflarca temyiz olunmuştur.
Yerel mahkemenin istemin tümünün kabulüne ilişkin verdiği karar, Dairemizin 23.03.2010 gün ve 2010/2169-3264 Esas Karar sayılı ilamı ile “…Davacı, dayanışmalı (müteselsil) sorumlu olarak dava dışı üçüncü kişilere ödediği paranın ardıllık (haleflik) esasınca rücu yoluyla ödetilmesini istediğine ve önceki Ankara 22. Asliye Hukuk Hakimliği’nin 1997/731-2000/305 sayılı ve Ankara 8. Sulh Hukuk Hakimliği’nin 2005/184-2005/1758 sayılı davalarında davalı taraf olarak yer almadığına göre iadenin kapsamı; davacının sorumlu tutulup ödediği para, bu paranın kendisi hakkında açılan davalar sonunda verilen kararların kesinleşmesine kadar işleyecek faizi, önceki davalarda belirlenen avukatlık ücreti ve yargılama giderleri toplamıdır. Kendi kusurlu davranışı ile işin icraya düşmesine yol açan davacı, bu savsaması nedeniyle yapılmış olan icra giderlerini ve kararların kesinleşmesinden sonra gelen sürenin faizini isteyemez. Çünkü sözü edilen giderlerle davalının eylemi arasında uygun nedensellik bağı yoktur. O halde yerel mahkemece yapılacak iş, icra giderleri ile kararların kesinleşmesinden sonra işlemiş olan faize ilişkin istek bölümünün hesaplatılıp reddine karar vermekten ibarettir. Bu ilkelere aykırı düşüncelerle isteğin tümünün kabul edilmiş olması doğru değildir.
Diğer yandan, zararlı sonucun ortaya çıkmasında davalının durumunun Borçlar Yasası’nın 43. maddesi kapsamında tartışılmamış olması da yanlıştır… .” nedenleri ile bozulmuştur.
Yerel mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilerek davalının sorumlu tutulacağı zarar kapsamı belirlenmiş, ancak davacının 3. kişilere ödediği tazminatın davalının yaptığı trafik kazasında kusuru nispetine isabet eden tutar olduğu, davacı bakanlığın kazanın oluşumunda ayrıca bir kusuru bulunmadığı gerekçesi ile BY 43. maddesi uyarınca ayrıca bir indirim yapmadan istemin bir bölümü kabul edilmiştir.
Borçlar Yasası’nın 43. maddesi gereğince yargıç, tazminatın biçimini ve tutarını belirlerken, kusur yanında durumun özelliklerini de göz önünde tutmak zorundadır. Bu özel durumlara; zarar görenin bölüşük kusuru, zarar tutarının önceden saptanamaması, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, hak ve adalet düşüncesi, olayın oluş biçimi, zarar görenin zararın artmaması için aldığı önlemler gibi olguların girdiği kabul edilmektedir.
Dava konusu olayın gelişim biçimi, davacı idarenin davalıyı sürücü olarak kullanmış bulunması bölüşük kusuru olarak kabul edilerek Borçlar Yasası 43. maddesi uyarınca indirim yapılmalıdır.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilmeyerek, yerinde olmayan gerekçeyle, yazılı biçimde karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle BOZULMASINA, davacının tüm, davalının diğer temyiz itirazlarının (1) sayılı bentte gösterilen nedenlerle reddine 13/10/2011 gününde oybirliğiyle karar verildi.