Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2011/14494 E. 2012/5693 K. 04.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/14494
KARAR NO : 2012/5693
KARAR TARİHİ : 04.04.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … İnş. Tur. Bes. San. Tic. Ltd. Şti. vekili Avukat … vdl. tarafından, davalı … ve diğerleri aleyhine 05/12/2008 gününde verilen dilekçe ile BK’nun 18. maddesine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 28/07/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalılar … ve … tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davalılar … ve …’ın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Diğer temyiz itirazlarına gelince:
Dava, muvazaa nedeni ile tasarrufun iptali istemine ilişkindir. Mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalılardan … ve … tarafından temyiz edilmiştir.
Davacı, senede dayalı olarak davalı …’tan olan alacağının karşılıksız bırakılması amacı ile davalı …’a ait dükkan vasfındaki taşınmazın, diğer davalı …’e muvazaalı olarak devredildiğini ileri sürerek tasarrufun iptali ile davalı borçlu … adına, yargılama devam ederken vefat etmesi nedeniyle de, mirasçıları adına tescilini talep etmiştir.
Davalılardan …, davanın yasal dayanaktan yoksun olduğunu, davaya dayanak olarak gösterilen … 1. İcra Müdürlüğünün 2008/12143 sayılı takip dosyasına karşı menfi tespit davası açtıklarını, bu davanın sonucunun beklenmesi gerektiğini ve davanın ön şartı olan aciz vesikası bulunmadığından davanın reddini istemiştir.
Mahkemece, davacı şirket ile davalı … arasındaki ticari alışveriş nedeniyle davalı ve oğlu tarafından davacı şirkete 300.000,00 TL bedelli senet verildiği, senet bedelinin ödenmemesi nedeniyle davacı şirket tarafından icra takibi yapıldığı, takipten önce dava konusu taşınmazın diğer davalı …’e düşük bir bedelle devredildiği, ancak gerçek iradelerinin satım yönünde bulunmadığı, icra takibini sonuçsuz bırakmak için mal kaçırmak kastıyla yapıldığı anlaşıldığından … ilçesi … Mah. 296 ada 1 parsel 2 no’lu bağımsız bölümün davalı … adına olan kaydının iptali ile ½ hissesinin …, ½ hissesinin … adına tapuya tesciline karar verilmiştir.
Dosya kapsamından; davalılar … ve … tarafından davacı şirkete karşı menfi tespit davası açıldığı ve derdest olduğu anlaşılmakta ise de davacı taraf, dava konusu hükmün infazını ancak alacağı kesinleştikten sonra yerine getirebileceğinden menfi tespit davasının sonucunun beklenmesine gerek bulunmamakla birlikte; davacının eldeki davayı açmaktaki amacı, çoğun içinde azın da bulunduğu ilkesi gereğince, alacağını tahsil etmek için taşınmazların satışına ilişkin işlemlerin geçersizliğini sağlamak olduğuna göre mahkemece; İcra ve İflas Yasası’nın 283/1. maddesi uyarınca tapu kayıtlarının iptaline gerek kalmaksızın, davacının dava konusu taşınmazın haciz ve satışını isteyebilmesine karar verilmesi gerekirken davalı … adına oluşan tapu kayıtlarının iptali ile, borçlu davalı adına tesciline karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekirse de belirlenen bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasası’nın 438/son maddesi gereğince kararın düzeltilerek onanması uygun görülmüştür.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenle hüküm fıkrasının 1 nolu bendinin tümden silinerek yerine: “Davanın kabulü ile, davalı … adına tapuda kayıtlı bulunan … ili … ilçesi … Mahallesi 296 ada 1 parsel 2 no’lu bağımsız bölüm üzerinde, tapunun iptaline gerek olmaksızın, davacının davalı …’tan olan alacağını karşılayacak tutarda haciz ve satış isteyebilmesine” biçimindeki sözcük dizisinin yazılmasına; öteki temyiz itirazlarının (1) sayılı bentteki nedenle reddiyle kararın düzeltilmiş bu biçiminin ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 04/04/2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(M)
KARŞI OY YAZISI
Dava, açılmış veya açılacak alacak veya tazminat davasını sonuçsuz (karşılıksız) bırakmak amacı ile kötü niyetli (borçlu) davalı ile 3. kişi arasındaki muvazaalı mal kaçırmaya ilişkin hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali davasıdır.
Söz konusu muvazaalı mal kaçırmaya ilişkin işlemlerin (tasarrufların) iptali davalarında yasa koyucu alacaklıların alacaklarını tahsil edebilmesi için kötü niyetli borçlular ile 3. kişiler arasındaki işlemlerin (tasarrufların)iptali için (kesinleşmiş bir alacağın olması, borçlunun borcunu ödemekten acze düşmesi nedeniyle aciz vesikasının verilmesi, vs.) gibi koşulların bulunması kaydı ile İİK’nun 277 ve devamı maddelerinde düzenleme yapmış olmasına rağmen, Yargıtay 4. Hukuk Dairemizin sayın çoğunluğu alacak veya tazminat isteği ile açılmış bir davanın varlığını yeterli görerek, İİK’nun 277 ve devamı maddelerinde ön görülen koşulların varlığının araştırılmasına gerek görmeyerek açılan davada borçlu (davalı) olduğu iddia edilen kişinin alacak veya tazminatın doğumu tarihine yakın tarihte 3. kişilerle yaptığı hukuki işlemlerin (tasarrufların) B.K’nun muvazaayı düzenleyen 18. maddesi gereğince iptal edilmesi görüş ve düşüncesindedir.
Açılan her davanın yasal dayanağının bulunması ve davanın açıldığı anda davacının dava açmakta hukuki yararının bulunması dava şartlarındandır. Usul ekonomisi de nazara alınarak dava şartlarının bulunup bulunulmadığının mahkemece davanın başında re’sen araştırılıp değerlendirilmesi gerekir.
Bu anlamda dairemizin sayın çoğunlunun görüş ve düşüncesine göre açılan, İİK’nun 277 ve devamı maddelerindeki koşulları taşımamasına rağmen sadece B.K nun muvazaayı düzenleyen 18. maddesine göre kabul edilen, borçlu olduğu iddia edilen kişi ile 3. kişi arasındaki mal kaçırmaya ilişkin hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali davalarında davaların yasal dayanağı, davacının dava açmakta hukuki yararı ve verilen kararın uygulanma (infaz) kabiliyeti yoktur.
Şöyleki,
1-İİK’nun 277 ve devamı maddelerindeki koşulları taşımayan hukuki işlemlerin (tasarrufların)iptali davalarında dairemizin sayın çoğunluğunun yasal dayanak olarak kabul ettiği B.K’nun 18. maddesi, tüm muvazaalı işlemlerde uygulanan genel ve işlemlerin yorumlanması ile ilgili bir madde olup, tek başına bu davaların yasal dayanağını oluşturmaz.
Yargıtay 4. Hukuk dairemizin sayın çoğunluğu dahi, B.K’nun 18. maddesine dayanılarak hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptaline ilişkin kararlarda İİK’nun 283. maddesine uygun hüküm kurulmasını aramaktadır. Bu uygulama dahi, B.K’nun 18.maddesinin açılan hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali davalarının tek başına yeterli ve yasal dayanağı olmadığını göstermektedir. Ayrıca, hukuki işlemlerin (tasarrufların)iptali ile ilgili taleplerde İİK’nun 277-282. maddelerinde düzenlenen ön koşullar açılan davalarda aranmazken İİK’nun 283. maddesine uygun hüküm kurulmasını aramak kanaatimizce çelişkidir.
Yine, dairemizin sayın çoğunluğunun kabul ettiği görüş ve uygulama doğru kabul edildiği takdirde İİK’nun 277 ve devamı maddelerinin uygulanma alanı kalmaz. Zira, herkes alacak ve tazminat talepleri, ile ilgili açtığı davalarda alacak veya tazminatın kesinleşmesini, borçlu (davalının) acze düşmesi nedeniyle aciz vesikası alınması gibi alacağın takibini zorlaştıran koşulları gerçekleştirmeden bu yolla amacına ulaşabilir. Bunun sonucu olarakta İİK’nun 277 ve devamı maddelerinde ki düzenlemenin, yasa koyucu tarafından uygulanmamak üzere düzenlendiğini kabul etmemiz gerekir ki bu durum, yargının görevinin yasaları uygulamak olduğuna ilişkin prensibe uygun düşmez.
2-Diğer yandan (alacak veya tazminatın kesinleşmediği, aciz belgesinin alınmadığı, diğer bir deyişle İİK’nun 277 ve devamı maddelerindeki koşulların oluşmadığı haller nazara alındığında davacının dava açmakta hukuki yararı da bulunmamaktadır. Halbuki hukuki yarar davanın açıldığı anda var olmalıdır. İleri de hukuki yararın var olabilme ihtimali dava açmak için yeterli değildir.
Zira, hukuki işlemin iptali davasının asıl dayanağı olacak olan “alacak veya tazminat” davasının davacı lehine sonuçlanıp sonuçlanmayacağı sonuçlansa dahi borçlu (davalı) nun hukuki işleminin (tasarrufunun) konusu olan mal veya hak haricinde başka mal ve hakkının olup olmadığı, bunların davacı (alacaklı) nın alacağını karşılayıp karşılamayacağı belli değildir. Bu belirsizlik hukuki işlemin (tasarrufun) iptali davasının açılması anında davacı lehine davada hukuki yararın henüz mevcut olmadığını gösterir.
3-Mahkeme kararlarının yerine getirilmesi (infazı) bilindiği gibi ancak icra takibi yolu ile olur. İİK’nun 277 ve devamı maddelerindeki koşullar aranmadan tasarrufların iptaline ilişkin verilecek kararlar ortada bir icra takibi olmadan nasıl,ne şekilde ve kimin tarafından uygulanacaktır? İcra hukuku yönünden bu sorulara cevap vermek mümkün değildir. Anılan kararların uygulanabilmesi için öncelikle bir alacağın olması, bu alacakla ilgili icra takibinin yapılması, takibin kesinleşmesi, borçlunun borcunu karşılayacak parası veya haciz konlacak malının olmaması diğer bir deyişle aciz vesikasının alınmış olması gerekir. Aksi halde, aciz vesikası alınana kadar verilen kararın uygulanması (infazı) icra hukuku ve icra müdürü yönünden mümkün değildir.Kısaca, alt yapısı olmayan böyle bir tasarrufun iptaline ilişkin kararın uygulanması, yerine getirilmesi mümkün değildir. Uygulanması mümkün olmayacak bir davanın açılmasının ve verilecek kararın bir anlamı ve faydası da yoktur.
İİK’nun 277 ve devamı maddelerindeki koşulların gerçekleşmesine kadar, kötü niyetli borçlu ile 3. kişi ve diğer 3. kişiler arasında iptale konu mal veya hakkın el değiştirmesi ve son hak sahibinin iyi niyetli kabul edilmesi halinde alacaklının alacağını elde edememe gibi bir tehlike ile karşı karşıya kalabileceği iddiası ve bu yönde açılan davalarda davacının hukuki yararı vardır şeklindeki gerekçede kanaatimizce doğru değildir. Zira, bu iddia ve gerekçeler yasal dayanağı olmayan davayı kabul edilebilir hale getirmediği gibi, açılacak alacak ve tazminat davaları ile birlikte İİK’nun 264/1 maddesine göre istenecek ve mahkemece kabul edilecek ihtiyati haciz kararı ile yukarda ileri sürülen muhtemel tehlikede ortadan kaldırılabilir.
Her şeye rağmen İİK’nun 277 ve devamı maddelerindeki koşullar aranmadan açılan hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptali ile ilgili davaların kabul edilmesinin bir sakıncası da; Alacak veya tazminat alacaklısı olduğu iddiasında olan davacının açmış olduğu asıl alacak veya tazminat davasını kaybetmesi, borçlu olduğu iddia edilen davalının aciz içinde olmaması, iptale konu mal ve hak haricinde alacağı karşılayacak alacak miktarından çok daha fazla mal veya hakkının bulunması halinde, iptale konu mal veya haklarla ilgili borçlu sayılan davalı ile 3. kişinin tasarruf haklarının kısıtlanması sonucu zarara uğrayacak olmalarıdır. Bu zararı kim karşılayacaktır?
Sonuç olarak, İİK’nun 277 ve devamı maddelerindeki koşullar oluşmadan açılacak alacak veya tazminat davalarına dayanılarak borçlu (davalı) olduğu iddia edilen kişilerin alacak veya tazminat hakkının doğum tarihine yakın tarihlerde 3. kişilerle yaptıkları hukuki işlemlerin (tasarrufların) iptaline ilişkin açılan davaların yasal dayanağı yoktur. B.K nun 18. maddesi yeterli ve bu davaların yasal dayanağı değildir. Ayrıca, davacının iptal davasını açtığı anda dava açmakta hukuki yararı oluşmamıştır. Alt yapısı olmadan bu yönde verilecek kararın icra takibi yönünden uygulanması ve yerine getirilmesi de mümkün değildir. Bu şekilde açılmış bir davanın kabulü, borçlu ile 3. kişinin zararına yol açabileceğinden davanın reddine karar verilmesi düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum. 04/04/2012