Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2011/3167 E. 2012/5914 K. 09.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/3167
KARAR NO : 2012/5914
KARAR TARİHİ : 09.04.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … Gaz. A.Ş ve diğeri aleyhine 21/07/2010 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 07/12/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı ve davalılar vekili taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davacı ve davalılar tarafından temyiz olunmuştur.
1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının 28 Temmuz 2009 tarihli “Bu ne biçim ‘kişisel ilişki’ymiş?” başlıklı yazıya yönelik temyizi reddedilmelidir.
2-Davalıların temyiz itirazlarına gelince;
Davacı, davalı şirkete ait … isimli gazetenin 21.07.2009 ve 28.07.2009 tarihli sayısında davalı … tarafından kaleme alınan “Arsızlık mı, yüzsüzlük mü” ve “Bu ne biçim kişisel ilişki’ymiş?” başlıklı yazılarda kendisine yönelik ağır hakaret ve isnatlarda bulunulduğunu, yazıların abartılı ve gerçek olmayan ifadeler içerdiğini belirterek, davalıların “Arsızlık mı, yüzsüzlük mü?” başlıklı yazı için 15.000 TL, “Bu ne biçim kişisel ilişki’ymiş?” başlıklı yazı için 20.00 TL manevi tazminatla sorumlu tutulmalarını istemiştir.
Davalılar, yazıların basın özgürlüğü çerçevesinde, kamuoyunu aydınlatmak için kamuoyu yararı uyarınca yapıldığını, haber verme sınırları içerisinde görünen gerçekliğe uygun bulunduğunu, davacının kişilik haklarını rencide etmeye yönelik olmadığını, “Arsızlık mı, yüzsüzlük mü?” başlıklı yazıda davacının ismine yer verilmediğini belirterek davanın reddedilmesi gerektiğini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece; gazetenin 21 Temmuz 2009 tarihli sayısında davalı … köşesinde yayınlanan “Arsızlık mı, yüzsüzlük mü?” başlıklı yazıda HSYK’da korsan kararnameyi cebinden çıkartarak kurula dikte etmeye çalışan üyenin bulunduğu, bu üyenin de yazı içeriğindeki anlatımlarda “arsız” olarak nitelendirildiği, aynı gazetenin 3. sayfasındaki haberde ise korsan kararnameyi öne süren kişinin davacı olduğunun açıkça belirtilerek davacının fotoğrafı ile birlikte yayımlandığı, bu şekilde sanık sıfatındaki kişileri kayırarak “arsızlık” yaptığı yönündeki ithamın davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu gerekçesiyle istemin bir bölümü kabul edilmiş, 28 Temmuz 2009 tarihli “Bu ne biçim ‘kişisel ilişki’ymiş?” başlıklı yazının sert eleştiri niteliğinde olduğu, davacının Yüksek Kurul üyesi ve bulunduğu konum göz önünde bulundurulduğunda bu sert eleştiriye katlanması gerektiği bu haliyle kişilik haklarına saldırı mahiyetinde görülmeyen yazıya yönelik istemin reddine karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu 21 Temmuz 2009 tarihli davalı … köşesinde yayınlanan “Arsızlık mı, yüzsüzlük mü?” başlıklı yazının; “Anadolu’da terbiyeye dair yaygın bir söz vardır: ‘Az söyleme arsız olur: çok söyleme yüzsüz olur’ derler. … doğrudur! Bazı önemli konular konuşula konuşula değerini ve önemini kaybedebilir. Kanıksanır bir bakıma. En vahim iddialar bile pişkinlikle savuşturulabilir mesela. Hatta daha ötesini de yapabilirler. … Sadece Türkiye’de değil; dünyanın hiçbir yerinde hiçbir konu eskisi gibi örtbas edilemiyor. Geniş halk kitlelerinin duyması engellenemiyor. … Şu HSYK’da yaşanan son krize ne demeli? Sen tut son anda cebinden ‘korsan kararname’ çıkar ve devletin bakanına dikte ettirmeye çalış. Ne istiyordu beyefendiler? ‘Ergenekon savcılarını ve hakimlerini dağıtacaksın’. Sebep? Gerekçe? Yok! O da yetmiyor; …’daki davanın savcı ve hakimlerinin kellesini istiyorlar. Makul bir izah ? Yok! Kamuoyu bunu tartışırken bir HSYK üyesinin; Ergenekon zanlılarıyla bir araya geldiğini gösteren fotoğrafları çıktı ortaya. ‘İzah et bakalım, bu ne iştir?’ diyenlere verilecek cevap sadece ‘Hedef gösteriliyoruz’ cinsinden demagojik laflar mı olmalı? Şimdi kamuoyu merak ediyor savcı ve hakimleri sürgün etmek için kolları sıvayan ekipten başka birileri de benzer irtibatlar içinde mi? Olur mu olur! İrtibatı çıkanların işi savuşturmadaki maharetine bakınca ‘Neden olmasın?’ demekten başka seçenek kalmıyor insana. Peki yargı mensupları ne diyor bu işe? Bazı üyeler astığı astık kestiği kestik bir imaj çizerken içleri sızlamıyor mu yargı mensuplarının? Zaten genç bir savcının mütalaasını orantısız bir güçle boğan ve … savcısının hayatını karartan kişilere karşı bir burukluk hissediyorlardı. Şimdi bu atamalar karşısında mesleklerinin yara aldığını görüp ‘Değer mi kardeşim ‘korsan kararnameler’ ile bizi bu kadar hırpalamaya?’ demiyorlar mı?….” şeklinde kaleme alındığı anlaşılmaktadır.
HSYK toplantıları sırasında kararname krizi yaşandığı, HSYK Başkanı olan Adalet Bakanı’nın basına bizzat verdiği beyanlardan ve basın yayın organlarında çıkan tartışma ve haberlerden anlaşılmaktadır. Şu halde dava konusu haberin yapıldığı dönemde kararname krizinin yaşandığı bir gerçektir.
Dava konusu köşe yazısının içeriği bir bütün olarak değerlendirildiğinde; davacı tarafından HSYK görüşmeleri sırasında sunulduğu iddia edilen kararnamenin ve öncesinde yaşanan bir takım gelişmelerin yazı konusu yapıldığı, kararnamede Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanan taslak dışında, özel yetkili Hakim ve Savcıların görev yerlerinin değiştirilmesi isteminin değişik yorumlar katılarak eleştirildiği, davacının Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki önemli ve kritik görevi nedeniyle eleştiri niteliğindeki bu yazıya katlanması gerektiği, yazıya ilişkin anlatım ve okuyucunun ilgisini çekmeye yönelik “Arsızlık mı, yüzsüzlük mü?”şeklindeki başlıkla yazı içeriği karşılaştırıldığında, eleştirilen konu ile anlatım arasında düşünsel bağlılık unsurlarının korunduğu, davacıya “arsız” şeklinde her hangi bir nitelendirmenin yapılmadığı, bu haliyle yazıda hukuka aykırılık unsurunun bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle davalılar yararına BOZULMASINA, davacının 28 Temmuz 2009 tarihli yazıya yönelik temyiz itirazının ilk benddeki nedenle reddine, bozma nedenine göre davacının 21 Temmuz 2009 tarihli yazıya yönelik diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harçların istekleri halinde geri verilmesine 09/04/2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(M)
KARŞI OY YAZISI
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.09/04/2012