Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2011/781 E. 2012/5913 K. 09.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/781
KARAR NO : 2012/5913
KARAR TARİHİ : 09.04.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalı … Gaz. Koza İpek Gaz. ve Yay. A.Ş adına … aleyhine 29/06/2010 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 02/11/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı ve davalılar vekilleri taraflarından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Yerel mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davacı ve davalılar tarafından temyiz olunmuştur.
Davacı, davalı şirket tarafından çıkarılan … isimli gazetenin 28.7.2009 günlü sayısında davalı … tarafından yazılan “Konuş Bakalım … … Meraktayız, ne diyeceksin ? ” başlıklı yazının hakkında ağır isnat ve suçlamalar içerdiğini, görevini kötüye kullanan, yasa dışı işler yapan PKK, … ve faili meçhul cinayetlerin sanıklarını koruyan, soruşturma yapan ve yargılayan savcı ve hakimlerin görevden alınması için çalışan korsan kararname hazırlayarak çalışmaları engelleyen, kirli ilişkiler içerisinde bulunan ve kriz çıkaran şüpheli bir kişi olarak gösterildiğini belirterek yayının hukuka aykırı olduğunun tespiti ile davalıların manevi tazminat ile sorumlu tutulmasını istemiştir.
Davalılar, köşe yazısının basın özgürlüğü sınırları içerisinde hazırlandığını, … ‘ın 10 yıl önceki yazısından değil, gündemi oluşturan 23.07.2009 tarihli yeni yazısından yola çıkılarak yazıldığını, dava konusu yazının güncel olduğunu, yayınlanmasında kamu yararı bulunduğunu ve ifade ile konu arasındaki düşünsel bağa özen gösterilerek kamuoyunun bilgisine sunulduğunu, basın özgürlüğü ve hukuka uygunluk sınırları içinde olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.
Yerel mahkemece; davaya konu yayının genelinde davacının kişilik haklarına saldırı bulunduğu, … ile ilgili yorumların güncelliğinin olmadığı, özellikle ” Hakimlik mesleğine aykırı durum…tutuklu …’ün Komutanının bağevinde ağırlanma….haydaaaa…bu nasıl iş bu adam hakkında çıkan iddianın hiç birine çıkıp cevap vermiyor….Ergenekon sanıkları ile birlikte olduğu fotoğrafa ne diyecek…. …’ı … suikastı sanığı ile Bakanın iznine rağmen görüştürmemeye ne diyecek….Ergenekon Hakim ve Savcılarının yerlerini değiştirmeye çalışmaya çabalayarak HSYK’yı kilitlemesi…pisliğe bulaştığında …azizler gibi günahtan berî tutulmuş olma…madalyayı boynuna kim taktı ? yoksa derin Devlet sanıldığından daha mı derin ? ” seklindeki sözcük, deyim ve tamlamalarının davacının kamu oyunda bilinen kişilik haklarını ihlal edici mahiyette olduğu gerekçesiyle istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davaya konu yazıda özü itibariyle, davacının Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürü olduğu dönemde yaşanan ve davacının kamuoyuna yansıyan son dönemdeki eylemleri, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilen mektup ve … ‘ın 23.07.2009 tarihli yazısıyla tekrar gündeme gelen … cinayetiyle ilgili yorumlarda bulunulduğu, içeriği itibariyle yayınlandığı tarihte güncelliği olan ve kamuoyunun ilgisi dahilinde bulunan bir kısım hâkim-savcı atamaları ile ilgili yaşanan sürecin eleştirildiği, bu eleştiri yapılırken davacının basına yansıyan ve kamuoyunda Ergenekon davası olarak bilinen davada yargılanan kimi sanıklarla çekilmiş fotoğraflarına da değinildiği anlaşılmaktadır. Şu durumda, yazı güncel bir konuya ilişkin olup görünür gerçeğe uygundur. Konunun kamuoyuna yansıyış biçimi göz önünde tutulduğunda, düşünsel bağlılığın korunduğu da kabul edilmelidir. Açıklanan nedenler karşısında, çatışan yararlar dengesinin davacı aleyhine bozulmadığı ve davalı yönünden de hukuka uygunluk nedeninin gerçekleştiği benimsenmelidir.
Yerel mahkemece açıklanan yönler gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, davalılarnın manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda gösterilen nedenle davalılar yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve temyiz eden davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 09/04/2012 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
(M)
KARŞI OY YAZISI
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün onanması görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun bozma kararına katılmıyorum.09/04/2012