Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2011/966 E. 2012/5686 K. 04.04.2012 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2011/966
KARAR NO : 2012/5686
KARAR TARİHİ : 04.04.2012

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … …ından, davalı … aleyhine 07/07/2010 gününde verilen dilekçe ile basın ve yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 24/11/2010 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili …ından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi …ından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yayın yoluyla kişilik haklarının ihlaline dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.Yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; hüküm, davalı …ından temyiz edilmiştir.
Davacı, davalının … gazetesindeki 25/11/2009 ve 02/12/2009 tarihli yazıları ile … TV’de yayınlanan “Haber Özel” ve … TÜRK’de yayınlanan “Gündemin Rengi” programlarında davacı hakkında hakaret ve iftira içeren sözler söyleyip kişilik haklarına doğrudan ve ağır şekilde saldırıda bulunulduğunu belirterek ayrı ayrı manevi tazminat isteminde bulunmuştur.
Davalı, davacının siyasi bir partinin en üst organlarında yer alan bir Milletvekili olduğunu, Cumhurbaşkanının anneannesine yönelik “Ermeni kökenli” olduğuna yönelik ırkçı ifadeleriyle, eleştirilmesine kendisinin neden olduğunu, yazı ve konuşmalarında eleştiri hakkını kullandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalı yaptığı eleştirilerin basın özgürlüğü kapsamında kaldığını savunmuş ise de; kullandığı sözlerin kişilik haklarına zarar verici nitelikte olduğu kabul edilerek, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Borçlar Yasası’nın 49. maddesi gereğince kişisel çıkarları zarara uğrayan kişi manevi tazminat isteyebilir. Medeni Yasa’nın 24. maddesine göre ise, kişisel çıkarları haksız saldırıya uğrayan kişi ancak yasanın öngördüğü durumlarda manevi tazminat isteyebilir. Kişilik haklarının konusu, hukuk düzenince korunan kişisel değerlerin tamamıdır. Kişiliğe yapılmış bir saldırıdan söz edilebilmesi için, kişilik değerlerine ilişkin saldırının haksız olması gerekir. Kural olarak yayınlanmasında kamu yararı bulunan gerçek ve güncel bir haberin özle biçim arasında denge kurularak verilmesi durumunda hukuka aykırılık ortadan kalkar ve basın sorumlu tutulamaz.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi -/-
olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır.
Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Yasası’nın 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
Davacının siyasi bir partinin tanınmış bir milletvekili olarak Cumhurbaşkanının anneannesinin Ermeni kökenli olduğuna yönelik ifadeleriyle komuoyunda tartışma yarattığı, bu sözlerinin yazılı ve görsel basında günlerce tartışıldığı bilinmektedir. Davalı yazdığı yazılar ve televizyonlardaki ifadelerinde bu sözlerle ilgili yorum yapmış, görüşlerini belirtmiştir. Davacının konumu ve görevi gözönüne alındığında sözlerinden dolayı ağır biçimde eleştirilmesi doğaldır. Bu şekilde ağır bir biçimde eleştirilmesine de kendi kusuru ile sebep olmuştur.
Yerel mahkemece açıklanan olgular gözetilerek, istemin tümden reddedilmesi gerekirken, davalının manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 04/04/2012 gününde oybirliğiyle karar verildi.