Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2014/10888 E. 2015/8813 K. 30.06.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/10888
KARAR NO : 2015/8813
KARAR TARİHİ : 30.06.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Asıl ve birleşen dosyalarda davacılar … ve diğerleri vekili Avukat … tarafından, asıl ve birleşen dosyalarda davalı … aleyhine 19/03/2007 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; asıl ve birleşen davaların kısmen kabulüne dair verilen 24/12/2013 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava ve birleşen davalar, haksız şikayet nedeniyle manevi tazminat istemine ilişkindir. Asıl ve birleşen davalarda istem kısmen kabul edilmiş; hüküm, asıl ve birleşen dosyalar davalısı tarafından temyiz edilmiştir.
Davacılar, davalı tarafından … Müdürlüğüne, haklarında asılsız beyanlardan oluşan şikayet dilekçesi verildiğini yapılan soruşturma sonucunda kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, buna rağmen davalının ısrarla yine aynı konuda şikayetlerine devam ettiğini ve yine soruşturma sonucunda kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, şikayet hakkı sınırları aşılarak kişilik haklarının ihlal edildiğini belirterek manevi tazminata karar verilmesini istemişlerdir.
Davalı, davaların reddini savunmuştur.
Mahkemece, davalının yeterli kesin ve inandırıcı delil olmadan davacıyı şikayet etmesinin anayasal şikayet hakkı kapsamını aştığı gerekçesiyle her dava yönünden ayrı ayrı bir miktar manevi tazminata karar verilmiştir.
Şikayet hakkı, diğer bir deyimle hak arama özgürlüğü; Anayasa’nın 36. maddesinde; “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde gerekse yetkili kurum ve kuruluşlara başvurmak suretiyle kendilerine zarar verenlere karşı haklarının korunmasını, yasal işlem yapılmasını ve cezalandırılmalarını isteme hak ve yetkilerine sahiptir.
Anayasa’nın güvence altına aldığı hak arama özgürlüğünün yanında, yine Anayasanın “Temel Haklar ve Hürriyetlerin Niteliği” başlığını taşıyan 12. maddesinde herkesin kişiliğine bağlı dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve özgürlüklere sahip olduğu belirtildikten başka, 17. maddesinde de, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip bulunduğu da düzenleme altına alınmış bulunmaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 24. maddesinde, kişilik haklarına yapılan saldırının unsurları belirtilmiş ve hukuka aykırılığı açıklanmıştır. 25.maddesinde ise, kişilik haklarına karşı yapılan saldırının dava yolu ile korunacağı açıklanmış,olay tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı BK’nun 49. maddesinde ise saldırının yaptırımı düzenlenmiştir.
Hak arama özgürlüğü ile kişilik haklarının karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin bu iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Daha az üstün olan yararın, daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Hak arama özgürlüğü, diğer özgürlüklerde olduğu gibi sınırsız olmayıp kişi salt başkasını zararlandırmak için bu hakkı kullanamaz. Bu hakkın hukuken korunabilmesi ve yerinde kullanıldığının kabul edilebilmesi için şikayet edilenin cezalandırılmasını veya sorumlu tutulmasını gerektirecek yeterli kanıtların mevcut olması da zorunlu değildir. Şikayeti haklı gösterecek bazı emare ve olguların zayıf ve dolaylı da olsa varlığı yeterlidir. Bunlara dayanarak başkalarının da aynı olay karşısında davalı gibi davranabileceği hallerde şikayet hakkının kullanılmasının uygun olduğu kabul edilmelidir. Aksi halde şikayetin hak arama özgürlüğü sınırları aşılarak kullanıldığı, kişilik değerlerine saldırı oluşturduğu sonucuna varılmalıdır.
Somut olayda; davalı davacılarında içinde bulunduğu kişiler hakkında … müdürlüğüne hitaben yazdığı dilekçe ile usulsüz işlemler olduğuna dair şikayette bulunduğu, idari soruşturma sonucunda davacılardan devlet memuru (Kadastro müdürü) … hakkında bir kısım eylemleri yönünden disiplin cezası verilmesinin teklif edildiği, … Müdürlüğünün bu şikayet dilekçesi gereğince Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunduğu ancak delil yetersizliğinden kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, yine davalının bir başka şikayet dilekçesi üzerine de bir kısım eylemler yönünden delil yetersizliğinden, bir kısım eylemler yönünden soruşturma izni verilmemesi nedeniyle kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiği; … Müdürlüğüne yazılan dilekçe ile ilgili davacılardan …’in şikayeti üzerine davalı hakkında iftira suçundan açılan ceza davasının suçun unsurları oluşmadığından beraat kararı ile, davacılardan …’ın aynı dilekçe ile ilgili şikayeti üzerine davalı hakkında hakaret suçundan açılan ceza davasının da söz konusu dilekçenin hak arama özgürlüğü sınırları kapsamında kaldığı, böylelikle suçun unsurları oluşmadığından beraat kararı ile sonuçlanıp Yargıtayca kararların onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır. İdari soruşturma raporu ve ceza mahkemesi dosyaları içeriğinden şikayet için yeterli emare olması nedeniyle davalının yasal şikayet hakkını kullandığı anlaşıldığından, mahkemece manevi tazminat istemlerinin tümden reddine karar verilmesi gerekirken, şikayet hakkını hukuka uygun kullanmadığı gerekçesiyle, davalının bir miktar manevi tazminat ile sorumlu tutulmuş olması usul ve yasaya uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 30/06/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.