YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/13403
KARAR NO : 2015/11034
KARAR TARİHİ : 08.10.2015
MAHKEMESİ : Ankara 26. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 29/05/2014
NUMARASI : 2014/43-2014/238
Davacı S.. S.. vekili Avukat Zeynep tarafından, davalı H.. G.. aleyhine 23/01/2014 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 29/05/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA ve aşağıda yazılı onama harcının temyiz edene yükletilmesine 08/10/2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırı hukuksal nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Mahkemece, davaya konu yazının, davacının siyasi bir kişilik olması ve TBMM genel kuruldaki ifadesinde evladını dersaneden çıkarken törör saldırısında kaybeden milletvekili dava dışı O. E.’a “a…” sözleri üzerine kaleme alındığı ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 10. maddesi ve bunun uygulanmasına yönelik AİHM kararları gözetildiğinde ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı” gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Uyuşmazlık, siyasi kişiliği olan davacı hakkında davalının 11/12/2013 tarihinde “S.” gazetesindeki köşesinde kaleme aldığı “acının keyfini yaşayan kadın, sus sen” başlıklı yazısında, sarfedilen bir kısım ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı oluşturacak nitelikte olup olmadığı hususuna ilişkindir.
Gerek Dairemizin gerekse AİHM’nin istikrar kazanmış uygulamalarında, siyasetle uğraşan kişilerin kendilerine yönelik sert, ağır ve hatta incitici eleştirilere dahi katlanması gerektiği hususu tartışmasızdır.
AİHM (örneğin,Oberschlick/Avusturya davası) sözleşmenin 10. maddesini yorumlarken, düşünceleri açıklama özgürlüğünü sadece hoşnut edecek, kimseyi rahatsız etmeyecek ya da ilgi çekmeyecek bilgileri veya düşünceleri açıklamak demek olmadığını, bu özgürlüğün kızdırıp, gücendirici, sarsıcı ya da rahatsız edici bilgi ve düşünceleri de kapsadığını ve bu ilkelerin özellikle basın açısından önemli olduğu belirtilmekle birlikte, kullanılan söz ve ifadelerin yazının bütünü içindeki yerinin dikkate alınması ve karşılık olarak sarfedilen söz ve ifadeler arasındaki denge hususuna da önem atfedilmesi gerektiği belirtilmiştir. Yani davacının söz, tutum ve davranışları ile öfke ve kızgınlık yaratmış olması ve buna karşılık kullanılan söz ve düşüncelerin de belli bir denge içinde sarfedilmiş olması gerektiği vurgulanmıştır.
Somut olayda; Davacı eylem tarihi itibariyle milletvekili olup ,TBMM nin 10/12/2013 tarihli Genel Kurul oturumunda, yine milletvekili olan dava dışı O. E. ile güncel siyasi konularda karşılıklı tartışmaya girmiş ve bu sırada adı geçen milletvekiline hitaben “Acının keyfini yaşayan kadın, sus sen” şeklinde beyanda bulunmuş, davacının bu şekildeki konuşmalarına karşılık olarak, davalı gazeteci yazar, davacı hakkında dava konusu yazısında “…….” “…Daha sonra istismarı daha genişlettiler ve görüşülmesine geçilen Genel Bütçeye muhalefet şerhi yazıyoruz diyerek ELLERİNDEKİ PAÇAVRALARI K. laflarıyla doldurdular. Yani bir nevi M. yapmaya kalktılar…” “…S. S. ADLI YARATIK daha birkaç ay önce…” “…..” şeklinde söz ve ifadeler kullanmıştır.
Yukarıda izah edilen hususlar bütün olarak değerlendirildiğinde, davacının davalı ve dava dışı milletvekilinde öfke ve kızgınlık yaratacak, tahkir edecek veya küçük düşürebilecek herhangi bir söz ve ifade kullanmadan, milletvekilliği sıfatına binaen TBMM’nde yapmış olduğu siyasi görüş ve açıklamaları üzerine davalı yazı sahibinin iş bu davaya konu yazıyı kaleme aldığı, kullanılan kelime ve cümleler ile yazının bütünü dikkate alındığında, davacının kişilik haklarına saldırı oluşturacak mahiyettedir.
Bu nedenle mahkemenin somut olaya uymayan değerlendirmesi ve özellikle benzer mahiyetteki AİHM kararlarını yanlış yorumlayıp değerlendirmesi sonucu davanın reddine karar verilmiş olması usul ve yasaya uygun görülmemiştir. Bu nedenle kararın onanması yönündeki çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.