YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/14021
KARAR NO : 2015/11035
KARAR TARİHİ : 08.10.2015
MAHKEMESİ : Karaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
TARİHİ : 03/07/2014
NUMARASI : 2013/385-2014/455
Davacı Ş.. D.. vekili Avukat Murat tarafından, davalı R.. S.. aleyhine 02/08/2013 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın reddine dair verilen 03/07/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı kanıtlarla yasaya uygun gerektirici nedenlere, özellikle delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik görülmemesine göre davacının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları reddedilmelidir.
2- Davacının diğer temyiz itirazına gelince;
Dava haksız eyleme dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı tarafından temyiz edilmiştir.
Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’nin 10/3. maddesi uyarınca; manevi tazminat istemlerinin tamamen reddi durumunda avukatlık ücreti, tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümüne göre maktu olarak belirlenir. Mahkemece dava tümden reddedildiği halde davalı yararına nisbi avukatlık ücretine hükmedilmiş olması doğru değildir. Ancak anılan yanılgının giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, 6100 sayılı HMK’nın geçici 3. maddesi uyarınca uygulanmasına devam olunan HMUK’un 438. maddesi uyarınca karar düzeltilerek onanmalıdır.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın, yukarıda (2) sayılı bentte gösterilen nedenlerle hüküm fıkrasının 3 nolu bendinde yer alan ”10.400” sayısının silinerek yerine ”1.500” sayısının yazılmasına, davacının öteki temyiz itirazlarının ilk bentte açıklanan nedenlerle reddi ile kararın düzeltilmiş bu biçimi ile ONANMASINA ve peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 08/10/2015 gününde oyçokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava; davacının dava dışı eşi ile davalının birlikteliğinden kaynaklanan kişilik haklarına saldırı nedeniyle tazminat ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece, dava tümden reddedilmiştir. Davacı tarafından temyiz edilen hüküm, Dairemiz çoğunluğunca dava tümden reddedildiği halde, davalı yararına maktu yerine, nispi avukatlık ücretine hükmedilmesinden dolayı karar düzeltilerek onanmıştır.
Somut olayda; davalının davacının eşi ile duygusal ve cinsel ilişkiye girdiği tarafların ve mahkemenin kabulündedir. Sorun, bu durumun davacının kişilik haklarına saldırı oluşturup oluşturmadığı ve saldırı oluşturuyorsa bundan davalının sorumlu olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.
Hukukumuzda borçların kaynağı; sözleşme, haksız fiil, sebepsiz iktisap ya da bir Kanun hükmü olarak kabul edilmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nda sorumluluk nedenleri arasında düzenlenen haksız fiil, hukuka aykırı bir eylemle başkasına zarar verilmesidir. Eldeki dava, açıklanan sorumluluk kaynaklarından Türk Borçlar Kanunu’nun 58. (Borçlar Kanunu 49. mad.) maddesinde ifadesini bulan haksız eyleme dayalıdır.
Gerek Anayasamızda, gerek Türk Medeni Kanunu’nda aile, toplumun temeli olarak kabul edilmiş ve aileyi koruyan hükümlere yer verilmiştir. Aile sadece mensubu olduğu kişiler için değil, toplum için de önemlidir. Hem yazılı hukuk düzenimizde hem de örf ve adet hukukumuzda özel bir yere sahiptir.
Böylesi öneme sahip aile kurumuna mensup erkekle evli olduğunu bilerek kurulan duygusal ve cinsel ilişkinin, aile kurumuna ve onun mensubu olan kişilere vereceği zarar kaçınılmazdır. Davalının da bunu öngörmemiş olduğu düşünülemez.
Bu nedenledir ki, evli kişilerle ilişki uzun süre suç sayılmış ve aile kurumu bu yolla koruma altına alınmak istenmiştir. Bu tür eylemlerin, daha sonraki yasal düzenlemelerle suç olmaktan çıkarılmış olması, bu eylemin ahlaka aykırılığını ve dolayısıyla haksızlığını ortadan kaldırmayacaktır.
Diğer taraftan, eşler evlilik birliğini kurmakla birbirlerine sadakat borcu altına girdikleri gibi, mensubu oldukları aile birliğine karşıda sorumluluk altına girerler. Davacının eşinin evli olmasına rağmen bir başkası ile cinsel ve duygusal ilişkiye girmesi, evlilik sözleşmesi ile bağlandığı, sadakat borcu altına girdiği eşine karşı haksız eylem niteliğindedir. Davalı kadın da, evli olduğunu bilerek davacının eşiyle gayri resmi ilişkiye girmek suretiyle, gerek yasalarca, gerek örf ve adet hukukunca korunmayan haksız bir davranış içine girmiştir. Bu davranış da açıkça haksız eylem niteliğindedir.
Eş söyleyişle, esasen dava dışı eşin evlilik birliğinin gerektirdiği sadakat yükümü bulunmakla birlikte, onun evli olduğunu bilen ve buna rağmen onunla birlikte ilişkiye giren davalı kadının da dava dışı kocanın sadakatsizlik eylemine katıldığında, her ikisinin de bu haksız eylemlerinden birlikte ve müteselsilen sorumlu olduklarında kuşku bulunmamaktadır. O halde, Türk Borçlar Kanunu’nun 61. (Borçlar Kanunu’nun 50. Md.) maddesinde düzenlenen birden fazla şahsın müşterek kusurlarıyla bir zarara yol açmaları, diğer bir deyimiyle tam teselsül hali mevcut olup, davalı doğan zarardan davacının eşi ile birlikte müteselsilen sorumludur.(HGK. 2010/4-129 E. 173 K.)
Müteselsilen sorumluluğun bulunduğu durumda davacı, alacağını sorumluların tamamından isteyebileceği gibi bunlardan biri veya birkaçından da isteyebilir. (HGK. 12.11.2003 gün ve 2003/9-685 E.-690 K.)
Hal böyle olunca; mahkemece, davalının açıklanan şekilde gerçekleşen eyleminden sorumluluğu kabul edilerek davacı eş yararına uygun bir miktar tazminata karar verilmesi gerekirken davanın tümden reddedilmesi doğru değildir.
Bu itibarla; Dairemiz çoğunluk kararının 1. bendinde açıkladığımız nedenlerle katılmıyoruz. 08/10/2015