Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2014/18020 E. 2015/8598 K. 25.06.2015 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2014/18020
KARAR NO : 2015/8598
KARAR TARİHİ : 25.06.2015

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Avukat … tarafından, davalılar … ve diğeri aleyhine 14/05/2013 gününde verilen dilekçe ile manevi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın kısmen kabulüne dair verilen 15/07/2014 günlü kararın Yargıtay’ca incelenmesi davacı vekili ve davalılar tarafından süresi içinde istenilmekle temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
Dava, basın yoluyla kişilik haklarına saldırıdan dolayı uğranılan manevi zararın ödetilmesi istemine ilişkindir. Mahkemece istemin bir bölümü kabul edilmiş; karar, davacı ve davalılar tarafından temyiz olunmuştur.
… Gazetesinin 16 Haziran 2012 günlü sayısında “Müvekkillerini dolandıran avukat tutuklandı” başlığı ile verilen dava konusu haberde özetle, … Amirliği ekiplerince “resmi belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık” iddiasıyla gözaltına alınan Antalya Barosuna kayıtlı avukat … ile çalışanları … ve …’nün emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildikleri, …’nin çıkarıldığı mahkemece tutuklandığı anlatılmıştır.
Davacı, dava konusu haberde hakkında kesinleşen bir mahkumiyet kararı bulunmamasına karşın suçlu gibi gösterilerek kişilik haklarına, mesleki kariyer ve şöhretine saldırıda bulunulduğunu iddia ederek gerçeğe aykırı mahiyette olan haber nedeni ile manevi tazminat ödetilmesini, haksız saldırının kınanmasını, kararın yayınlanmasını istemiştir.
Davalılar, dava konusu haberi Doğan Haber Ajansından aldıklarını, haberin adli bir olaya ilişkin ve görünürdeki gerçeğe uygun nitelikte olduğunu, yayınlanmasında kamu yararı bulunduğunu, haberde davacının adının başharflerinin yazılı olduğunu, davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.
Mahkemece, dava konusu haberin veriliş şekli itibariyle davacının kişilik haklarına saldırı oluşturduğu kabul edilerek istemin kısmen kabulüne karar verilmiştir.
Basın özgürlüğü, Anayasanın 28. maddesi ile 5187 sayılı Basın Yasasının 1. ve 3. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu düzenlemelerde basının özgürce yayın yapmasının güvence altına alındığı görülmektedir. Basına sağlanan güvencenin amacı; toplumun sağlıklı, mutlu ve güvenlik içinde yaşayabilmesini gerçekleştirmektir. Bu durum da halkın dünyada ve özellikle içinde yaşadığı toplumda meydana gelen ve toplumu ilgilendiren konularda bilgi sahibi olması ile olanaklıdır. Basın, olayları izleme, araştırma, değerlendirme, yayma ve böylece kişileri bilgilendirme, öğretme, aydınlatma ve yönlendirmede yetkili ve aynı zamanda sorumludur. Basının bu nedenle ayrı bir konumu bulunmaktadır. Bunun içindir ki, bu tür davaların çözüme kavuşturulmasında ayrı ölçütlerin koşul olarak aranması, genel durumlardaki hukuka aykırılık teşkil eden eylemlerin değerlendirilmesinden farklı bir yöntemin izlenmesi gerekmektedir. Basın dışı bir olaydaki davranış biçiminin hukuka aykırılık oluşturduğunun kabul edildiği durumlarda, basın yoluyla yapılan bir yayındaki olay hukuka aykırılık oluşturmayabilir.
Ne var ki basın özgürlüğü sınırsız olmayıp, yayınlarında Anayasanın Temel Hak ve Özgürlükler bölümü ile Türk Medeni Kanununun 24 ve 25. maddesinde yer alan ve yine özel yasalarla güvence altına alınmış bulunan kişilik haklarına saldırıda bulunulmaması da yasal ve hukuki bir zorunluluktur.
Basın özgürlüğü ile kişilik değerlerinin karşı karşıya geldiği durumlarda; hukuk düzeninin çatışan iki değeri aynı zamanda koruma altına alması düşünülemez. Bu iki değerden birinin diğerine üstün tutulması gerektiği, bunun sonucunda da, daha az üstün olan yararın daha çok üstün tutulması gereken yarar karşısında o olayda ve o an için korumasız kalmasının uygunluğu kabul edilecektir. Bunun için temel ölçüt kamu yararıdır. Gerek yazılı ve gerekse görsel basın bu işlevini yerine getirirken, özellikle yayının gerçek olmasını, kamu yararı bulunmasını, toplumsal ilginin varlığını, konunun güncelliğini gözetmeli, haberi verirken özle biçim arasındaki dengeyi de korumalıdır. Yine basın, objektif sınırlar içinde kalmak suretiyle yayın yapmalıdır. O anda ve görünürde var olup da sonradan gerçek olmadığı anlaşılan olayların yayınından da basın sorumlu tutulmamalıdır.
AİHM si 22 Nisan 2013 tarihli 48876/08 başvuru no’lu kararında “İfade özgürlüğünün, demokratik bir toplumun vazgeçilmez esasını ve bu toplumun gelişiminin ve her bireyin kendini gerçekleştirmesinin temel koşulunu oluşturduğunu, 10. maddenin 2. fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan «bilgi» ya da «düşünceler» için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, «demokratik toplumun» onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini,…” ifade etmektedir. Mahkeme aynı ifadeleri 69698/01 başvuru no’lu ve 16354/06 başvuru no’lu kararlarında da tekrar etmiştir.
Dava konusu haberde anlatılan olaylar, adli nitelikte belgelerden elde edilmiş bilgilerden ibarettir. Esasen taraflar arasında bu konuda ihtilaf bulunmamakta olup davacıda habere konu edilen soruşturma dosyasını ve içeriğini inkar etmemiştir. Ancak davacı, soruşturmanın gizli olduğunu, masumiyet karinesini ihlal eder nitelikte yayın yapılarak kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu iddia etmiştir.
Dava konusu yayın tarihinde, davacı hakkında Ağır Ceza Mahkemesinin 2013/120 esas sayılı dosyasına konu soruşturma derdest olup gazetenin yayınlandığı bölgede toplumun ilgisini çekecek niteliktedir. Soruşturma sonunda davacı hakkında özel belgede sahtecilik, resmi belgede sahtecilik, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma ve sair suçlamalar ile yukarıda anılan mahkemede kamu davası açılmıştır. Sonuç olarak dava konusu yazının haber değeri taşıdığı anlaşılmaktadır.
Şu durumda, dava konusu haberin güncel ve görünür gerçekliğe uygun olduğu, toplumun bilgi edinme, basının haber verme hakkı kapsamında kaldığı, habere yönelik toplumsal ilginin bulunduğu, adli bir olayın gazetecilik tekniği gereği okuyucunun ilgisini çekecek nitelikte aktarıldığı, özle biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, demokratik toplum tarafından meşru sayılabilecek nitelikte, basın özgürlüğüne getirilmesi gereken bir sınırlamanın gerekli olmadığı, davacının kişilik haklarına bir saldırı bulunmadığı sonucuna varılarak istemin tümden reddine karar verilmesi gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen nedenle BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacının tüm, davalıların öteki temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına ve davalılardan peşin alınan harcın istek halinde geri verilmesine 25/06/2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.