YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/16299
KARAR NO : 2021/6953
KARAR TARİHİ : 18.10.2021
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Dava; İİK 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece hükmüne uyulan Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi’nin 06/06/2017 tarih, 2014/25408 Esas ve 2017/6444 Karar sayılı bozma ilamında; ” mahkemece hükme esas alınan talimat mahkemesi tarafından yapılan keşif sonucu hazırlanan bilirkişi raporunun davacı vekiline tebliğ edilmeden, rapora itiraz etme veya beyanda bulunma hakkı verilmeden Anayasa ve HMK ile koruma altına alınan hukuki dinlenilme ve savunma hakkı kısıtlanarak yazılı şekilde karar verilmesinin isabetli görülmediği” belirtilmiştir.
Mahkemece, bozmaya uyularak yapılan yargılamada toplanan delillere göre; dava konusu taşınmazın satış tarihi itibariyle keşfen ve bilirkişi ve bozma ilamından sonra aldırılan ek bilirkişi raporuyla da belirlenen değerinin 42.000 TL olup, tapuda gösterilen değerin 1 mislini aşmaması, davalı … tarafından diğer davalıya yapılan temlikin muvazaalı ve davacı bankadan mal kaçırmaya yönelik olduğunun davacı tarafından ispat edilememesi, dinlenen tanık anlatımlarından satışın gerçek bir satış olduğunun, davalı …’un da dava konusu yeri hileli olarak almadığının, iyiniyetli olduğunun, …’in eşinin kanser tedavisi nedeniyle dava konusu yeri satmak zorunda kaldığının, …’un da oğlunun evlenmesi ve yazlık araması nedeniyle dava konusu yeri aldığının belirlenmesi gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Tasarrufun iptali davalarında diğer dava koşulları yanında, takibin kesinleşmesi, takip konusu alacağın da gerçek olması gerekmektedir.
Dosya içeriğine göre; davacı tarafından davalı borçlu … aleyhine yapılan icra takibinde (Adana 6. İcra Müdürlüğü’nün 2010/8344-yeni 2014/2906) icra müdürlüğü tarafından takibin durdurulduğu, bunun üzerine davacı tarafından; icra müdürlüğünün takibin durdurulmasına dair kararının iptali için Adana 3. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2014/337 esas sayılı dosyasından şikayet davası açıldığı ve bu dava sonucunda; şikayetin kabulü ile, icra müdürlüğünün 26/03/2014 tarihli davalılar aleyhine yapılan takibin durdurulmasına ilişkin kararının iptaline karar verildiği, ancak verilen kararın henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.
Bu durumda mahkemece; somut olayın özelliğine göre Adana 3. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 2014/337-2014/770 sayılı icra takibinin devamına dair kararın kesinleşmesi beklenerek tüm delillerin birlikte değerlendirilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeye dayalı hüküm tesisi isabetli görülmemiştir.
Kabule göre de; icra takibinin devamına dair verilen yukarıda sözü edilen kararın kesinleşmesi halinde; İİK’nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da “iyiniyet kurallarına aykırılık” nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamaktır. Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir (İİK.md.283/1). Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir.
Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Özellikle İİK.nun 278. maddesinde akdin yapıldığı sırada kendi verdiği şeyin değerine göre borçlunun ivaz olarak pek aşağı bir fiyat kabul ettiği ve yasanın bağışlama hükmünde olarak iptale tâbi tuttuğu tasarrufların iptali gerektiğinden mahkemece ivazlar arasında fark bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Aynı maddede sayılan akrabalık derecesi vs. araştırılmalıdır. Keza İİK.nun 280. maddesinde malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemler, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hususu düzenlendiğinden yapılan işlemde mal kaçırma kastı irdelenmelidir. Öte yandan İİK.nun 279.maddesinde de iptal nedenleri sayılmış olup bu maddede yazılan iptal nedenlerinin gerçekleşip gerçekleşmediği de takdir olunmalıdır.
Somut olayda, mahkemece; davalı … tarafından diğer davalıya yapılan temlikin muvazaalı ve davacı bankadan mal kaçırmaya yönelik olduğunun davacı tarafından ispat edilememesi, dinlenen tanık anlatımlarından satışın gerçek bir satış olduğunun, davalı …’un da dava konusu yeri hileli olarak almadığının, iyiniyetli olduğunun, …’in eşinin kanser tedavisi nedeniyle dava konusu yeri satmak zorunda kaldığının, …’un da oğlunun evlenmesi ve yazlık araması nedeniyle dava konusu yeri aldığının belirlenmesi gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç dosya kapsamı ve mevcut delil durumuna uygun düşmemiştir.
Yargılama sırasında alınan bilirkişi raporuna göre, dava konusu taşınmazın tapudaki satış bedeli ile gerçek değeri arasında bir mislini aşan bedel farkı bulunmadığı sabit olmuştur. Borçlu ile davalı 3.kişi arasında bir akrabalık bağı olduğu da ispatlanamamıştır. Ancak; yargılama sırasında tanık olarak dinlenen …’ın beyanlarına göre; davalılar … ve …’u pazarlamacılık işiyle uğraştıklarından aynı mesleği yaptıklarından 25-30 yıldır tanıdığını, aynı sitede davalıların da yazlık niteliğinde dairelerinin bulunduğunu, davalı …’nin dava konusu edilen yazlığını eşinin rahatsızlıkları nedeniyle ve başkaca borçları da olduğundan satılığa çıkardığını beyan ettiği anlaşılmıştır.
Bu durumda mahkemece, davalı 3. kişi …’un İİK’nun 280/1.maddesi kapsamında borçlunun mali durumunu ve alacaklılarını ızrar kastını bilen veya bilmesi lazım gelen kişilerden olup olmadığının değerlendirilerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 18/10/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.