YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/21164
KARAR NO : 2023/2426
KARAR TARİHİ : 23.02.2023
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
SAYISI : 2019/854 E., 2021/1437 K.
HÜKÜM/KARAR : İstinaf Başvurusunun Kabulü ile Davanın Reddine
İLK DERECE MAHKEMESİ : Turgutlu 1. Asliye Hukuk Mahkemesi
SAYISI : 2018/9 E., 2018/826 K.
Taraflar arasındaki basın yoluyla kişilik haklarının ihlali nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davalı …yönünden davanın kısmen kabulüne, davalı … yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
Kararın davacı vekili ile davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalıların istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın reddine karar verilmiştir.
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 11.10.2022 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.
Belli edilen gün ve saatte gelen davacı vekili Avukat … geldi, davalılar adına gelen olmadı. Davacı vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra vaktin darlığından dolayı işin incelenerek karara bağlanması başka güne bırakılmış olup Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:
I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin hamile kadını tekmeleme olayında Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2016/7866 soruşturma sayılı dosyasından verilen talimat ile 08.12.2016 tarihinde göz altına alınıp daha sonra Turgutlu Sulh Ceza Hakimliği’nin 2016/214 sorgu sayılı kararı ile tutuklandığını ancak daha sonra ortaya çıkan güvenlik kamerasında olayda kullanıldığı iddia edilen araç ile müvekkiline atılı suç arasında bağlantı kurulan müvekkiline ait aracın olay günü ikamet adresinde olmasının tespit edilmesiyle Turgutlu Sulh Ceza Mahkemesinin 2016/2640 D.İş sayılı kararı ile serbest bırakılıp Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 15.12.2016 tarihli kararı ile de hakkında takipsizlik kararı verildiğini, 10.12.2016 ve 12.12.2016 tarihli müvekkilinin yüzünün gizlenmeden yapılan haberler nedeniyle müvekkilinin bir çok olumsuz yorum ve hakarete varan ifadelere maruz kalmasına sebebiyet verildiğini belirterek 200.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir.
II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 10.12.2016 ve 12.12.2016 tarihli ana haber bülteninde yayınlanan dava konusu haberlerde demokratik toplumların vazgeçilmezi olan haber vermek görevini yerine getirdiğini, o anda var olan ancak sonradan gerçek dışı olduğu anlaşılan olayların yayınından basının sorumlu olamayacağını, müvekkilinin dava konusu haberi kendi haber kaynaklarına dayanarak yapmadığını, kaynakları arasında bir devlet kuruluşu ve Anadolu Ajansı’nın olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.
III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının tutuklama işleminin yapıldığı dosyada 08.12.2016 tarihinde gözaltına alındığını, akabinde tutuklandığı, 12.12.2016 tarihinde serbest bırakıldığı, atılı suç nedeni ile takipsizlik kararı verildiğini, takipsizlik kararının kesinleşmiş olduğu, dava konusu haberde “Hamile Kadına Saldırı Soruşturması”’ başlığı altında davacının isminin yazılarak açık şekilde yüz fotoğrafının yayınlandığı, kullanılan fotoğraflar, ibareler ve yazının bütünlüğü nazara alındığında haberin verilme şeklinin davacının kişiliğine yönelik biçimde ve davacıyı toplum nezdinde küçük düşürme niteliğinde olduğu, davalı …’nın hukuki sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesi ile davanın kısmen kabülü ile 10.000,00 TL tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı …Ş ‘den alınarak davacıya verilmesine, davalı … yönünden davanın reddine karar verilmiştir.
IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ile davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.
B. İstinaf Sebepleri
Davacı vekili istinaf dilekçesinde; 6112 sayılı kanun 46 ncı maddesine göre sorumlu müdür … yönünden davanın husumetten reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, dava konusu edilen yayında müvekkiline ait görüntülerin yüzünü gizleme unsurları kullanılmadan açık bir şekilde yayınlandığını, açık kimlik bilgilerinin kamuoyu ile paylaşıldığını, haberin sunumundaki dış sesle davalının daha önce de saldırı suçuyla işlem gördüğüne dair aslı olmayan iddiaların da geniş bir izleyici kitlesi ile paylaşıldığını, haber yapılırken anayasal güvence altındaki masumiyet karinesinin dikkate alınmadığını, davacının kişilik haklarının zedelendiğini belirterek daha üst düzeyde manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.
Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu yapılan haberlerde demokratik toplumlarda geçerli olan ve onu vazgeçilmez kılan haber vermek görevini yerine getirdiğini, her iki haberin de devletin resmi ajansı olan Anadolu Ajansı (AA) ,Türkiye’nin önemli haber ajanslarından Doğan Haber Ajansı (DHA) ve İhlas Haber Ajansı‘na (İHA) dayanılarak verildiğini, dava konusu haberlerin olayın verildiği anındaki beliriş biçimine göre gerçek olduğunu, davacının hakkında yürütülen savcılık soruşturmasının takipsizlikle sonuçlanmasının olayın verildiği andaki görünen gerçeğini değiştirmediğini, davanın reddine karar verilmesi gerektiğini belirtmiştir.
C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu haberin adli bir olaya ilişkin olduğu, güncel ve verildiği tarihteki görünürdeki gerçeğe uygun olarak yazıldığı, basının soruşturma makamları dışında ayrıca maddi gerçekliği araştırmasının beklenemeyeceği, olayın niteliğinden dolayı toplumsal ilginin de bulunduğu, davacının ismi ve görüntüsü suç şüphelisi olarak basında yer aldıktan iki gün gibi kısa süre sonra suçun şüphelisi olmadığının tespit edilerek suçun şüphelisi olmadığı yönünde de yazılı ve görsel medyada yayın yapılmış olması göz önünde tutulduğunda kimliğinin ve fotoğrafının yayınlanmasının suçsuzluk karinesini ihlal ettiğinin kabul edilemeyeceği, haberin basın ve ifade özgürlüğü kapsamında kaldığı, haber verilirken kullanılan ifade şeklinin sert eleştiri sayılabilecek ağırlıkta olduğu, özle-biçim arasındaki dengenin bozulmadığı, bu itibarla dava konusu yayının davacının kişilik haklarına hukuka aykırı şekilde zarar verecek nitelikte olduğunun kabulünün mümkün görülmediği gerekçesi ile davacının sorumlu müdür … yönünden davanın husumetten reddine karar verilmesi dışındaki tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf istemi ile davacının sorumlu müdür … yönünden davanın husumetten reddine karar verilmesine yönelen istinaf isteminin kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davacının açtığı manevi tazminat davasının esastan reddine karar verilmiştir.
V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; husumet nedeniyle ret kararı verilmesinin hatalı olduğunu, söz konusu haberin izleyicilerin en çok ekran başında olduğu saatlerde verildiğini, haberin sunumu sırasında herhangi bir gizleme unsuru kullanılmadan müvekkilinin ismi ile birlikte yayın yapıldığını, yapılan yayınlarda müvekkilinin yüzünün açık bir şekilde yayınlandığını, müvekkilinden “şehir magandası” olarak bahsedildiğini, açıkça hakaret niteliğinde bir üslup kullanıldığını, haber verme amacının aşıldığını, kamuoyunu kışkırtma amacıyla yapılmış bir yayın olduğunu, müvekkilinin tacir olması ve ticari kişiliği nedeniyle İzmir ve Manisa bölgesinde oldukça tanınır olması, bu nedenle söz konusu haksız fiille meydana gelecek manevi zararın ağırlığı gözetilerek uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.
C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, basın yoluyla 10.12.2016 tarihlerinde yapılan haberin veriliş şekli, içeriğinde yer alan ifadelerin davacının kişilik haklarına saldırı teşkil edip etmediği, buradan varılacak sonuca göre davalı tarafın manevi tazminatla sorumlu tutulup tutulamayacağı noktasında toplanmaktadır.
2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, Türk Medeni Kanunu’nun 24 üncü maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58 inci maddesi, 5187 sayılı Basın Kanunu
3. Değerlendirme
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.
VI. KARAR
Değerlendirme bölümünde açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,
Duruşmada vekille temsil olunmayan davalılar yararına vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,
23.02.2023 tarihinde Üye … ve Üye …’nın karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY
1982 Anayasası’nın 28. maddesinde basın özgürlüğü teminat altına alınmıştır. 26. ve 27. maddesinde ise basın özgürlüğünün sınırları çizilmiştir. Basın özgürlük sınırları;
– Milli güvenlik,
– Kamu düzeni,
– Kamu güvenliği,
– Cumhuriyetin temel nitelikleri,
– Devletin ülkesi ve milleti ile ilgili bölümlerin korunması,
– Suçların önlenmesi,
– Suçluların cezalandırılması,
– Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması,
– Başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi,
Şeklinde belirlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi de bu mihvaldedir.
Basın haber yaparken;
– Gerçeklik
– Güncellik
– Kamu Yararı
– Konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık
– Anayasa’nın 38. maddesinde teminat altına alınan masumiyet karinesi hususlarını gözönüne alarak haber yapmalıdır.
GERÇEKLİK: Basın haber yaparken objektif sınırlar içerisinde hareket etmelidir. Eleştiri yapılırken objektifliğe ve gerçekliğe bağlı kalınmalıdır. Sansasyon, maddi kaygılar nedeniyle haber sınırı aşılmamalı, yanlış, yersiz, abartılı yorumlarda bulunmamalıdır. Gerçek vaka yanlış bilgilerle tümden yalan haber haline getirmemelidir.
GÜNCELLİK: Olay güncel olmalıdır. AİHM Sunday Times/İngiltere kararında da belirtildiği üzere haberin kolay bozulabilir bir mal kategorisine girdiği, kısa bir süre için bile olsa gecikmesinin haberin tüm ilgi çekiciliğini kaybettireceği prensibi doğrultusunda hareket edilmelidir. Haber gerçek olsa dahi özellikle adli vaka haberlerinin tekrar gündeme getirilmesi defaatle kişilerin toplum nezdinde linç edilmesine neden olmaktadır. Cezalandırma yetkisine sahip olan devletin işlenen suça bir kez müeyyide uygulamasına rağmen güncel olmayan adli haberlerin tekraren yapılması, basına, devlette dahi olmayan mükerrir cezalandırma yetkisinin verecektir.
KAMU YARARI: Yapılan haberlerde kamuoyunu suçlardan koruyucu, olumlu noktada motive edici, toplumun inkişafını sağlayıcı saikler güdülmelidir. Ekonomik kaygılar kişisel saikler ve de sansasyonel etki meydana getirme güdüsüyle haberler yapılmamalıdır. Ülkemizde hergün binlerce soruşturma, kovuşturma yapılmakta ve de adli vaka yaşanmaktadır. Bu vakaların suç teşkil edenlerden bir kısmı medyada haber yapılmaktadır. Ana haber bültenlerinde adam öldürme, tecavüz ve buna benzer suç haberleri sıklıkla yapılmaktadır. Yapılan bu haberler sansasyonel ve reyting amacı gütmektedir. Kaldı ki adli vakaların büyük bir ekseriyetinin haber yapılmasında kamu yararı bulunmamaktadır. Adli vakaların özellikle ağır ceza suçlarının haber yapılması toplumu kaosa, ümitsizliğe, ülkede adli ve kolluk birimlerine güvensizliğe sürüklemekte, daha ötesi bu suçların işlenebilirliği hususunda gençliğin zehirlenmesine, bir yerde de suçların artmasına sebebiyet vermektedir. ABD de Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsünün 1982 tarihli raporunda televizyonda şiddet ve trajik haber görmenin;
– Çocukların başkalarının acı ve ızdırabına karşı daha az duyarlı hale gelmesine, dünyadan korkmalarına, saldırgan ve zararlı şekillerde davranış sergilemelerine yol açtığını belirttiği,
– Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin Hak ve Sorumluluklar 2021 tarihli bildirgesinde; “Üzüntü, sıkıntı, tehlike, yıkım, felaket ya da şok halindeki insanlar söz konusu olduğunda duygu sömürüsünden kaçınılması, haberlerde kadına yönelik şiddetin detaylarının aktarılmaması, kadınların uğradığı taciz, tecavüze ilişkin haberin detaylı aktarılmaması, fotoğraflara ve görsel unsurlara yer verilmemesi, kimlik bilgilerinin yayınlanmaması, animasyon ve canlandırma kullanılmaması, travma yaratacak kan ve şiddet içeren fotoğraflara yer verilmemesi” belirtilmiştir.
Bilim insanı Gerbner’in medyadaki şiddet haberlerine yönelik raporunda bu tür şiddet yayınlarının şiddeti ve şiddetin kurbanı olmayı meşrulaştırdığını bireyin bilinçaltına yerleştiğini belirtmiştir.
KONU İLE İFADE ARASINDAKİ DÜŞÜNSEL BAĞLILIK: Yapılan haberlerde kullanılan dil, uslüp amaca uygun olmalı, kelimeler yapılan haberin amacını aşmamalıdır. Yapılan yorumların aşağılayıcı, kamu oyunu yanıltıcı, tahkir edici olmamasına dikkat edilmelidir. Birçok haberde itham edilen kişiler doğrudan mahkum olarak gösterilmekte, sonrasında beraat etse dahi kamu oyu vicdanında beraat edememektedir. Bir kimsenin suçla itham edilmesi her ne kadar kamuoyunu ilgilendiriyorsa da işlemediği gerçeğinin de kamu oyunu ilgilendiriği unutulmamalıdır.
MASUMİYET KARİNESİ ve LEKELENMEME HAKKI: 1982 Anayasası’nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.” yine 15. maddesinde de “Suçluluğu mahkeme kararı ile ıspatlanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.” hükmü bulunmaktadır. Yapılan adli haberlerde kişilerin fotoğraflarının açıkça yayınlanması, isimlerinin açıkça ifşa edilmesi masumiyet, suçsuzluk ve lekelenmeme karinesi ve hakkı ile bağdaşmamaktadır. Bu sınırlar herkesi kapsamaktadır. Yapılan haberlerle kişilerin şeref ve onurunun zedelendiği, haberlerin geniş kitlelere ulaşması ile tamiri mümkün olmayan ağır hasarlar meydana geleceği aşikardır.
5271 sayılı Kanun’un 157. maddesinde “Soruşturmalar gizli yapılır” emredici hükmü ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade alma Yönetmeliği’nin 27. maddesinde öngörülen “Suçluluğu bir yargı hükmüne bağlanana kadar kişinin masumiyeti esastır ve hazırlık soruşturması gizlidir. Bu nedenle soruşturma safhasında gözaltındaki bir kişinin suçlu olarak kamuoyuna duyurulmasına, basın önüne çıkartılmasına, kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine, görüntülerinin alınmasına, teşhir edilmelerine sebebiyet verilemez ve soruşturma evrakı hiçbir şekilde yayınlamaz.” düzenlemeleri de Anayasa’a teminat altına alınan aynı mihvalde masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkını düzenleyen hükümlerdir.
Davacı … hakkında verilen hüküm değerlendirildiğinde davacının Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığınca mağdur … Tireli’yi darp ettiği iddiasıyla gözaltına alındığı, 09.12.2016 tarihinde tutuklandığı, yapılan soruşturmada araç benzerliği nedeniyle davacının gözaltına alındığının ortaya çıktığını, 12.12.2016 tarihinde de serbest bırakıldığı, 15.12.2016 tarihinde de hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmıştır. Yapılan Tv haberinde “hamile kadına saldırı soruşturması” başlığı altında davacının açık şekilde yüz fotoğrafı yayınlatılarak bizzat isminin yazılıp teşhir edildiği, davacının hamile kadına bizzat saldırdığı yönünde haber yapılmıştır.
Kullanılan fotoğraflar, ibareler, eleştiri, iddia sınırlarını aşarak davacının toplum nezdinde itibarının sarsılmasına ve küçük düşürülmesine sebebiyet vermiş dolayısıyla masumiyet karinesi ihlal edilmiştir.
Bu sebeple davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayız.