Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2021/23044 E. 2023/2707 K. 01.03.2023 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/23044
KARAR NO : 2023/2707
KARAR TARİHİ : 01.03.2023

MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
İLK DERECE
MAHKEMESİ : Turgutlu 2. Asliye Hukuk Mahkemesi
HÜKÜM/KARAR : Esastan Ret, Kabul

Taraflar arasındaki yayın yoluyla kişilik haklarına saldırı nedeniyle manevi tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince, davalı … yönünden açılan davanın feragat nedeniyle reddine, davanın kısmen kabulü ile 12.000,00 TL manevi tazminatın 10.12.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı Doruk Televizyon ve Radyo Yayıncılık A.Ş.’den alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.

Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince; davacı vekilinin istinaf isteminin esastan reddine, davalı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle; davacının davalı … yönünden feragat nedeniyle reddine, davalı … yönünden esastan reddine karar verilmiştir.

Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 08.11.2022 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.

Belli edilen gün ve saatte gelen davacı vekili Avukat … geldi, davalılar adına gelen olmadı. Davacı vekilinin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen 01.03.2023 gününde Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:

I. DAVA
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin kamuoyunda oldukça yankı uyandıran “hamile kadını tekmeleme” olayı nedeniyle Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasında verilen talimat ile 08.12.2016 tarihinde gözaltına alındığını, Turgutlu Sulh Ceza Mahkemesi kararı gereğince tutuklandığını, daha sonra müvekkilinin suçsuz olduğunun tespit edildiğini ve serbest bırakıldığını, bu süreçte olayın gerçek faili olan dava dışı …’ın 12.12.2016 tarihinde gözaltına alındığını, ancak müvekkilinin gözaltına alındığı süreçten başlamak üzere adliyeye sevk, tutuklama ve serbest bırakılması sürecinde davalının yapmış olduğu yayınlarda müvekkilinin fotoğrafının da paylaşılması suretiyle işlemediği bir suç sebebiyle toplum önünde şeref ve saygınlığının azalmasına ve hatta neredeyse toplumsal bir linç kampanyasının hedefi haline getirilmesine neden olduğunu, müvekkilinin suçsuzluğunun ortaya çıkmasına rağmen “saldırgan serbest bırakıldı” şeklinde haber yapıldığını, müvekkilinin insan içine çıkamaz duruma düştüğünü, eşi ve çocukları ile birlikte yaşadıkları travmayı atlamadıklarını belirterek 500.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiilin gerçekleştiği tarih olan 09.12.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.

II. CEVAP
Davalılar vekili cevap dilekçesinde; beş adet yayının dava konusu olduğunu, hangi yayın için ne miktarda tazminat istediğinin açıklanması gerektiğini, haberlerin devletin resmi belgelerine dayanmakta olduğunu, davaya konu olaya ilişkin bakanın, il emniyet müdürünün açıklamalarda bulunduğunu, bunun tüm detaylarıyla basın organlarında yayınlandığını, ayrıca sonrasında davacının serbest bırakıldığı ve asıl saldırganın tutuklandığı bilgisinin de kamuoyu ile paylaşıldığını, davacının görünen gerçeğe uygun olması nedeniyle tutuklandığını, Yargıtay kararlarında da yayınların görünen gerçeğe ve beliriş biçimine uygun olması durumlarında hukuka uygun olduğunun belirtildiğini, ayrıca kabul anlamına gelmemek kaydıyla davacının tazminat taleplerinin fahiş olduğunu belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.

III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davasının kısmen kabulü ile 12.000,00 TL manevi tazminatın 10.12.2016 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalı Doruk Televizyon ve Radyo Yayıncılık A.Ş.’den alınarak davacıya verilmesine, davalı … yönünden açılan davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.

IV. İSTİNAF
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunmuştur.

B. İstinaf Sebepleri
1. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; haberin davacının yüzünün açık bir şekilde gözüktüğü görüntüleriyle birlikte yayınlandığını, 13.12.2016 tarihli “CNN Türk” televizyonu “10’dan Sonrası” programın içersinde yer alan yayının izleyicilerin en çok ekran başında olduğu saatte olduğunu, haberin bu şekli ile anayasal güvence altındaki masumiyet karinesinin dikkate alınmadığını, davacının kişilik haklarını zedelediğini, İlk Derece Mahkemesince manevi tazminatın miktarına hükmedilirken davacı müvekkilin mal varlığı durumunun yeterince dikkate alınmadığını, hükmedilen 12.000.00 TL manevi tazminatın çok az olduğunu, davacının katlanmakta olduğu manevi zararın hükmedilen manevi tazminat miktarı ile tatmininin mümkün olmadığını belirterek hükmün davacı yararına bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

2. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde; dava konusu haberler değerlendirildiği takdirde, olayın polise, Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığına ve kamuoyuna yansıdığını, Manisa Emniyet Müdürünün talimatı ile saldırganın yakalanması için özel ekip görevlendirildiğini, görgü tanıklarının verdiği bilgiler, eşgal ve araç plakası çerçevesinde 08.12.2016 günü şüpheli olarak davacı …’in yakalanarak gözaltına alındığını, 09.12.2016 tarihinde tutuklanarak cezaevine konulduğunu, olaylara dair bilgilerin Turgutlu Emniyet Müdürlüğü, Manisa Emniyet Müdürlüğü, Turgutlu Cumhuriyet Savcılığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlüğü ile Manisa Valiliği ve Turgutlu’daki çevre sakinlerinden edinilerek müvekkil şirkete ait CNN TURK televizyonunda, 09.12.2016 – 12.12.2016 – 13.12.2016 tarihlerinde toplam 6 dakika civarında haber olarak yayınlandığını, haber tarihlerinin ve davacının tahliye tarihinin kronolojik değerlendirmesi yapıldığında Yargıtay içtihatlarına göre haberin tazminata konu olamayacağının hukuki bir gerçek olduğunu, davaya konu haberde gerçeklik, güncellik, kamu yararı ve toplumsal ilgi, konu ile ifade arasında uygun bağ kurulması unsurlarının mevcut olduğunun dosya kapsamı ile sabit olduğundan bahisle yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.

C. Gerekçe ve Sonuç
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden istinaf isteminin esastan reddine, davalı vekilinin istinaf isteminin kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle; davacının manevi tazminat isteminin davalı … yönünden feragat nedeniyle reddine, davalı … yönünden esastan reddine karar verilmiştir.

V. TEMYİZ
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili duruşmalı olarak temyiz isteminde bulunmuştur.

B. Temyiz Sebepleri
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; sırf tanımadığı bir kişi ile aynı renk ve marka aracı olduğu için ve tanımadığı kişinin eylemi sebebiyle, ellerinde kelepçe, yüzü ve ismi tamamı ile gösterilerek, Türkiye’nin en çok izlenen haber kanallarında “saldırgan” ifadesiyle yayımlanmanın “basın özgürlüğü” kapsamında olağan kabul etmenin hiçbir hukuk düzeninde mümkün görülmediğini, “Daha önce de başka bir kadını darp ettiği” gibi gerçek dışı iddialar ile haber yapmanın basın özgürlüğüne ilişkin hiçbir ilke kapsamına sokulamayacağını, müvekkilinin, isminin ve yüzünün paylaşılmasında kamu yararı olduğundan söz edilemeyeceğini, olay ile zerre ilgisi olmayan iddiaların paylaşılmasında kamu yararı bulunmadığını, küçük bir ilçede kolaylıkla gerçekleşmesi mümkün olan ve halihazırda gerçekleşmiş de olan, “hedef gösterme” ve “linç kampanyası” haline getirme amacı söz konusu olduğunu, davacının hakkında yapılan bu haberler sebebiyle çokça müşteri kaybetmiş, maddi ve manevi büyük zarara uğramış, aldığı tepkiler sebebiyle uzunca bir süre evden çıkamaz duruma gelmiş olduğunu, olayın gerçek failinin ise davalılar tarafından ismi ve yüzü sansürlenerek yayımlandığını, CNN TÜRK TV’nin, 11 Ekim 1999 tarihinde kurulduğu ve yayın hayatına başladığı, o günden haksız fiil tarihi olan 2016 yılına kadar 17 yıllık bir yayıncılık geçmişi olduğu, dolayısıyla kamuoyunda bu haberlerin güvenilir ve ciddi olduğu kanısını oluşturacak nitelikte uzun bir yayın geçmişi olduğunu, söz konusu habere pek çok kez yer verildiğini, haberin yayınlandığı saatlerin izleyicilerin en çok ekran başında olduğu saatlerden olduğu, kanalın yerel bir kanal olmadığını, ulusal bazda oldukça izlenen bir kanal olduğunu, müvekkilinin Anayasal çekirdek haklardan olan “lekelenmeme hakkının” ihlal edildiğini, alenen müvekkilin … şeref ve haysiyetini yaralayan, küçük düşüren “saldırgan” ve “daha önce de yolda yürüyen başka bir kadını darp ettiği” ifadelerinin, “sert eleştiri” olarak kabulü ve bu doğrultuda müvekkilin kişilik haklarına saldırı teşkil etmeyecek nitelikte olduğunun kabulü Türk hukuk düzeninde mümkün görülmemesi gerekip, burada açıkça bir fiil isnadı söz konusu olup, anılan hususun eleştiri olarak kabulünün mümkün olmadığını, olay anında başka bir yerde olduğuna ilişkin kamera görüntülerine rağmen “O kadını tekmeleyen tekmeci … T. serbest bırakıldı” “bakalım şimdi kimi tekmeleyecek!” ifadeleriyle haberin yapıldığını, masumiyet karinesi adil yargılanma hakkının temel bir unsuru olarak düzenlenmiş olup söz konusu yayınların müvekkilinin gerek TC. Anayasası gerekse uluslararası sözleşmelerle korunan “lekelenmeme hakkının” alenen ihlal ettiğini belirterek kararının bozulmasına karar verilmesini istemiştir.

C. Gerekçe
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme
Uyuşmazlık, davacının hakkında davalı yayın kuruluşuna ait haber kanalında yapılan yayın nedeniyle kişilik haklarına saldırı nedenine dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.

2. İlgili Hukuk
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı türk Borçlar Kanunu’nun 49 uncu, 58 inci maddeleri, Anayasa’nın 28 inci ve 38 inci maddesi, 5187 sayılı Basın Kanunu’nun 1 inci, ve 3 üncü maddeleri, 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkındaki Kanun’un 1 inci maddesi ve 46 ıncı maddesi

3. Değerlendirme
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.

Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.

VI. KARAR
Açıklanan sebeple;
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,

Duruşmada vekille temsil olunmayan davalılar yararına vekalet ücreti taktirine yer olmadığına,

Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden davacıya yükletilmesine,

Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,

01.03.2023 tarihinde Üye …’in karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

1982 Anayasası’nın 28. maddesinde basın özgürlüğü teminat altına alınmıştır. 26. ve 27. maddesinde ise basın özgürlüğünün sınırları çizilmiştir. Basın özgürlük sınırları;
– Milli güvenlik,
– Kamu düzeni,
– Kamu güvenliği,
– Cumhuriyetin temel nitelikleri,
– Devletin ülkesi ve milleti ile ilgili bölümlerin korunması,
– Suçların önlenmesi,
– Suçluların cezalandırılması,
– Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması,
– Başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi,
Şeklinde belirlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi de bu mihvaldedir.
Basın haber yaparken;
– Gerçeklik
– Güncellik
– Kamu Yararı
– Konu ile ifade arasındaki düşünsel bağlılık
– Anayasa’nın 38. maddesinde teminat altına alınan masumiyet karinesi hususlarını gözönüne alarak haber yapmalıdır.

GERÇEKLİK: Basın haber yaparken objektif sınırlar içerisinde hareket etmelidir. Eleştiri yapılırken objektifliğe ve gerçekliğe bağlı kalınmalıdır. Sansasyon, maddi kaygılar nedeniyle haber sınırı aşılmamalı, yanlış, yersiz, abartılı yorumlarda bulunmamalıdır. Gerçek vaka yanlış bilgilerle tümden yalan haber haline getirmemelidir.

GÜNCELLİK: Olay güncel olmalıdır. AİHM Sunday Times/İngiltere kararında da belirtildiği üzere haberin kolay bozulabilir bir mal kategorisine girdiği, kısa bir süre için bile olsa gecikmesinin haberin tüm ilgi çekiciliğini kaybettireceği prensibi doğrultusunda hareket edilmelidir. Haber gerçek olsa dahi özellikle adli vaka haberlerinin tekrar gündeme getirilmesi defaatle kişilerin toplum nezdinde linç edilmesine neden olmaktadır. Cezalandırma yetkisine sahip olan devletin işlenen suça bir kez müeyyide uygulamasına rağmen güncel olmayan adli haberlerin tekraren yapılması, basına, devlette dahi olmayan mükerrir cezalandırma yetkisinin verecektir.
KAMU YARARI: Yapılan haberlerde kamuoyunu suçlardan koruyucu, olumlu noktada motive edici, toplumun inkişafını sağlayıcı saikler güdülmelidir. Ekonomik kaygılar kişisel saikler ve de sansasyonel etki meydana getirme güdüsüyle haberler yapılmamalıdır. Ülkemizde hergün binlerce soruşturma, kovuşturma yapılmakta ve de adli vaka yaşanmaktadır. Bu vakaların suç teşkil edenlerden bir kısmı medyada haber yapılmaktadır. Ana haber bültenlerinde adam öldürme, tecavüz ve buna benzer suç haberleri sıklıkla yapılmaktadır. Yapılan bu haberler sansasyonel ve reyting amacı gütmektedir. Kaldı ki adli vakaların büyük bir ekseriyetinin haber yapılmasında kamu yararı bulunmamaktadır. Adli vakaların özellikle ağır ceza suçlarının haber yapılması toplumu kaosa, ümitsizliğe, ülkede adli ve kolluk birimlerine güvensizliğe sürüklemekte, daha ötesi bu suçların işlenebilirliği hususunda gençliğin zehirlenmesine, bir yerde de suçların artmasına sebebiyet vermektedir. ABD de Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsünün 1982 tarihli raporunda televizyonda şiddet ve trajik haber görmenin;
– Çocukların başkalarının acı ve ızdırabına karşı daha az duyarlı hale gelmesine, dünyadan korkmalarına, saldırgan ve zararlı şekillerde davranış sergilemelerine yol açtığını belirttiği,
– Türkiye Gazeteciler Cemiyetinin Hak ve Sorumluluklar 2021 tarihli bildirgesinde; “Üzüntü, sıkıntı, tehlike, yıkım, felaket ya da şok halindeki insanlar söz konusu olduğunda duygu sömürüsünden kaçınılması, haberlerde kadına yönelik şiddetin detaylarının aktarılmaması, kadınların uğradığı taciz, tecavüze ilişkin haberin detaylı aktarılmaması, fotoğraflara ve görsel unsurlara yer verilmemesi, kimlik bilgilerinin yayınlanmaması, animasyon ve canlandırma kullanılmaması, travma yaratacak kan ve şiddet içeren fotoğraflara yer verilmemesi” belirtilmiştir.
Bilim insanı Gerbner’in medyadaki şiddet haberlerine yönelik raporunda bu tür şiddet yayınlarının şiddeti ve şiddetin kurbanı olmayı meşrulaştırdığını bireyin bilinçaltına yerleştiğini belirtmiştir.

KONU İLE İFADE ARASINDAKİ DÜŞÜNSEL BAĞLILIK: Yapılan haberlerde kullanılan dil, uslüp amaca uygun olmalı, kelimeler yapılan haberin amacını aşmamalıdır. Yapılan yorumların aşağılayıcı, kamu oyunu yanıltıcı, tahkir edici olmamasına dikkat edilmelidir. Birçok haberde itham edilen kişiler doğrudan mahkum olarak gösterilmekte, sonrasında beraat etse dahi kamu oyu vicdanında beraat edememektedir. Bir kimsenin suçla itham edilmesi her ne kadar kamuoyunu ilgilendiriyorsa da işlemediği gerçeğinin de kamu oyunu ilgilendiriği unutulmamalıdır.

MASUMİYET KARİNESİ ve LEKELENMEME HAKKI: 1982 Anayasası’nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.” yine 15. maddesinde de “Suçluluğu mahkeme kararı ile ıspatlanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.” hükmü bulunmaktadır. Yapılan adli haberlerde kişilerin fotoğraflarının açıkça yayınlanması, isimlerinin açıkça ifşa edilmesi masumiyet, suçsuzluk ve lekelenmeme karinesi ve hakkı ile bağdaşmamaktadır. Bu sınırlar herkesi kapsamaktadır. Yapılan haberlerle kişilerin şeref ve onurunun zedelendiği, haberlerin geniş kitlelere ulaşması ile tamiri mümkün olmayan ağır hasarlar meydana geleceği aşikardır.
5271 sayılı Kanun’un 157. maddesinde “Soruşturmalar gizli yapılır” emredici hükmü ile Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade alma Yönetmeliği’nin 27. maddesinde öngörülen “Suçluluğu bir yargı hükmüne bağlanana kadar kişinin masumiyeti esastır ve hazırlık soruşturması gizlidir. Bu nedenle soruşturma safhasında gözaltındaki bir kişinin suçlu olarak kamuoyuna duyurulmasına, basın önüne çıkartılmasına, kişilerin basınla sorulu cevaplı görüştürülmelerine, görüntülerinin alınmasına, teşhir edilmelerine sebebiyet verilemez ve soruşturma evrakı hiçbir şekilde yayınlamaz.” düzenlemeleri de Anayasa’a teminat altına alınan aynı mihvalde masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkını düzenleyen hükümlerdir.
Davacı … hakkında verilen hüküm değerlendirildiğinde davacının Turgutlu Cumhuriyet Başsavcılığınca mağdur … Tireli’yi darp ettiği iddiasıyla gözaltına alındığı, 09.12.2016 tarihinde tutuklandığı, yapılan soruşturmada araç benzerliği nedeniyle davacının gözaltına alındığının ortaya çıktığını, 12.12.2016 tarihinde de serbest bırakıldığı, 15.12.2016 tarihinde de hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmıştır. Yapılan Tv haberindeki görüntülerde davacının açık şekilde yüz fotoğrafı yayınlatılarak bizzat isminin yazılıp teşhir edildiği, davacının hamile kadına bizzat saldırdığı yönünde haber yapılmıştır.
Kullanılan fotoğraflar, ibareler, eleştiri, iddia sınırlarını aşarak davacının toplum nezdinde itibarının sarsılmasına ve küçük düşürülmesine sebebiyet vermiş dolayısıyla masumiyet karinesi ihlal edilmiştir.
Bu sebeple davacı lehine manevi tazminata hükmedilmesi gerektiği kanaatiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmamaktayım.