Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2021/24561 E. 2022/15184 K. 22.11.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/24561
KARAR NO : 2022/15184
KARAR TARİHİ : 22.11.2022

MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün temyizen tetkiki davacı vekili ile davalı …. vekilince talep edilmiş, davalı …. vekilince duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 22.11.2022 Salı günü davacı vekili Av. … ile davalı …. vekili Av. … geldiler. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan tarafların vekilleri dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Davacı vekili, 11/06/2019 tarihinde www. Eksisozluk.com adlı internet sitesinde “… ilişki iddiası” şeklinde açılan başlık nedeniyle müvekkilinin kişilik haklarının saldırıya uğradığını, dava dışı bir kullanıcı tarafından “… İlişkisi” şeklinde açılan başlıkla ilgili 5651 sayılı Kanun kapsamında verilen erişimin engellenmesine dair hakimlik kararlarının davalılarca uygulanmadığını, yeni bir başlıkla erişim sağlandığını, açılan başlığa ilişkin hiç bir delil veya emare bulunmadığını beyan ederek, 250.000,00 TL manevi tazminatın 11/06/2019 tarihinden yasal faizi ile beraber davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile kararın tirajı yüksek olan 2 gazetede ve Ekşi Sözlük internet sitesinde yayınlanmasını talep etmiştir.
Davalılar; davanın reddi gerektiğini savunmuşlardır.
İlk derece mahkemesince; davalıların husumet itirazlarının reddine, esas yönünden Ekşi Sözlük internet adresinde açılan başlığın davacıyı küçük düşürme amacı taşımadığı, eleştiri ve ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı gerekçesi ile davanın esastan reddine karar verilmiş; karara karşı taraflarca istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; tarafların istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne, davalı … yönünden, 40.000,00 TL manevi tazminatın yayın tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı …’den tahsiline; davalı … yönünden, yasal olarak sorumluluğu bulunmadığı gerekçesi ile davanın usulden reddine karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili ile davalı …. vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına göre, davacı vekili ile davalı …. vekilinin yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK’nun 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK 373. maddesi uyarınca dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine, 3.815,00 TL vekalet ücretinin davalı ….’den alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacıya verilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 21,40 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına ve aşağıda dökümü yazılı 2.049,90 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı ….’den alınmasına 22.11.2022 gününde Üye …’un karşı oyu ve oyçokluğuyla karar verildi.

KARŞI OY

Dava, basın yolu ile kişilik haklarına saldırı iddiasına dayalı manevi tazminat istemine ilişkindir.
Davacı tarafından özetle, dava dilekçesinde belirtildiği üzere, “…. Erişim kararı kendilerine ulaştıktan sonra davalıların iki şekilde hareket edebilecekleri, ilk yöntemin başlık aratıldıktan sonra böyle bir şey yok yazısı ile karşılaşılarak o başlık altına yorum yapılmasını engellemek, ikinci yöntemin ise başlığı yoruma açık bırakarak kullanıcıların bu başlık içinde erişimin engellemesi kararını görmelerini sağlamak olduğu, davalı tarafından her iki yöntemin birlikte kullanıldığı, engellenen başlık girildiğinde başlığın sonuna iddiası kelimesi eklenmiş ikinci başlığa gitmeyi önermek suretiyle haksız fiil eyleminin gerçekleştiği…” iddia edilmiş, davalılar tarafından ise başlığın kendileri tarafından açılmadığı, tüm başlıkların listelendiği iddiasının doğru olmadığı, başlıkların kullanıcılar tarafından açıldığı, başlığın gündem -sol frame kısmına taşındığı iddiasının doğru olmadığı, sponsorlu içerikler hariç olmak üzere bu kısımdaki başlıkların algoritmada belirlenen zaman aralığında yazılan içerik sayısına göre otomatik olarak gündem kısmına girdiği, davacının kişilik haklarını ihlal edecek eylemleri olmadığı savunulmuş olup, uyuşmazlık, erişim engeli verilen karara konu başlığın iddiası kelimesi eklenerek davalılar tarafından açılıp açılmadığı, bu başlığa davalıların yönlendirme yapıp yapmadıkları ve bu özel hayata saldırı niteliğinde olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Davalı internet sitesi tarafından haber yapılmamakta, kullanıcılar tarafından başlık açılarak yorum yazılmaktadır. Erişimin yasaklanması kararı verilen ilk başlık davalı tarafından açılmamıştır. Erişim kararına uygun şekilde başlık kaldırılmıştır. Ceza yargılamasında delil yetersizliğinden beraat kararı verilmiş olup bu hususlarda uyuşmazlık bulunmamaktadır.
Öncelikle tüm sosyal medya sınırlamaları ve düzenlemeleri, Anayasa’ya, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin standartlarına ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına ve yasalara uygun olmalıdır. Bu bağlamda basın özgürlüğüne ilişkin korumadan sosyal medyanın da bu kurallar çerçevesinde faydalanacağını kabul etmek gerekir.
Basın özgürlüğü ifade özgürlüğünün ayrılmaz parçası olup insan haklarının korunmasında önemli bir role sahiptir. Toplumun bilgilendirme konusundaki meşru menfaati sadece siyasetçilerle sınırlı olmayıp başka nedenlerle tanınır hale gelen kişiler içinde geçerlidir. Basının ”gözcü” rolü sadece uygun olarak kabul edilen, zararsız sayılan, farklılık içermeyen haber ve fikirler için değil, aynı zamanda şok eden, rahatsız eden, kızdıran haber ve fikirler için de geçerlidir. Bu durum demokratik toplumdan söz edebilmek için var olması gerekli olan çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirliliğin gereğidir. (Handyside/Birleşik Krallık, 7 Aralık 1976, paragraf 23-24)
Hakaretin suç olarak tanımlanması, yasa yoluyla uygulanan sansür, gazetecilerin sindirilmesi, taciz edilmesi hatta öldürülmesi, radyo televizyonların frekans dağılımlarının siyasileşmesi medyada çoğulcululuğu engelleyen ve tekelleşme sağlayan eğilimlerdir.
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamında, askıya alınamaz haklar dışında, koruma kapsamındaki haklar arasında bir hiyerarşi bulunmamaktadır. Bu bağlamda özel hayatın korunması ile ifade özgürlüğü arasında üstünlük söz konusu olmayıp eşit statü ve öneme sahip haklar arasında denge sağlanması zorunludur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Von Hannover ile Campbell davalarında 8. madde ile 10. madde arasında denge kurulurken kullanılacak ilkeleri belirlemiştir. Başlıca üç unsurun ele alınması gerekir. Bunlardan birincisi özel yaşamına yönelik ihlalden yakınan kişinin statüsü, mesleği ve şöhretidir. Burada belirlenmesi gereken husus halka mal olmuş kişi olunup olunmadığıdır. İkinci unsur ise özel hayata ilişkin ifşa edilmiş ya da edilebilecek olan meteryalin içeriğidir. Üçüncüsü ise ifşa edilen meteryalin elde edilme ve kullanılma biçimidir. Siyasetçiler hakkındaki hususların ifşası demokrasi açısından çoğu zaman faydalıdır. Bu nedenle, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir siyasetçi söz konusu olduğunda kabul edilebilir eleştiri sınırlarını sıradan bir kişiye oranla daha genişletilebilir tutmuştur.
Bu ilkeler ışığında somut olaya bakıldığında; ihlal şikayetinde bulunan davacı milletvekilliği, bakanlık yapmış, cumhurbaşkanının damadı ve ünlü bir siyasetçidir. Demokratik yöntemle seçilen siyasetçiler anayasal anlamda ve uygulamada halka en çok mal olmuş kişi statüsünde kabul edilmektedir. Halka mal olmuş kişilere ilişkin haberlerde basına daha geniş serbesti tanınmaktadır (Editions Plon/ Fransa 2006). Magazin haberciliği siyasetçileri yolsuzluklardan, ego tatmininden, tutulmayan sözlerden ve yetersizliklerden sorumlu tutmanın etkili bir aracı olarak basının önemli bir işlevini oluşturmaktadır. Seçimle gelmiş bir siyasetçi açısından zina davranışının ya da alkol ya da uyuşturucu müptelalığının ifşa edilmesi kendisinin bu iş için uygun olmadığının ya da güvenlik zaafı içinde olduğunu gösteriyor, olabileceği için kamu yararına sayılabilir (Walker Robert, Özel Hayat Ne Zaman Kamuyu İlgilendirir ?, İfade Özgürlüğü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Başkanı Nicolas Bratza’ya İthafen Kaleme Alınmış Makaleler, Türk Yargısının İfade Özgürlüğü Konusunda Kapasitesinin Güçlendirilmesi, Avrupa Birliği- Avrupa Konseyi Ortak Projesi, Ankara, Eylül 2012, sh. 57, vd.). Gizli sağlık bilgilerinin ifşası dahi devlet başkanına ilişkin olduğunda haklı nedenlere dayalı kabul edilmiştir. (Editions Plon / Fransa 2006)
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi de 2014/15653 Esas, 2015/11305 Karar sayılı ve 13/10/2015 günlü ilamı ile siyasi parti lideri hakkındaki zina iddialarının yayınlanmasının özel hayata saldırı niteliğinde olduğu iddiası ile açılan davada ”…devletin yüksek makamlarını elinde tutan kişilerin, gerek muhalifleri tarafından gerekse basın tarafından yakından takip edildiği, bu makamlarda bulunan kişilerin siyasi davranışları yanında özel hayatları dahil her hareketlerinin mercek altında tutulduğu, bu nedenle haklarında öğrenilen veya istihbarat sonucu elde edilen her türlü bilginin güncel olup kamuyu yakından ilgilendirdiği, haberin bütün basın yayın kuruluşlarının haberleştirdiği dönemde yayınlanması ve haberin doğru veya yanlışlığının daha sonra kanıtlanmaması haberin görünür gerçekliğe uygun olmasını yeterli kabul edilerek…” verilen ret kararını onamış ve siyasi parti lideri halka mal olmuş kişi olarak kabul edilerek zina olayı ile ilgili haber yapılmasınında öncelik basın özgürlüğüne tanınmıştır.
Davalı tarafından üretildiği iddia edilen içeriğin, başka ifade ile iddiası kelimesi eklenerek açılan ikinci başlığın, davalının ceza yargılamasında beraat etmesi de dikkate alınarak davalı tarafından üretilip üretilmediği teknik bilirkişi incelemesi ile izaha muhtaç olup karar bu yönüyle de hatalıdır.
Tüm bu nedenler ve ilk derece mahkemesi kararında gösterilen gerekçeler ile somut olayda davalıya isnad edilen başlık açılması eylemin basın özgürlüğü kapsamında olup yapılan dengelemede basın özgürlüğüne demokratik toplum gereği öncelik verilmesi ve davanın davalı … sözlük yönünden de reddine karar verilmesi gerekirken, kabule ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına dair Sayın Çoğunluğun kararına katılmıyorum.