YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/24887
KARAR NO : 2022/16107
KARAR TARİHİ : 05.12.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davalı …. Tic.San.Ltd.Şti. yönünden karar verilmesine yer olmadığına, diğer davalılar yönünden davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
KARAR
Dairemiz bozma ilamında özetle; iade edilecek tedavi giderinin vekaletnameye istinaden davalı …’na ödendiği, söz konusu vekaletnamedeki nüfus bilgileriyle davalı …’in nüfus bilgilerinin birbirini tutmadığı, imzanın da ona ait olmadığı, her ne kadar 13/02/2001 tarihli muhasebe denetmeni raporunda davalı …’in sevk kağıdını eşi adına düzenleterek diğer davalı …’na maddi menfaat karşılığı verdiği belirtilmiş ise de, kamu kurumunu dolandırmak, sahte resmi evrak ve noter belgesi düzenlemek ve bu eylemlere katılmak suçlarından davalı … hakkında “eşi adına herhangi bir sevk kağıdı düzenlettirmediği” gerekçesiyle takipsizlik kararı verildiği, yapılan itirazın da reddedildiğinin anlaşılmakta olduğuna, davada, davalı …’in eşi adına hasta sevk kağıdını aldığı ve diğer davalı …’na verdiği ve davacı kurumun zararına uğraması olayına karıştığının somut delillerle kanıtlanamadığı, bu nedenle davalı … yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken yerinde olmayan gerekçe ile kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığına değinilmiştir.
Mahkemece, Dairemiz bozma ilamına karşı direnilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca davalı … vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfı ile 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince bozulmasına karar verilmiş; mahkmece bozmaya uyularak davalı … Ticaret Limited Şirketi hakkında açmış olduğu dava yönünden karar verilmesine yer olmadığına, davalılar … ve … hakkında açılan davanın ise reddine karar verilmiş; karar, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
1-Davacı vekilinin davalı …’e yönelik temyiz itirazları yönünden; dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi olanağı bulunmamasına göre davacı vekilinin yerinde görülmeyen temyiz itirazları reddedilmelidir.
2-Davacı vekilinin davalı …’na yönelik temyiz itirazlarına gelince;
Usulî kazanılmış hak kurumu, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri haline gelmiştir. Anlam itibariyle, bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.
1086 sayılı HUMK’nun yürürlükte olduğu dönemde çıkarılan 09.05.1960 tarih, 1960/21 Esas, 1960/9 karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; Yargıtay bozma kararına uyulmakla orada belirtilen biçimde işlem yapılması yolunda lehine bozma yapılan taraf yararına usulî kazanılmış hak, aynı doğrultuda işlem yapılması yolunda yerel mahkeme için de zorunluluk doğacağı, usulî kazanılmış hakka ilişkin açık kanun hükmü olmasa da temyiz sonucu verilecek bozma kararının hakka ve usule uygun karar verilmesini sağlamaktan ibaret olan amacı ve muhakeme usulünün hakka varma ve hakkı bulma maksadıyla kabul edilmiş olması yanında hukuki alanda istikrar amacıyla kabul edilmiş bulunması bakımından usulî kazanılmış hak müessesesinin usul hukukunun dayandığı ana esaslardan olup kamu düzeniyle de ilgili olduğu belirtilmiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda da usulî kazanılmış hakka ilişkin açık bir düzenleme bulunmamakta ise de bu ilkenin uygulanma gerekliliği HMK hükümleri karşısında da varlığını sürdürmektedir. Yargıtay’ın bozma kararına uyan mahkeme, bozma kararı uyarınca ve bozma kapsamına uygun şekilde işlem yapmak ve hüküm vermek zorundadır.
Yargısal ve bilimsel içtihatlarda “usulî kazanılmış hak” ya da “usulî müktesep hak” olarak adlandırılan bu ilke Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 10.02.1998 tarih, 1987/2-520 esas ve 1988/89 karar sayılı ilâmında “Mahkemenin bozma kararına uymasıyla meydana gelen bozma gereğince işlem yapma ve hüküm verme durumu, taraflardan birisinin lehine ve diğeri aleyhine hüküm verme neticesini doğuracak bir durumdur ve buna usulî kazanılmış hak denilmektedir…” şeklinde tanımlanmaktadır.
Somut davada; yerel mahkemenin davanın kısmen kabulüne dair ilk kararını davalı … temyiz etmemiş ve hakkında verilen hüküm kesinleşmiştir. Dolayısıyla Dairemiz bozma ilamı bu davalı yönünden geçerli olmayacaktır. Şu halde, mahkemece, davacının aleyhine olacak şekilde, kararı temyiz etmediği için lehine bozma kararı verilmemiş ve hakkındaki hüküm kesinleşmiş olan davalı … yönünden de davanın reddine karar verilmesi davacının kazanılmış hakkını da ihlal eder nitelikte olup usul ve yasaya uygun düşmemiş, bu durum kararın bozulmasını gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte gösterilen nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 05/12/2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.