YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/25593
KARAR NO : 2022/16257
KARAR TARİHİ : 06.12.2022
MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda verilen hükmün temyizen tetkiki davacılar vekili ile davalı ….. vekili tarafından talep edilmiş davacılar vekilince duruşma istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen 06.12.2022 Salı günü davacılar vekili Av. … ile davalı ….. vekili Avukat … geldiler. Diğer davalılar adına gelen olmadı. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan tarafların vekilleri dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği düşünüldü:
K A R A R
Asıl ve birleşen davada davacılar vekili; 03.11.2017 tarihinde asıl davada davalı … şirketine trafik sigortalı aracın, davacılar desteğinin kullandığı elektrikli bisikletle karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu desteğin vefat ettiğini, davacıların destekten yoksun kaldıklarını belirterek, asıl davada belirsiz alacak davası olarak 5.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı … şirketinden tahsilini talep etmiş; 28/08/2019 tarihli dilekçesiyle talebini davacı eş … için 86.356,84 TL ye, davacı çocuk … için 16.484,94 TL ye, davacı çocuk … için 17.322,74 TL ye artırmış; istinaf aşamasında 30/06/2021 tarihli dilekçesiyle talebini davacı eş … için 200.145,12 TL ye, davacı çocuk … için 27.032,47 TL ye, davacı çocuk … için 25.617,56 TL ye yükseltmiş, birleşen davada davalı işleten ve sürücüden davacı eş … için 50.000,00 TL ve davacı çocukların her biri için ayrı ayrı 30.000,00 TL manevi tazminatın haksız fiil tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte tahsilini talep etmiştir.
Asıl davada davalı …; desteğin asli kusurlu olması nedeniyle davanın reddi gerektiğini, aksi kanaat halinde kusur raporu alınması ve müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini savunmuştur.
Birleşen davada davalı …. Tic. Ltd. Şti. Vekili; aracın asıl davada davalı … şirketine genişletilmiş kasko sigorta poliçesi ile sigortalı olduğunu, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
Birleşen davada davalı …; davacılar desteğinin ağır kusurlu olduğunu, talep edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu belirterek, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince; kazanın meydana gelmesinde davacılar desteğinin %70 oranında kusurlu bulunduğu, alınan hesap raporunun benimsendiği, kask takmaması nedeniyle %20 oranında müterafik kusur indirimi yapıldığı gerekçesiyle, asıl davanın kısmen kabulü ile davacı eş … için 69.085,47 TL, davacı çocuk … için 13.187,95 TL, davacı çocuk … için 13.858,19 TL destekten yoksun kalma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı … şirketinden tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine, birleşen davada davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile davacı eş … için 25.000,00 TL ve davacı çocuklar lehine ayrı ayrı 15.000,00’er TL manevi tazminatın 12/11/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş; karara karşı davacılar vekili, birleşen davada davalı sürücü … vekili, birleşen davada davalı işleten şirket vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; taraf vekillerinin kusura ilişkin itirazlarının yerinde olmadığı, yapılan müterafik kusur indiriminin usul ve yasaya uygun olduğu, TRH 2010 yaşam tablosu ve progresif rant esasına göre alınan ek raporla davacıların hesap raporuna yönelik itirazlarının haklı olduğu, istinaf aşamasında ıslah yapılamayacağı, belirsiz alacak davasında aynı dava içinde ikinci kez bedel artırımı yapılamayacağından davacıların bedel artırım dilekçesi nazara alınmaksızın hüküm kurulduğu ve ek dava açılabilmesi için fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu, taraf vekillerinin hükmedilen manevi tazminat miktarına yönelik istinaf başvurularının yerinde olmadığı gerekçesiyle; davacılar vekilinin asıl davaya yönelik istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, birleşen davaya yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine, birleşen davada davalı işleten ve sürücü vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, ilk derece mahkemesi kararının HMK’nın 356/2. maddesi uyarınca kaldırılmasına, yeniden hüküm oluşturulmak suretiyle, asıl davanın kısmen kabulü ile davacı eş … için 69.085,47 TL, davacı çocuk … için 13.187,95 TL, davacı çocuk … için 13.858,19 TL destekten yoksun kalma tazminatının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı … şirketin tahsiline, davacıların fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına, birleşen davada davacıların manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulü ile davacı eş … için 25.000,00 TL ve davacı çocuklar lehine ayrı ayrı 15.000,00’er TL manevi tazminatın 12/11/2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline, fazlaya ilişkin taleplerin reddine karar verilmiş; asıl davada verilen hüküm, davacılar vekili ile asıl davada davalı …Ş vekili tarafından temyiz edilmiştir.
1) Dava, trafik kazası sonucu ölüm nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
Bölge Adliye Mahkemesince; işin esasına girilerek kurulan yeni hükümde asıl ve birleşen davada davacıların maddi ve manevi tazminat istemlerinin kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, dava şartı olan teminat hususu resen araştırılmadan karar verilmesi doğru olmamıştır.
Türk Hukukunda kişilerin hak arama özgürlüklerini kullanmaları herhangi bir sınırlandırmaya tâbi tutulmamıştır. Ancak bazı istisnai durumlarda dava açan veya takip hakkını kullananın önceden belirlenen bazı özel yükümlülükleri yerine getirmesi şart koşulabilir. Bu istisnai şartlardan biri de teminat gösterme yükümlülüğüdür.
5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun’un 48. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadır.” 5718 sayılı Kanun’da teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütü esas alınmıştır. Buna karşın davalının veya kendisine karşı takibe girişilen karşı tarafın vatandaşlığı, bu madde kapsamında da bir öneme sahip değildir. Bu maddeye göre hakim tarafından verilen kesin süre içinde teminat gösterilmezse, dava, dava şartı eksikliğinden 6100 sayılı HMK’nın 114/1-ğ maddesi uyarınca reddedilir.
5718 sayılı Kanun’un 48. maddesinin 2. fıkrasında ise; “Mahkeme, dava açanı, davaya katılanı veya icra takibi yapanı karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutar” hükmü yer almaktadır.
Buna göre Türk hâkimi, yabancı davacının, davaya katılanın veya icra takibinde bulunanın vatandaşı olduğu ülke ile Türkiye arasında karşılıklılık (mütekabiliyet) var ise, bu kişiyi teminattan muaf tutacaktır. Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Az yukarıda belirtilen anlaşmalardan biri de 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi olup, anılan sözleşmenin 17. maddesinde; âkit devletlerden birinde ikamet eden ve diğer bir devletin mahkemeleri huzurunda davacı veya müdahil olarak bulunan âkit bir devletin vatandaşlarından yabancı olmaları sebebi ile herhangi bir teminat istenemeyeceği düzenlenmiştir.
Davacılar Suriye uyruklu olup, mahkemece teminat muafiyetinin bulunup bulunmadığı hususunda, hükme dayanak oluşturacak nitelikte bir araştırma yapılmadığı anlaşılmaktadır.
5178 sayılı Kanun’un 48. maddesinin 2. fıkrasında dava açanın karşılıklılık esasına göre teminattan muaf tutulabileceği düzenlendiğinden, öngörülen teminat hususu mahkemece resen gözetilmelidir.
Şu halde mahkemece, öncelikle davacıların teminattan muaf olup olmadığı hususu Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğünden sorularak davacıların teminat göstermesi gerektiği sonucuna varılırsa, teminatın yatırılması için davacılara kesin süre verilmesi, anılan sürede belirtilen teminatın yatırılmaması halinde istemin usulden reddine, yatırılması halinde ise, dava şartı eksikliği süresinde giderilmiş olacağından işin esasına girilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, doğrudan işin esasına girilmesi doğru olmamış, Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün bu yönden resen bozulmasına karar vermek gerekmiştir.
2) Bozma neden ve şekline göre davacılar vekili ile asıl davada davalı … vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan ve resen görülen nedenlerle temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, (2) nolu bentte açıklanan nedenle davacılar vekili ile asıl davada davalı … vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 8.400,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davalı …Ş.’ye verilmesine, 8.400,00 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak duruşmada vekille temsil olunan davacılara verilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılar ve davalı …Ş.’ye geri verilmesine 06.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.