YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3528
KARAR NO : 2021/3659
KARAR TARİHİ : 24.06.2021
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi
Davacı tarafından davalı … aleyhine verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine hakem heyeti tarafından yapılan yargılama sonunda; itiraz hakem heyetinin itirazın reddine dair verilen kararının davacı vekili tarafından süresi içinde temyizi istenilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
-K A R A R-
Davacı vekili, 07.08.2018 tarihinde muris …’in yolcu olarak bulunduğu aracın karıştığı tek taraflı trafik kazasında …’in vefat ettiğini, davacının müteveffa …’nin manevi oğlu olduğunu, davacının evlilik dışı dünyaya geldiğini ve öz babasını hiç tanımadığını, davacı henüz 2 yaşında iken annesi ile müteveffanın evlendiğini ve davacıya müteveffanın babalık yaptığını, aynı çatı altında uzun süre birlikte yaşadıklarını, müteveffanın ölümü ile davacının büyük üzüntü duyduğunu belirterek 50.000,00TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiştir.
Davalı vekili, başvurunun reddini savunmuştur.
Uyuşmazlık Hakem Heyetince, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; başvuru sahibi ile müteveffa arasında evlatlık ilişkisi kurulmadığı, sadece aynı adreste ikamet ettikleri anlaşılmakla davacı ile müteveffa arasında eylemli ve gerçek bir bağ bulunduğu kanıtlanamadığı için manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş, İtiraz Hakem Heyetince davacı vekilinin itirazının reddine dair karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan vefat nedeni ile manevi tazminat istemine ilişkindir.
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 6098 sayılı Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi hükmüne göre, hakimin manevi tazminat adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. 22/06/1996 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Diğer yandan hakim manevi tazminatın miktarını tayin ederken saldırı teşkil eden eylem ve olayın özelliği yanında tarafların kusur oranını, sıfatını, işgal ettikleri makamı ve diğer sosyal ve ekonomik durumlarını da dikkate almalıdır. Miktarın belirlenmesinde her olaya göre değişebilecek özel hal ve şartların bulunacağı da gözetilerek takdir hakkını etkileyecek nedenleri karar yerinde objektif olarak göstermelidir. Çünkü kanunun takdir hakkı verdiği hususlarda hakimin hukuka ve hakkaniyete göre hüküm vereceği Türk Medeni Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilmiştir. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır.
Bir ceza olmadığı gibi mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı, onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır.
Haksız fiil neticesinde bir ölüm meydana gelirse, ölen kişinin yakınları TBK m. 53’te tahdidi olarak sayılmayan şu zararları talep edebilmektedir: 1. Cenaze giderleri. 2. ölüm hemen gerçekleşmemişse tedavi giderleri ile çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar. 3. ö̈lenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar. Görüldüğü üzere hükümde manevi zararların giderilmesine yönelik bir düzenleme bulunmamaktadır. TBK m. 56’da ayrı bir maddede düzenlenen hükmün 2. fıkrasına göre, “Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” Hükümde öne çıkan husus, manevi tazminatı kimlerin, hangi şartlar altında isteyebileceğidir. Burada “ölenin yakınları” ifadesinin incelenmesi gerekir. Ölenin “Yakını” Kavramı TBK m. 56’nın gerekçesine bakıldığında, 818 sayılı BK’da ölüm halinde, “ölünün ailesi” yararına olmak üzere manevi tazminata karar verildiği halde, yeni düzenlemede “ölenin yakınları” yararına olmak üzere manevi tazminata karar verileceği, hükmün kapsamının genişletildiği belirtilmektedir. Hal böyle olunca, ölenin “yakınları”nın, ölenin “ailesi”ni de içine alarak daha geniş bir kavramı ifade ettiği anlaşılmaktadır. Ancak BK döneminde de gerek öğretide gerekse yargı kararlarında “aile” kavramının, ölümden büyük üzüntü ve elem duyan yakınlar olduğu kabul edilmekteydi. Belirtmek gerekir ki, ölenin yakınından maksat miras veya nafaka yakınlığı da değildir. Ölen kişi ile güçlü duygusal bağı olan fakat herhangi bir ailevî veya hukukî ilişkisi olmayan bir kişi de pekala ölenin yakını olması hasebiyle bu madde kapsamında manevi tazminat talep edebilir. Buna mukabil, ölenin akrabası olmakla birlikte, ilişkisi azalmış kişilerin manevi bir zarara uğradıkları kabul edilemeyeceğinden dolayı lehlerinde manevi tazminata hükmedilmemelidir. Yargıtay’a göre, “…bir kimsenin ölenin yakını sayılabilmesi için, ölen ile eylemli aile ve sevgi bağlarının varlığı gereklidir. Burada önemli olan, aile hukuku çevresinde yakınlık değil, duygusal yakınlıktır, bu yüzden manevi tazminata hükmetmek için murisle çok yakın ve içtenlik taşıyan duygusal bir bağlılığın varlığı aranmalıdır…”Görüldüğü üzere manevi tazminat talep edebilme hususunda aile hukuku bağlamında yakınlığın bir önemi bulunmamaktadır. Ölen kişinin yakınının yaşının herhangi bir önemi bulunmamaktadır. Ayırt etme gücüne sahip olan ve ölümün acısını derinden hissedecek bir yaşta olan çocuk da manevi tazminat talebinde bulunabilir.
TBK m. 56’ya göre, “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini gözönünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” Ölüm ve bedensel bütünlüğün ihlalinde manevi tazminatın belirlenmesi hususunda Kanunda ayrıca bir hüküm bulunmamaktadır. Ne var ki, yukarıdaki maddenin vurguladığımız kısımları ölüm ve bedensel bütünlüğün ihlalinde manevi tazminatın belirlenmesinde yol gösterici olmaktadır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, ölüm ve bedensel bütünlüğün ihlalinde manevi tazminata hükmedilmesi hâkimin takdir yetkisi altındadır. Hâkimin bu takdir yetkisini ne şekilde kullanacağı TMK m. 4’te düzenlenmiştir. Buna göre, “Kanunun takdir yetkisi tanıdığı veya durumun gereklerini ya da haklı sebepleri gözönünde tutmayı emrettiği konularda hâkim, hukuka ve hakkaniyete göre karar verir.” Böylece burada hâkim, manevi tazminata hükmedip hükmetmeyeceğine karar verirken hukuku ve hakkaniyeti kıstas almak zorundadır. Hususen TBK m. 56 kapsamında hâkim, takdir yetkisini kullanacaksa, olayın özelliklerini de göz önünde bulundurmak durumundadır.
Somut olayda; davacının annesi Nisfican Şahin’in, davacı …’ı evlilik dışı dünyaya getirdiği, …’ın biyolojik babasını hiç görmediği ve tanımadığı, davacının nüfus kaydına annesinin kızlık soy ismi olan (YILDIZ) soy ismi ile kaydolduğu, resmi kayıtlarda dahi öz babası bakımından herhangi bir soy bağı kurulmadığı, davacının annesinin 29.06.1993 tarihinde davacı henüz 2 yaşında iken müteveffa … ile evlendiği, uzun yıllar davacı ile müteveffanın aynı çatı altında yaşadığı ve müteveffa … ile davacı arasında manevi, duygusal ve eylemli aile ve sevgi bağlarının oluştuğu anlaşılmaktadır. Olay tarihi, olayın gelişim şekli, davacının vefat edene yakınlığı ile yukarıdaki ilkeler gözetildiğinde davacı yararına manevi tazminata karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile başvurunun reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine, 24/06/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.