Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2021/3675 E. 2021/4371 K. 08.07.2021 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/3675
KARAR NO : 2021/4371
KARAR TARİHİ : 08.07.2021

MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi

Taraflar arasındaki sigorta tahkim davasında Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti tarafından verilen uyuşmazlıktan el çekilmesine ilişkin kararın davacılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:
-K A R A R-
Davacılar, karşı tarafa (davalıya) trafik sigortalı araç sürücüsünün kusurlu hareketi ile gerçekleşen kazada müvekkilinin yaralandığını ve malul kaldığını açıklayıp fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile 6.100,00 TL’nin tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile talebini artırmıştır.
Davalı, davaya karşı cevap dilekçesi sunmamıştır.
Sigorta Tahkim Komisyonu Uyuşmazlık Hakemince, iddia, savunma ve toplanan kanıtlara göre; talebin kabulü ile 152.946,57 TL’nin tahsiline karar verilmiş, anılan karara karşı davalı tarafça itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetince, uyuşmazlıktan el çekilmesine karar verilmiş, karar, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dava, trafik kazasından kaynaklanan bedensel zarara dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Eldeki dava ile davacı tarafça, davaya konu kazayı yapan aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu ve zarardan bu sıfatla sorumluluğu bulunduğu gerekçesiyle davalıya husumet yöneltilmiş; hakem heyetince tazminata ilişkin alınan raporlara göre davanın kabulüne karar verilmiş, davalı vekili anılan karara itiraz aşamasında; poliçenin düzenlenme saatinin “19:27” olduğunu, kaza saatinin ise kaza tespit tutanağında “19:00” olarak yazılı iken üzerinde karalama yapılarak “19:30” olarak değiştirildiğini, kaza saatinde geçerli bir poliçenin bulunmadığını, poliçenin düzenlenme saatinin kaza saatinden sonra olduğunu, kaza saati “19:30” olarak kabul edilse dahi poliçenin düzenlenme saati dikkate alındığında 3 dakika içinde kazanın gerçekleşmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu savunmuştur. Anılan savunma üzerine İtiraz Hakem Heyetince, karar konusunda çoğunluk sağlanamadığı gerekçesi ile uyuşmazlıktan el çekilmesine karar verilmiştir. Heyette yer alan hakemlerden birisi, davalının yargılama sırasında davaya karşı hiç cevap vermemiş olması, raporlara ve ıslah dilekçesine karşı beyanda bulunmaması nedeni ile bu aşamada yapılan bu savunmanın incelenemeyeceğini, bir diğer hakem heyeti üyesi; kaza tutanağının aslı incelenmeden karar verilemeyeceğini, diğer heyet üyesi ise davanın reddi gerektiğini belirtmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince çoğunluk sağlanamadığı gerekçesi ile uyuşmazlıktan el çekilmesine karar verilmiştir.
Anılan karar hatalı olup bozmayı gerektirmektedir.
Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle sıfat kavramına değinmekte fayda bulunmaktadır.
Sıfat, dava konusu kılınan sübjektif hakla davanın tarafları arasındaki ilişkiyi ifade eder ve dava dilekçesinde davacı ve davalı olarak gösterilmiş kişilerin maddi hukuk bakımından gerçekten hak sahibi veya yükümlü konumunda bulunup bulunmadığına ilişkin bir kavramdır (Tanrıver, S.: Medeni Usul Hukuku, C.I, … 2016, s. 512).
Davacı tarafta yer alan taraf için aktif dava sıfatı, davalı tarafta yer alan taraf için pasif taraf sıfatından söz edilebilir. Uygulamada, “sıfat” yerine “husumet” terimi de kullanılmaktadır. Sıfat, dava şartı olmayıp, itirazdır. Çünkü bir kimsenin hak sahibi veya borçlu olup olmadığı davanın esasına girildikten sonra tespit edilebilir. Bu durumda ise dava esastan ret veya kabul edilir. Oysa dava şartları davanın esasına girilmesini engelleyen niteliktedir. Ancak sıfat bir itiraz olduğundan, hâkim diğer itirazlar gibi taraf sıfatını da dava dosyasından anlayabildiği sürece kendiliğinden nazara alır. Sıfat, davada taraflardan birinin davaya konu subjektif dava hakkının bulunup bulunmadığı veya yükümlü konumda olup olmadığı ile ilgili bir husustur. Tarafların sıfatının yargılama sonuna kadar devam etmesi zorunludur. Bu husus mahkemece(eldeki davada hakem heyetince) re’sen göz önünde bulundurulmalıdır. Bir davada, taraflardan birinin, davacı ya da davalı sıfatının (aktif ya da pasif husumet ehliyetinin) olmadığı belirlenirse, artık bu davanın esasının çözümüne girilmeden, davanın husumet yokluğundan reddi gerekir. Bir kişinin belli bir davada davacı ya da davalı sıfatını haiz olup olmadığı şeklinde nitelendirilen husumetin ileri sürülme zamanı yasa ile kabul edilen bir ilk itiraz olmadığı gibi, davalı tarafından ileri sürülmesi gerekli bir def’î de değildir. Davanın her aşamasında ileri sürülmesi mümkün veya mahkemece vakıf olunduğu takdirde re’sen nazara alınması gerekli hukukî bir durumdur (Kuru, B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C.I., … 2001, s. 1157 vd.).
Somut olayda; davalı aleyhine, kazaya konu aracın trafik sigortacısı olduğu iddiası ile eldeki dava açılmıştır. Davalının anılan zarardan sorumlu tutulup tutulmayacağı, diğer bir ifade ile davada taraf sıfatı olup olmadığı, davaya konu zarardan yükümlü olup olmadığı, kaza tarihini kapsayan geçerli bir zorunlu mali sorumluluk sigorta sözleşmesinin kurulmuş olmasına bağlıdır. Davalının anılan kaza nedeni ile ortaya çıkan zarardan sorumlu olup olmayacağı, husumete ilişkin bir uyuşmazlık olup, husumet itirazı ilk itirazlardan olmayıp yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi resen de ele alınabilecektir. Bu nedenle İtiraz Hakem Heyetince, davalının husumete ilişkin bu itirazı yönünde, hakem yargılaması sırasında beyanda bulunmadığı gerekçesi ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.
Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası; motorlu bir aracın karayolunda işletilmesi sırasında, bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına neden olması halinde, o aracı işletenin, zarara uğrayan 3. kişilere karşı olan sorumluluğunu belli limitler dahilinde karşılamayı amaçlayan ve yasaca yapılması zorunlu kılınan bir sorumluluk sigortası türüdür. Bu sigorta kapsamında sigortacının zarardan sorumlu tutulabilmesi için, rizikonun poliçe vadesi içinde gerçekleşmesi gerekir.
Aracı işletenin zararlandırıcı sigorta olayının gerçekleşmesinden sonra rizikonun gerçekleştiğini bilerek sigorta mukavelesini yapması halinde, anılan sözleşmenin hükümsüz olacağı düzenlenmiştir.
Öte yandan, Karayolları Motorlu Araç Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları’nın A-4. maddesine göre; sigorta poliçesinde aksi kararlaştırılmadığı sürece, sigorta sözleşmesinin, Türkiye saati ile saat 12.00’da başlayıp, öğle vakti saat 12.00’da sona ereceği hüküm altına alınmıştır.
Dosya kapsamına göre, davalıya trafik sigortalı olduğu iddia edilen araç 14/09/2017 tarihinde kazaya karışmıştır. Araca ilişkin olarak sunulan trafik poliçesinde poliçenin düzenlenme tarihi 14/09/2017 olup, poliçenin düzenlenme saati ise 19:27 olarak yazılmıştır. Kaza tespit tutanağında ise kaza tarihi 14/09/2017 olarak yazılmış, kaza saati konusunda ise davalı tarafça, kaza saatinin karalama ve oynama yapılarak poliçe tanzim saatinden öncesi olacak şekilde değiştirildiği iddia edilmiştir. Davalının bu savunması husumete ilişkin bir savunma olup yargılamanın her aşamasında ileri sürebileceği gibi ileri sürülmese dahi resen ele alınması gerekmektedir.
Bu itibarla; davalı sigortacının sigorta poliçesi gereği sorumluluğunun başlamasından sonra, davaya konu kazanın gerçekleşip gerçekleşmediğinin (rizikonun poliçe vadesi içinde olup olmadığının) saptanması önem kazanmaktadır. Yukarıda anılan yasal düzenlemeler gereği, sigortacının sorumluluğunun başlaması için, poliçede kararlaştırılan primin ödenmiş olması gerekliliği ile poliçenin tanzim saati dikkate alındığında, kaza saatinin netleştirilmesindeki zorunluluk açıkça ortaya çıkmaktadır. İtiraz Hakem heyetinin bu hususta herhangi bir araştırma yapmadan ve davalı yanın bu savunması üzerinde durmadan karar vermesi, eksik inceleme mahiyetindedir.
Açıklanan hukuki ve maddi vakıalar karşısında hakem heyetince; davalı sigortacının trafik sigorta poliçesi kapsamında davacının zararından sorumluluğunun doğması için, davalı poliçesinin vadesi içinde gerçekleşmiş bir kazanın olması gerektiği gözetilerek kaza saatin saptanması; bu belirlemelerden sonra, yukarıda anılan yasal düzenlemeler de dikkate alınıp davalı sigortacının hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik incelemeyle, yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacılar vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 08/07/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.