YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2021/746
KARAR NO : 2022/15061
KARAR TARİHİ : 21.11.2022
MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 3. Asliye Hukuk Mahkemesi
Taraflar arasındaki manevi tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne dair verilen hükme karşı davacı vekili ve davalılar vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak davanın reddine dair verilen kararın süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Davacı, Musevi dinine mensup bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu, davalı …’un da Musevi dinine mensup bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup Alarko şirketler Topluluğu’nun kurucu ortaklarından olduğunu, Nazilerden kaçan Yahudileri Filistin’e götürmek üzere Romanya’dan yola çıkan Struma gemisinin İstanbul açıklarında Sovyet denizaltısı tarafından batırılmasına ilişkin (tarihte Struma Olayı olarak bilinen) olayın II. Dünya Savaşı sırasında meydana geldiğini, davadışı …’ın ”Struma, İstanbul Açıklarında 72 Gün Boyunca 769 Yahudi’nin Dramı” adlı kitabı yazdığını, bu kitabın tanıtımının 11 Eylül 2012 günü dava dışı yazar Halit Kakınç ve davalı …’un katıldığı bir basın toplantısıyla bir gemide gerçekleştirildiğini, toplantıda Struma olayı ve kitap hakkında bilgi veren yazar Halit Kakınç ve davalı …’un basın mensuplarının sorularını yanıtladığını, davalı …’un bu sorulara verdiği cevaplarda gemideki Yahudileri Ankara’daki yönetimin ölüme terk ettiğini iddia ettiğini, Ankara’daki yönetim hakkında “Ankara’daki katiller” ifadesini kullandığını, davalı …’un aynı zamanda dava dışı …’ın yazdığı Struma kitabının 9. sayfasında “Arınma ve Günah Çıkarma Zamanı” başlığı ile 3 sayfadan oluşan bir yazı yazdığını, davalı …’un kitap tanıtımına ilişkin bu etkinlik programında ve Struma kitabındaki yazısında Türk milleti hakkında ağır hakaret içeren söylemlerde bulunduğunu, davacının kendisinin de mensup olduğu Türk milletine yapılan bu hakaretler nedeniyle manevi zarara uğradığını, davalının bu sözleri nedeniyle kişilik haklarına saldırıda bulunulduğunu belirterek 30.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren işleyecek faiziyle birlikte davalıdan tahsiline ve kararın tam metninin Türkiye genelinde tirajı en yüksek 3 gazetede yayınlanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı vekili; müvekkilinin tarihe Struma Olayı veya Struma Faciası şeklinde geçen olayı ve olayın gerçekleştiği dönem itibariyle yaşananları insani bir gerekçeyle eleştirdiğini, buna benzer eleştirilerin daha önce de pek çok kişi tarafından değişik platformlarda dile getirildiğini, bu eleştirinin düşünce ve fikir özgürlüğü kapsamında kaldığını, müvekkilinin eleştirilerinde Türk milleti hakkında olumsuz bir ifade kullanmadığını belirterek davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince, T.C. Anayasasının 66. maddesinde “Türk Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’dür.” hükmü bulunduğu, davalı tarafından söylendiği iddia olunan sözlerin davacının vatandaşlık bağı ile bağlı bulunduğu, Türk milletine yönelik olması durumunda davacının aktif dava ehliyetinin bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, davalı tarafından söylendiği iddia olunan sözlerin ( Ankara’daki katiller ) Struma olayının yaşandığı dönemdeki Türkiye Cumhuriyeti Devletini yönetenlere yönelik olduğu, Ankara’daki yöneticilerden kast edilenler devletin en başındaki Cumhurbaşkanı olmak üzere, Başbakan, Bakanlar ve diğer devlet organlarını oluşturan gerçek kişiler olduğu, bu kişilerin Türk halkını temsil ettikleri ve onlar adına yönetim görevini üstlendiklerinin açık olduğu, bu durum karşısında davalı tarafından söylendiği, davalı vekilinin kabulü ile de sabit olan “Ankara’daki katiller” söyleminin Türk milletine yönelik olduğunu kabul etmek gerektiği, söylenen sözlerin rencide edici, küçük düşürücü olduğunun tartışmasız olduğu, her Türk vatandaşının bu sözlerden dolayı kendisini aşağılanmış, küçük düşürülmüş hissedip, manevi yönden acı ve ızdırap duyacağı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan davacının da acı ve ızdırap duyduğunun şüphesiz olduğu, bu nedenle manevi tazminat isteminin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 15.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihi olan 11/09/2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan alınıp davacıya verilmesine, davacının fazlaya ilişkin talebinin ve diğer taleplerinin reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince, davaya konu olayda davacının kişilik haklarına doğrudan saldırı olarak kabul edilebilecek bir hususun bulunmadığı, dolayısıyla matufiyet şartının gerçekleşmediği, davacının kişilik haklarının ihlal edilmediği, buna göre Türk Borçlar Kanunu’nun 58. ve Türk Medeni Kanunu’nun 24 ve 25. maddelerindeki manevi tazminatın yasal koşullarının oluşmadığı, şartları oluşmayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı biçimde karar verilmiş olmasının doğru olmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere HMK’nın 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş olmasına, dava şartları, delillerin toplanması ve hukukun uygulanması bakımından da hükmün bozulmasını gerektirir bir neden bulunmamasına, davalının davaya konu ifadeleri ile doğrudan davacıyı hedef almamasına, “matufiyet” unsurunun gerçekleşmemesine, dolayısıyla davacının aktif husumet ehliyetinin bulunmadığının anlaşılmasına, bu sebeple davanın aktif husumet yokluğundan reddine karar verilmesi gerekirken, kişilik haklarına saldırı söz konusu olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi doğru değil ise de kararın sonuç itibariyle doğru olmasına göre, davacı vekilinin yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK’nun 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK’nun 373. maddesi uyarınca dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesine gönderilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 21,40 TL kalan onama harcının temyiz eden davacıdan alınmasına 21.11.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.