Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2022/10082 E. 2022/16178 K. 05.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/10082
KARAR NO : 2022/16178
KARAR TARİHİ : 05.12.2022

MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi

Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasının yapılan yargılaması sonunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine dair verilen hükmün süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:

K A R A R

Mahkemenin, tasarruf tarihi olan 14.03.2008 tarihi itibarı ile davalı …’in vergi borcu bulunan şirketin yetkilisi olmadığı gerekçesiyle davanın reddine ilişkin kararı, Yargıtay(Kapatılan) 17.Hukuk Dairesi’nin 25.04.2012 tarih, 2011/10682 Esas ve 2012/5137 Karar sayılı ilamı ile birinci olarak, davalı …’ın tasarruf tarihine göre daha önceki bir tarihte vergi borçlusu şirketin temsilcisi olarak seçildiği, yani tasarruf tarihinde şirketin temsilcisi olduğunun anlaşıldığı, mahkemece 6183 sayılı Yasa’nın 24 ve devamı üç grup altında 27, 28, 29 ve 30. maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması, ikinci olarak Merter Vergi Dairesince davalı …’ın 5 parça taşınmazı üzerine haciz tatbik edildiği, buna göre davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunup bulunmadığının belirlenmesi bakımından taşınmazlardaki hacizlerin davaya konu alacağa ilişkin olup olmadığı ve borca yeter olup olmadığının araştırılması, üçüncü olarak da iptali istenen tasarrufa konu taşınmaz satışının davalı … tarafından yapılmış olup, davada davalı …. San. ve Tic. A.Ş.’nin iptali istenen her hangi bir tasarrufu bulunmadığı gözönüne alınarak davalı şirket yönünden husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozulmuş, bozma sonrasında mahkemece üçüncü bende uyma, birinci bende direnme kararı verilmiş, Hukuk Genel Kurulunca, bozma ve direnme kararının verilmesinden sonra, direnme kararının temyizi aşamasında Anayasa Mahkemesi’nin 19.03.2015 tarih, 2014/144 Esas, 2015/29 Karar sayılı kararıyla “21.07.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un Mükerrer 35. maddesine 04.06.2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen 5. ve 6. fıkralarının Anayasa’ya aykırı olduklarına ve iptallerine” karar verildiği ve bu iptal kararının 03.04.2015 tarih ve 29315 sayılı Resmi Gazetede yayımlandığı, iptal kararı sonucu oluşan durumun 28.06.1960 tarih ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararında da belirtildiği üzere, maddi anlamda kesinleşmemiş ve derdest olan eldeki davaya da uygulanmasının zorunlu olduğu, bu durumda Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının eldeki davaya uygulanarak, açıklanan ilkeler doğrultusunda bu iptal kararından sonra oluşan yeni durum dikkate alınarak Özel Dairesince inceleme yapılması ve buna göre sonuca varılması gerektiği belirtilerek 02.03.2016 tarih, 2017/17-415 Esas 2016/222 Karar sayılı ilamı ile, bozma kararından sonra yerel mahkemece verilen kararın yeni oluşan duruma göre davacı vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi yönünden dosya Dairemize gönderilmiştir.
1-Dosyadaki yazılara, mahkemenin davalı …. San. ve Tic. A.Ş. yönünden açılan davada, pasif husumet ehliyeti bulunmadığından bu davalı aleyhine açılan davanın husumet yokluğundan reddine ilişkin kararının bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, davacı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2-Dava, 6183 sayılı yasanın 24 ve devamı maddelerine dayanılarak açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkindir.
Mahkemece, Yargıtay(Kapatılan) 17.Hukuk Dairesi’nin bozma ilamının birinci bendine direnilerek, 25.04.2008 tarihli olağan genel kurul toplantısında davalı …’in yönetim kurulu başkanı olarak seçildiği, bu durumda …’in kanuni temsilcilik sıfatı ve ödenmeyen kamu alacaklarından dolayı şahsi sorumluğunun 25.04.2008 tarihinden itibaren müşterek temsil esasına göre söz konusu olduğu, tasarrufun yapıldığı tarih olan 14.03.2008 tarihinde …. Sanayi ve Ticaret A.Ş.nin kanuni temsilcisinin … olmadığı, bu sebeple şirketin ödenmeyen amme alacağından sorumluluğunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de varılan sonuç usul ve yasaya uygun bulunmamıştır.
6183 sayılı yasanın kanuni temsilcilerin sorumluluğu başlığını taşıyan mükerrer 35. maddesi, tüzel kişilerin mal varlığından tahsil edilemeyen veya tahsil edilemeyeceği anlaşılan amme alacaklarının kanuni temsilcilerinin mal varlığından tahsil edileceği hükmünü içermektedir.
Hukuk Genel Kurulu’nun 02.03.2016 tarihli ve 2014/17-415 E., 2016/222 K. sayılı ilamında; yukarıda sözü edilen Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararının eldeki davaya uygulanarak, bu iptal kararından sonra oluşan yeni durum dikkate alınarak Özel Dairesince inceleme yapılması ve buna göre sonuca varılması gerektiği belirtilerek, işin esasının incelenmesi için dosya Dairemize gönderilmişse de; Anayasa Mahkemesi’nin 19/03/2015 tarih, 2014/144 Esas, 2015/29 Karar sayılı kararıyla “21.07.1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un Mükerrer 35. maddesine 04.06.2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun’un 4. maddesiyle eklenen 5. ve 6. fıkralarının Anayasa’ya aykırı olduklarına ve iptallerine karar verilmiş olup, iptallerine karar verilen bu fıkralar; amme alacağının doğduğu ve ödenmesi gerektiği zamanlarda kanuni temsilci veya teşekkülü idare edenlerin farklı şahıslar olması durumunda bu şahısların amme alacağının ödenmesinden müteselsilen sorumlu olacaklarına ilişkindir. Anayasa Mahkemesinin 25.07.2017 tarih 2014/15237 Esas sayılı Kararı,Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 11.12.2018 tarih 2013/1 Esas 2018/1 Kararında da belirtildiği gibi, davalı …’in amme borçlusu şirketin kurulduğu 24.12.2003 tarihinden 15.11.2007 tarihine kadar çift imza ile yetkili, 25.04.2008 tarihinden sonra yine yetkili olduğu, borcun 2004-2009 dönemine ilişkin bulunduğu, böylece amme alacağının hem doğduğu hem ödenmesi gerektiği zamanlarda davalı …’in şirketin ortağı, yönetim kurulu üyesi ve kanuni temsilcisi olduğu anlaşılmakta olup, şirketten tahsil edilemeyen vergi borcundan sorumlu olacaktır. Bu durumda, Yargıtay(Kapatılan) 17.Hukuk Dairesi’nin 25.04.2012 tarih, 2011/10682 Esas ve 2012/5137 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, mahkemece 6183 sayılı Yasa’nın 24 ve devamı maddelerinde üç grup altında 27, 28, 29 ve 30. maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması ile hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu üzere davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiştir.
SONUÇ :Yukarıda (1)nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 05.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.