YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/11351
KARAR NO : 2022/14285
KARAR TARİHİ : 09.11.2022
MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi
Davacılar vekili tarafından, davalı aleyhine verilen dilekçe ile trafik kazası sonucu meydana gelen maluliyet nedeniyle maddi tazminat istenmesi üzerine mahkemece yapılan yargılama sonunda; davanın zamanaşımı nedeni ile reddine dair verilen kararın istinaf incelemesinde; davacının istinaf başvurusunun esastan reddine dair verilen karar, davacılar vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmekle temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
K A R A R
Davacılar vekili; 04.07.2009 tarihinde davalı nezdinde zorunlu mali sorumluluk poliçesiyle sigortalı araçla gerçekleşen tek taraflı kazada sigortalı araçta yolcu olarak bulunan davacıların ağır şekilde yaralandığını, dava safahatında rapor alındığında müvekkillerinin maluliyet oranlarının açıklığa kavuşacağını, davacıların davalı sigortaya yaptıkları başvurunun sonuçsuz kaldığını iddia ederek maddi tazminat talep ve dava etmiştir.
Davalı vekili; 8 yıllık ceza zamanaşımı süresinin dahi 04.07.2017 tarihinde dolduğunu, davanın zamanaşımı süresi dolduktan sonra açıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince; davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiş; karara karşı davacılar vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; davacılar vekilinin istinaf isteminin esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK 355. maddesindeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün HMK 370/1. maddesi gereğince ONANMASINA, HMK’nın 373. maddesi uyarınca dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk
Dairesine gönderilmesine ve aşağıda dökümü yazılı 80,70 TL temyiz peşin harcının onama harcına mahsubuna 09.11.2022 gününde üye …’nin karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.
KARŞI OY YAZISI
Dava, trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar sebebiyle maddi tazminat istemine ilişkindir.
2918 sayılı KTK’nın 109. maddesinin 1. fıkrasında “Motorlu araç kazalarından doğan maddi zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak 2 yıl ve her halde, kaza gününden başlayarak 10 yıl içinde zamanaşımına uğrar” hükmüne, yine aynı maddenin 2. fıkrasında ise “dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve Ceza Kanunu bu fiil için daha uzun bir zamanaşımı süresi öngörmüş ise, bu süre maddi tazminat talepleri için de geçerlidir” hükmüne yer verilmiştir.
Uygulamada ve doktrinde benimsendiği üzere söz konusu düzenlemenin amacı, tazminat sorumluluğunu gerektiren ve aynı zamanda ceza kanunlarına göre suç teşkil eden bir eylemin farklı zamanaşımı sürelerine tabi olması engellenerek adalete ve hukuksal güvenliğe aykırı sonuçların önüne geçilmesi düşüncesidir. Ceza (uzamış) zamanaşımının amacı, haksız fiil/suç mağdurlarını korumaktır. Ceza zamanaşımının tazminat davalarında uygulama yeri bulabilmesinin en önemli şartı, suç teşkil eden eylemle ilgili ceza zamanaşımı süresinin, tazminat alacağına ilişkin zamanaşımı süresinden daha uzun olmasıdır. Dolayısıyla, haksız fiil/suç mağduru bakımından 6098 sayılı ve 2918 sayılı Kanunlardaki 2 ve 10 yıllık zamanaşımı sürelerini kısaltacak şekilde bir yorum, kanunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz. Öğrenmeden kasıt, zararın ve tazminat sorumlusunun öğrenilmesidir. Öğrenebilecek durumda olmak zamanaşımı süresinin işlemeye başlaması için yeterli değildir. Zarar ve sorumludan hangisi daha sonra öğrenilirse zamanaşımı son öğrenme gününden itibaren işlemeye başlar.
Ceza zamanaşımı süresi, 2 yıllık zamanaşımı süresinden uzun, 10 yıllık zamanaşımı süresinden kısa ise ceza zamanaşımı süresinin 10 yıllık süreye bir etkisi olmayacaktır. Burada zarar gören, zarar ve sorumlu kişiyi ne zaman öğrenmiş olursa olsun ceza zamanaşımı süresi içinde tazminat davası açabilecek, ancak on yıllık süre dolmamışsa, öğrenme tarihinden itibaren 2 yıl içinde dava açma hakkı korunacaktır. Örneğin, ceza zamanaşımı süresinin sekiz yıl olduğu bir olayda, zarar gören, zarar ve sorumlu kişiyi yedi yıl sonra öğrenmişse iki yıl içinde, dokuz yıl sonra öğrenmişse bir yıl içinde tazminat davası açmak zorundadır.
Sonuç olarak, BK’nın 60. ve TBK’nın 72. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi ile 2918 sayılı Kanun’un 109. maddesinin ikinci fıkrasının temel amacı gözden kaçırılmamalıdır. Bu amaç ise suç veya haksız eylemden zarar görenin menfaatini korumaktır. Bu itibarla, olay tarihinden itibaren işleyemeye başlayan ceza zamanaşımı süresi dolmuş olsa dahi, anılan kurallar uyarınca, zarar görenin zararı ve tazminat sorumlusunu öğrendiği tarihten itibaren işlemeye başlayan 2 yıllık ve herhalde haksız fiilin meydana geldiği tarihten itibaren işlemeye başlayacak on yıllık zamanaşımı süresi içine tazminat davası açılabilir.
Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; Dava konusu kaza tarihi 04.07.2009 olup, dosya içerisinde davacıların maluliyetlerine ilişkin henüz bir belirleme yapılmamıştır, davacıların zararlarını öğrendiklerine dair dosya içerisinde başkaca delil de bulunmamaktadır. Bu nedenle davacıların zararı öğrendikleri tarihin dolayısı ile zamanaşımı süresinin başlangıcına ilişkin uyuşmazlığın giderilmesi için Yargıtay İçtihatları Birleştirme Kurulu kararının beklenilerek sonuca gidilmesi gerektiğini düşündüğümden, sayın çoğunluğun kararın onanması yönündeki düşüncesine iştirak edilmemiştir.