Yargıtay Kararı 4. Hukuk Dairesi 2022/12753 E. 2022/17736 K. 26.12.2022 T.

YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/12753
KARAR NO : 2022/17736
KARAR TARİHİ : 26.12.2022

MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi
İLK DERECE MAHKEMESİ : Pazarcık 1. Asliye Hukuk Mahkemesi

Davacı … vekili Av. … tarafından davalılar … ve … San. Tic. Ltd. Şti. aleyhine 26.01.2017 gününde verilen dilekçe ile TBK’nın 19. maddesi uyarınca muvazaa hukuksal sebebine dayalı tapu iptali ve tescil istenmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama sonunda; davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine dair verilen 28.01.2020 günlü karara karşı davacı vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede; istinaf başvurusunun HMK 353/1-b.1 gereğince esastan reddine dair Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesince verilen 03.06.2022 günlü kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
K A R A R
Davacı vekili dava dilekçesi ve yargılama aşamasındaki beyanlarında; müvekkili ile davalı … arasındaki boşanma davası sonucunda davacı lehine maddi ve manevi tazminata hükmedildiğini, bu kararın henüz kesinleşmediğini, davacının davalı aleyhine mal rejiminden kaynaklı dava da açtığını, davacının hak ve alacaklarını elde etmesine engel olmak amacıyla 150.000,00 TL bedelle diğer davalı yüklenici firmanın yaptığı binadan satın alınan ve aile konutu olarak kullanılan taşınmazın davalı şirket adına muvazaalı olarak kayıtlı olduğunu, davalı …’nin taşınmaz tapusunu üzerine almaktan kasıtlı olarak kaçındığını, boşanma davasının açılmasından önce taşınmazın uzun süre aile konutu olarak kullanıldığını, eş dost ve akrabaların hayırlı olsun ziyaretine geldiklerini, bina aidatlarının davalı … tarafından ödendiğini, davalı eş … dışında binada bulunan diğer kat maliklerinin tamamının tapularını davalı yüklenici firmadan aldıklarını, davalıların anlaşarak taşınmazı hiç satın alınmamış gibi göstermeye çalıştıklarını belirterek, davalı şirket adına kayıtlı taşınmazın devrinin iptali ile taşınmazın gerçek maliki olan davalı … üzerine tesciline, muvazaalı devir nedeniyle İİK’nun 283/1. maddesi uyarınca haciz ve satış isteme yetkisi verilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Davalı şirket vekili cevap dilekçesi ve yargılamadaki beyanlarında; davaya konu taşınmazın kat irtifakının kurulduğu 04.06.2012 tarihinden bu yana müvekkili adına kayıtlı olduğunu, diğer davalı ile aralarında herhangi bir işlem yapılmadığını, davaya konu dairenin satışa konu olmadığını, davalı …’nin ilk etapta daireyi satın alma talebinde bulunduğunu, ancak bu talebinden vazgeçip kiracı olarak oturmak istediğini, ancak aralarında kira sözleşmesi de bulunmadığını, herhangi bir kira ödememesi nedeniyle davalı …’nin taşınmazdan çıkartıldığını, davalı … ile aralarında iptale konu olabilecek herhangi bir tasarruf işlemi bulunmadığından muvazaanın da söz konusu olamayacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.
Davalı … vekili; taşınmazın diğer davalı şirket adına kayıtlı olduğunu, müvekkilinin taşınmazla hiçbir ilgisi bulunmadığı gibi alım satıma da konu olmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.
İlk Derece Mahkemesince; davalı eş …’nin davaya konu taşımazın arsa/kat maliki olmadığı gibi taşınmazın adına tescil edilmediği, davacı ile davalı …’nin evlilik birliğinin devam ettiği süreçte taşınmazda kiracı olarak ikamet ettikleri, davalı eşin diğer davalı şirketten bu taşınmazı satın almadığı, bu nedenle davalıların pasif husumet ehliyetlerinin bulunmadığı gerekçesiyle; davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili istinaf yoluna başvurmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesince; taşınmaz satışının resmi şekilde yapılması gerektiği, davacı yanın harici olarak taşınmazın davalı …’ye satıldığı ve tescil yapılmadığına yönelik iddiasını ispat edemediği, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.
Dava, 6098 sayılı TBK’nın 19. maddesi uyarınca muvazaa hukuksal sebebine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkindir.
Davacı vekili, boşanma davası öncesinde evlilik birliği devam ederken davalılardan eski eş …’nin diğer davalı şirket tarafından inşa edilen binadan satın aldığı ve müşterek ikametgah olarak kullanılan, ancak boşanma davası sonucu hükmedilen tazminat ve katılım payı alacaklarının tahsilini engellemek amacıyla halen davalı şirket adına kayıtlı bulunan taşınmazın tapu kaydının muvazaa nedeniyle iptali ile gerçek maliki davalı … adına tescilini istemiştir.
Muvazaa çok geniş bir kavramdır. Bu itibarla, karşı tarafa ulaşması koşuluyla tüm irade beyanlarında, tek taraflı hukuki işlemlerde muvazaa mümkündür. Diğer bir söyleyişle, muvazaa tek taraflı veya iki taraflı sözleşmelerde olduğu gibi, hem borçlandırıcı ve hem de tasarrufi işlemlerde yapılabilir. Muvazaalı sözleşmelerde, muvazaanın tespiti veya iptali için açılacak bir davada, muvazaanın varlığının ileri sürülmesi bir süreye bağlı değildir. Danışıklı bir hukuki işlem ile üçüncü kişilere zarar verilmesi, onlara karşı işlenmiş bir haksız eylem niteliğinde olduğundan, kural olarak danışıklı işlem (muvazaalı muamele) nedeniyle hakları zarara uğratılan üçüncü kişiler, tek taraflı veya çok taraflı olan bu hukuki işlemlerin geçersizliğini ileri sürebilirler. Ancak danışıklı işlem ile üçüncü kişilerin haklarının zarara uğratıldığının benimsenebilmesi için onların, danışıklı işlemde bulunandan alacakları bulunmalı ve danışıklı işlem o alacağın ödenmesini önlemek amacıyla yapılmış olmalıdır.
İlk Derece Mahkemesince davalılar arasında iptale tabi herhangi bir devir bulunmaması nedeniyle davanın husumet yokluğundan reddine karar verilmiş; davacının istinaf istemi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı … tarafından harici olarak taşınmazın satın alındığı ancak tescilin yapılmadığı iddiasının davacı yanca ispat edilemediği gerekçesiyle davacının istinaf başvurusu esastan reddedilmiş ise de, varılan sonuç dosya kapsamına uygun olmayıp eksik incelemeye dayalıdır.
Medeni yargılama hukukunun temel amacı tarafların maddi hukuktan kaynaklanan sübjektif haklarını korumaktır. Konusunu da bu sübjektif hakların tanınması, bunların ihlali veya ihlal tehlikesi durumunda korunması oluşturur. Dolayısıyla hakkı ihlal edilen kişilerin başvurusuyla kişi ile Devlet arasında bir yargılama ilişkisi kurulmuş olur. Kişinin talebine göre bu ilişki dava ilişkisi, çekişmesiz yargı ilişkisi ya da geçici hukuki koruma ilişkisi niteliğinde olabilir. Medeni yargılama hukuku temelde bu ilişkiler üzerine kurulurken birtakım ilkeler de ortaya çıkmıştır.
Medeni hukuk yargılamasına hâkim olan ilkelerden biri de taleple bağlılık ilkesidir. Bu ilke HMK’nın 26 ncı maddesinde açıkça ifade edilmiştir. Buna göre, hâkim tarafların talepleri ile bağlıdır. Kanunlarda gösterilen sınırlı sayıdaki istisnalar bir kenara bırakılacak olursa talepten fazlasına veya talepten başka bir şeye karar veremez. Fakat hâkimin duruma göre talep sonucundan daha azına karar vermesinin önünde engel yoktur.
Taleple bağlılık ilkesinin taşıdığı ilk anlam; tarafın talep etmediği husus hakkında mahkemenin karar veremeyeceğidir. Buna göre tarafın neyi talep edip etmediği ve hâkimin ne hakkında karar verip veremeyeceği dava dilekçesine bakılarak tespit edilir. Bu tespitin konusunu, istenilen hukuki sonuç oluşturur. Bu itibarla hâkimin karar verme sınırı dava dilekçesi ile belirlenmiş olur. Talepte bağlılık ilkesinin taşıdığı ikinci anlam ise tarafın talebinden fazlasına mahkemece karar verilememesidir.
Bununla birlikte taleple bağlı olma, yargılama sonucunda davacının talep ettiği haktan daha azına sahip olduğunun belirlenmesi durumunda uygulanmaz. Talepten azına karar verme “çoğun içinde az da vardır” esasına dayanmaktadır. Bu kural ise davacının talep sonucu ile aynı nitelikte olan daha azına karar vermeyi ifade etmektedir. Nitekim dava açıldığında davacının talebi maddi hukukta karşılığa sahip olduğu oranda mahkemeden hukuki koruma sağlanmasıdır. Bir başka ifade ile davacının talebi, beklentisi tam olarak karşılanamadığı hâlde “ya istediğimin hepsine karar ver ya da hepsine karar veremeyeceksen hiçbir şeye karar verme” anlamını taşımayacaktır. Zira davacının arzusu, maddi hukukta ihlal edildiğine inandığı hakkının dava açılmakla korunması veya yeniden tesisidir.
Somut olay tüm bu açıklamalar kapsamında ele alındığında, dosya içindeki belgelerden taşınmazın kat irtifak tapusunun ilk tesis edildiği tarihten bu yana davalı yapı sahibi/yüklenici şirket adına kayıtlı olduğu belirlenmiştir. Eldeki davada, davalı eski eş …’nin davacı eşin alacaklarının tahsil imkanını önlemek için inşaat halinde iken satın aldığı ve inşaatın bitiminde aile konutu olarak davacıyla birlikte oturdukları dairenin tapusunu, davacı eşin boşama davasında hükmedilen tazminatlar ve halen devam ettiği belirtilen mal rejiminin tasfiyesi davası sonucunda hükmedilebilecek alacaklar nedeniyle üzerine almadığı, taşınmazın davalılarca danışıklı olarak satıma konu edilmemiş olarak gösterilmeye çalışıldığı ileri sürülmektedir. Esasen resmi nikahlı eşlerin evlilik birliği içinde birbirlerinin malvarlığı ve bunlar üzerindeki tasarruflarından haberdar olmamaları hayatın olağan akışına da uygun değildir. Ayrıca keşif sırasında mahalli tanığın alınan ifadesinde daire aidatlarının davalı … tarafından ödendiği ifade edilmiş, yargılamada ifadesine başvurulan tanıklar taşınmazın aile konutu olarak satın alındığını, hayırlı olsun ziyaretinde bulunduklarını beyan etmişler, davalı şirket tarafından mahkeme müzekkeresine verilen cevapta ise taşınmazı satın almak isteyip sonra vazgeçen davalının taşınmazda oturduğu ancak herhangi bir ödeme alınmadığı savunulmuştur.
Her ne kadar davalılar arasında tapuda gerçekleştirilen bir tasarruf işlemi yoksa da, çoğun içinde azı da vardır kuralı gereğince dava konusu taşınmazın davalı eş adına tescil isteminin, muvazaanın tespiti isteğini de kapsadığı kabul edilmelidir. Zira her eda davası aynı konudaki tespit talebini de içeren daha geniş kapsamlı davadır. Davacının hakkının varlığı belirlenmiş olmasına rağmen eda hükmü kurulamayan hâllerde verilecek tespit kararı ile taraflar arasındaki hukuki belirsizlik giderilecek ve hukuki barış sağlanacaktır.
Şu halde Mahkemece öncelikle, davacının davalıdan bir alacağı olup olmadığı, bir başka deyişle davada hukuki yararının ortadan kalkıp kalkmadığı tespit edildikten sonra, davalı şirket defter ve kayıtları üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesi ile davalı … tarafından evlilik birliğinin devamı sırasında taşınmazın devri amacıyla herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı, aralarında başkaca bir para alışverişi bulunup bulunmadığının incelenmesi, dosya kapsamındaki tüm deliller gözetilip varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, tespit kararı da verilebileceği gözetilmeksizin eksik inceleme ile yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygun düşmemiştir. Bu nedenle, Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak, hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle; davacı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA ve İlk Derece Mahkemesi kararının HMK’nın 373/1. maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya geri verilmesine 26.12.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.