YARGITAY KARARI
DAİRE : 4. Hukuk Dairesi
ESAS NO : 2022/12973
KARAR NO : 2022/14954
KARAR TARİHİ : 21.11.2022
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacılar … vd. vekili Av. … tarafından, davalı …Ş aleyhine 29/01/2016 gününde verilen dilekçe ile tasarrufun iptali davasında verilen haksız ihtiyati haciz kararı nedeniyle maddi ve manevi tazminat istenmesi üzerine ilk derece mahkemesince yapılan yargılama sonunda davanın reddine dair verilen 29/06/2018 günlü karara yönelik davacılar vekilinin istinaf başvurusu Adana Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesince yapılan istinaf incelemesinde 6100 sayılı HMK’nun 353/1-b-(1) maddesi gereğince 05/03/2019 günlü kararla esastan reddedilmiş, verilen bu kararın davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 09/03/2021 gün ve 2019/1961 Esas, 2021/1088 Karar sayılı ilamıyla davacı gerçek kişilerin tüm, davacı şirketin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek, HMK’nun 373/1. maddesi uyarınca Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak, aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının davacı şirket yararına bozulmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine dair verilen karar üzerine; İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda davacı gerçek kişilerin maddi tazminat taleplerinin reddine, davacı şirketin maddi tazminat isteminin kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin talebinin reddine, davacı gerçek kişilerin manevi tazminat taleplerinin reddine dair verilen 24/03/2022 günlü kararın HMK’nın 373. maddesinin 4. fıkrasına uygun olarak Yargıtayca incelenmesi taraf vekillerince süresi içinde istenilmekle, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten sonra tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kağıtlar incelenerek gereği görüşüldü.
KARAR
Davacılar vekili; müvekkili şirket tarafından 23/11/2012 tarihinde satın alınan davaya konu 1853 ada, 316 parsel sayılı taşınmaz üzerine inşa edilecek olan yapının 16.500.000,00 TL bedelle dava dışı Stil Park şirketine satışı konusunda 10/02/2014 tarihinde protokol imzalandığını, Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2014/291 esas sayılı dosyasında açılan tasarrufun iptali davasında davalı bankanın talebiyle İİK’nun 281. maddesinin 2. Fıkrası uyarınca davaya konu taşınmaz üzerine 25/04/2014 tarihinde konulan ihtiyati haciz nedeniyle kamuya terk işlemi yapılamadığından inşaat ruhsatının alınıp süresinde inşaata başlanamadığını, bu nedenle alıcı firmanın sözleşmeyi feshettiğini, fesih nedeniyle müvekkili şirketin kazanç kaybına, inşaata bir yıl geç başlanılması nedeniyle kira
kaybına uğradığını, artan inşaat maliyetlerinden kaynaklı zararın oluştuğunu, tasarrufun iptali dosyasına ihtiyati haczin kaldırılması amacıyla ibraz edilen teminat mektubu için dava dışı bankaya bloke edilen 500.000,00 TL nakit paranın kullanılamamasından kaynaklı faiz kaybı olduğunu, teminat mektubu için bankaya komisyon da ödendiğini, haksız ihtiyati haciz nedeniyle şirket ortağı olan müvekkillerinin ticari itibarlarının zarar gördüğünü belirterek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 100.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren en yüksek oranda ticari mevduat faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacı şirkete ödenmesine, davacı … için 3.000.000,00 TL manevi, davacı … için 2.000.000,00 TL manevi, davacı … için 2.000.000,00 TL manevi, davacı … için 2.000.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile anılan davacılara ödenmesine karar verilmesini talep etmiş; 25/05/2018 tarihli ıslah dilekçesiyle davacı şirketin maddi tazminat talebini 5.100.000,00 TL’ye yükseltmiş, manevi tazminat taleplerini davacı … için 2.000.000,00 TL, davacı … için 1.000.000,00 TL, davacı … için 1.000,000,00 TL, davacı … için 1.000.000,00 TL olarak ıslah ettiklerini bildirmiştir.
Davalı banka vekili; tasarrufun iptali davasında taraf olmayan davacı gerçek kişiler yönünden davanın aktif husumet yokluğundan reddi gerektiğini, ihtiyati haczin taşınmazda inşaat yapılmasına engel teşkil etmediğini, zararla ihtiyati haciz arasında nedensellik bağı bulunmadığını, davaya dayanak olarak bildirilen 10/02/2014 tarihli adi yazılı protokolün her zaman düzenlenmesinin mümkün olduğunu, bu protokolün tanzim tarihinden sonra ilgili belediye nezdinde bir inşaat ruhsat başvurusu yapılmadığını, ihtiyati haczin yalnızca 5 aylık bir süreyi kapsadığını belirterek, davanın reddi gerektiğini savunmuştur.
İlk Derece Mahkemesince; davanın reddine karar verilmiş; hükmün davacılar vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 09/03/2021 tarihli ve 2019/1961 Esas, 2021/1088 Karar sayılı ilamı ile; davacılar …, …, … ve …’un tüm, davacı şirketin diğer temyiz itirazlarının reddine karar verilerek “dava konusu 316 parsel sayılı taşınmaz kaydına konulan ihtiyati haczin haksız olduğunun, tasarrufun iptali davasında verilen red kararı ile sabit olduğu, haksız haciz nedeniyle davacı şirketin, dava dışı bankaya teminat mektubu karşılığı depo ettiği ve kullanamadığı 500.000,00 TL’nin, ihtiyati haczin konulduğu 25/04/2014 ile kaldırıldığı 29/09/2014 tarihleri arası işlemiş faizlerinden oluşan zararının ve dava dışı bankaya ödemek zorunda kaldığı teminat mektubundan kaynaklı komisyon bedelinin maddi zarar olarak kabulü ile bu miktarların hüküm altına alınması gerekirken, davacı şirketin maddi tazminat isteminin tümden reddine karar verilmesinin doğru olmadığı” gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.
Bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde ilk derece mahkemesince; davacılar …, …, …, …’un maddi tazminat taleplerinin reddine, davacı şirketin maddi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 6.565,86 TL komisyon bedeli, 25.270,55 TL ihtiyati haciz dönemine ilişkin işlemiş faiz olmak üzere toplam 31.836,41 TL maddi tazminatın davalıdan tahsili ile davacı şirkete verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine, davacıların manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş; hüküm, taraf vekillerince temyiz edilmiştir.
1)Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin değerlendirilmesinde bir isabetsizlik bulunmamasına, bozma ile kesinleşen yönlere ilişkin inceleme yapılmasının mümkün olmamasına göre davalı vekilinin tüm, davacılar vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.
2) Dava, tasarrufun iptali davasında verilen haksız ihtiyati haciz kararı nedeniyle maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.
a) Mahkeme kararlarında hükmün nasıl oluşturulacağı 6100 sayılı HMK’nın 297. maddesinde detaylıca belirtilmiştir. Buna göre; “Hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gereklidir.” Bu yön, kamu düzenine ilişkindir. Bu biçim yargıda açıklık ve netlik prensibinin gereğidir. Aksi hal, hükmün infazında zorluklara ve tereddütlere, yargılamanın ve davaların gereksiz yere uzamasına, davanın tarafı bulunan kişi ve kurumların mağduriyetlerine sebebiyet verecek ve kamu düzeni ve barışını olumsuz yönde etkileyecektir.
Davacılar vekili dava dilekçesinde, davacı gerçek kişiler için davalıya manevi tazminat istemini yöneltmiş, davacı gerçek kişiler yönünden maddi tazminat talebinde bulunmamıştır. Şu halde mahkemece, talebi aşar şekilde davacı gerçek kişilerin maddi tazminat taleplerinin reddine ve davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi HMK’nın 297/2. maddesine uygun düşmediğinden kararın bozulması gerekmiştir.
b) Dosya kapsamından; dava dilekçesinde davacı şirket yönünden talep edilen maddi tazminatın dava tarihinden itibaren faiziyle birlikte davalıdan tahsilinin istenilmiş olduğu, ancak mahkemece bu husus hakkında bir hüküm kurulmadığı anlaşılmaktadır.
Şu durumda, davacı şirket uğradığı maddi zararın faiziyle birlikte ödetilmesini istemiş bulunmasına karşın, mahkemece faiz talebinin de değerlendirilmesi gerekirken, bu talebe ilişkin olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olması HMK’nın 297/2. maddesine uygun düşmediğinden, kararın bozulması gerekmiştir.
c) Yargılamaya hakim olan ilkelerden olan “taleple bağlılık ilkesi” HMK’nın 26. maddesi ile düzenlenmiş olup, hâkim, tarafların talep sonuçlarıyla bağlıdır; ondan fazlasına veya başka bir şeye karar veremez.
Dava dilekçesinde davacı şirketin, davalıdan manevi tazminat talebi olmamasına karşın, mahkemece tüm davacıları kapsar şekilde manevi tazminat talebinin reddine şeklinde hüküm kurulmuştur. Mahkemece talebi aşar şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin tüm, davacılar vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE, (2-a,b,c) bendinde açıklanan nedenlerle davacılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA ve aşağıda dökümü yazılı 1.638,07 TL kalan onama harcının temyiz eden davalıdan alınmasına, peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacılara geri verilmesine 21.11.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.